Basın Açıklamaları

UTANÇ DAVASI SANIKLARININ LEHİNE OLAN KARAR VİCDANLARI RAHATSIZ ETTİ…

Kayseri’nin Talas ilçesinde 21 Eylül 2009’da Ramazan Bayramında şeker toplamak için dolaşan üç küçük çocuğun esrarengiz bir şekilde kaybolması ve 1,5 yıl sonra komşularının kaçırdığı, çocuklardan birine tecavüz ettiği ve sonra hepsini öldürdüğü itirafı sonrası toplumda oluşan infial, sağduyu sahiplerince hatırlanmaktadır. Bu itirafların yankıları, idam cezasının bile bazı suçlar için yeniden düşünülmesi gerektiği çağrılarına da sebep olmuştur.

Bugünlerde ise bir kız çocuğunun çok sayıda kişiler tarafından uğradığı tecavüz eyleminin yargısal sonuçları ve başta mağdur olmak üzere toplumda bıraktığı onarılmaz yaralar tartışılmaktadır.

2002 yılında Mardin’de 13 yaşındaki bir çocuğun, iki kadın tarafından fuhuş batağına sürüklenmesi ve akabinde aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu babası ve dedesi yaşında olabilecek 26 kişinin tecavüzüne uğraması dava konusu olmuş ve kamuoyunda UTANÇ DAVASI olarak isim bulmuştur. Adalet Bakanı’na gönderdiği mektubunda adalet isteğini iletirken “ben daha çocuğum” diyerek başlayan N.Ç. başkalarının da aynı acıları yaşamasını istemediğini dilemektedir.

Ancak Utanç Davasının mağdurunun bu talebi yerini bulmamıştır. Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanıklar hakkında mahkûmiyet kararı ancak 8 yıl sonra verilebilmiş üstelik de (2005 tarihli TCK değişikliği öncesi geçerli yasaya göre 5 yıl) en alt sınırdan cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Heyetin alt sınırdan hüküm kurması kanuna uygun olsa da kanaatini oluştururken iyi hal indirimi yapmasına gerekçe olarak “duruşmadaki tavırlarına” bağlaması kamuoyunu tatmin edememiştir.

Nitekim dava sırasında 18 yaşını dolduran mağdurun avukatlarının görevleri de kendiliğinden sona erdiğinden temyiz talebinin kabul edilmemesi tehlikesiyle karşı karşıya kalması, SHÇEK korumasından da mahrum olması, mağdurun kamuoyuna mal olmuş bir davanın objesi durumunda olmanın verdiği toplumsal ötekileşme ve yalnızlaşmaya maruz kalması, işlenen suçtan dolayı gördüğü zararın halen devam ettiğini göstermektedir.

Çünkü Adli Tıp Rapor’unda geçen “mağdurenin olay tarihindeki gerçek yaşı 15’tir. Sanıkların maddi veya manevi bir cebir kullandıklarına dair unsurun bulunmaması, mağdurenin yaşının da kanunun suç olarak kabul ettiği 15 sınırında olması nedeniyle, sanık T. ve E. dışındaki sanıklar için cezaların alt sınırdan tayin edilmesi gerektiği kanısına ulaşılmıştır.” Ve “Olayın ahlaki radaetini müdrik (Ahlaki kötülüğünün farkında olduğu) olduğu” İbareleriyle yapılan değerlendirmenin mahkemece dikkate alınması ve temyiz incelemesinde de yerel mahkemenin kararının temyizen geçtiğimiz günlerde bazı bölümlerinin onanması adaletin yerini tam bulmadığını düşündürmektedir. Bir çocuğun tecavüzün kötülüğün farkına varabileceği nesil tespit edilmiştir? Farkına varsa bile kendisine yapılan ve kendince ters ilişkiye girerek bütün tedbirleri düşünecek kurnazlıkta ve güçte olan sanıklara karşı koymakta kalacağı acziyet hiç düşünülmemiş midir? Gibi soruları cevapsızdır.

Ayrıca davalarda yargılama kamu adına yapıldığı için tek amacın da adaleti sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Bir yargılamada hüküm verilirken toplumun ve vicdanların tatmin edilmesi ve adaletin yerini bulması için yargılama sırasında bütün enstrümanların iyi kullanılması toplumun ve adaleti talep edenlerin beklediği bir tutum olmasının yadırganmaması gerekmektedir.

Tecavüzlere gerçek çözümleri bulamamak, bir çocuk tecavüze uğradığında suçlu görmek, dışlamak, yargı sürecinin uzun olması, cezalandırmanın mağdurun zararı ve fiil arasında orantılı ve tatmin edici olmaması, tecavüz mağdurlarının tam olarak korunamaması ve topluma adaptasyon sürecinin desteklenmemesi bu fiili işleyenleri cesaretlendirmeye yaramaktadır.

MAZLUMDER olarak, çocuk yaşta tecavüze uğrayan N.Ç.’nin yaşam hakkına yapılan bu saldırıyı bütün gücümüzle kınıyor ve diyoruz ki;

- Öncelikle tecavüze veya cinsel istismara maruz kalan çocukların, yargılama aşamasında reşit yaşa ulaşmış bile olsa, psikolojik, hukuki ve tıbbi destek ve koruma sağlayacak yeterli sayıda merkez ve mekanizmaların tesis edilmesini,
- Bu tür cinsiyet istismarı davalarında özel ya da genel ceza indirim yapılmaması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını,
- Yargılama sürecinde çocuğun ya da tecavüze uğrayanın beyanının esas alınmasını, sürekli muayene ve sorgulanmamasını sağlayacak düzenlemenin yapılmasını,
- Cinsiyet istismarı ve tecavüz vakalarının önlenmesi zımnında bütün devlet kurumlarının; toplumun mağdurun yanında yer alan tavır ve kazandırıcı tutumunu destekleyici ve sosyal hayatın huzurunun sağlanması ve çocukların eğitim ve sağlıklı gelişimlerini evrensel insan hakları normlarına uygun olarak sürdürülmesine yönelik çabaları geliştirici projelere önem verilmesini,
- Medya’nın, reklamlarda ya da dizilerde kadını cinsel obje olarak işlememesi için ve bu tür haberleri geçerken magazinleştirmeden ve kadın ya da çocuğun da bunu hak ettiği ya da tahrik ettiği yorumlarına sebep olacak metinlerden kaçınmasını sağlayacak tedbirlerin alınmasını talep ediyoruz.
-
MAZLUMDER İstanbul Şubesi