Manisa'nın Soma ilçesinde, özel bir şirkete ait kömür işletmesinde meydana gelen patlamada yüzlerce canı kaybetmemiz dolayısıyla derin bir üzüntü içerisindeyiz. MAZLUMDER olarak hayatını kaybeden işçilerimize Allah’tan rahmet; ailelerine, sevenlerine başsağlığı ve sabırlar diliyoruz. Aynı elim kazada yaralanan kardeşlerimize, geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor; bir an önce sağlıklarına kavuşmalarını temenni ediyoruz.
2012 yılında yalnızca maden sektöründe 81 işçinin, 2013 yılında ülke genelinde 1235 emekçinin, 2014 yılının daha ilk dört ayında en az 369 emekçinin, ağır ve denetimsiz çalışma koşullarında hayatını kaybettiği düşünüldüğünde, yaşanan bu can kayıplarının “ihmal” ya da “kaza” olarak geçiştirilemeyeceği ortadadır.
Karşımızda amansız bir kâr hırsıyla rekabet eden yerel ve küresel sermaye ile insanın en temel haklarından yaşama hakkının dahi riske atılabildiği, çalışma koşullarını hakkıyla denetlemeyen devletin işbirliği neticesinde ciddi ve çok boyutlu bir sorun bulunmaktadır. Nitekim Soma'daki maden faciası da bu işbirliğinin acı bir neticesidir.
Her ne kadar Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. yetkililerince “kaza” olarak nitelendirilen patlamanın, “alınan en yüksek ve sürekli denetim altında olan tedbirlere rağmen” gerçekleştiği iddia edilse de; muhalefet partileri tarafından teklif edilen, fakat iktidar partisi tarafından reddedilen meclis araştırma önergeleri ortada ivedilikle aydınlatılması gereken bir durum olduğunu göstermektedir.
Mezkûr soru önergesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından, çeşitli tarihlerde yapılan teftişlerde tespit edilen noksanlara rağmen üretim faaliyetlerinin durdurulmadığına, bunun yerine para cezası ile yetinildiğine dikkat çekilmişti. Mart ayında Bakanlık müfettişlerince yapılan son teftişte, noksanların giderildiği söylenmektedir. Buna rağmen böyle bir olayın ortaya çıkması, teftişlerin niteliği hakkında da soru işaretleri oluşturmaktadır. Unutulmamalıdır ki ölüm riski madenciliğin kaderidir, deyip insan yaşamı üzerinden kazanç anlayışı kabul edilemez. Haliyle yaşanan bu ağır kaybın basit bir ihmal olarak değerlendirilmemesi gerektiği de aşikârdır.
Birkaç noktadaki soru işaretleri bile bu iddiaları desteklemektedir;
Madende kullanılan trafoların anti grizu (alev sızdırmazlık) özelliğine sahip olmaları gerekir. Yeraltında çalışan bir makinenin, içinde dinamit patlasa dışarıya sızdırmayacak kadar güçlü bir koruma duvarına sahip olması gerekir.
Şirket ve devlet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda, madende iş güvenliği kurallarına titizlikle uyulduğundan söz ediliyor.
Söylendiği gibi yüksek teknoloji kullanılmış ve güvenlik önlemleri titizlikle alınsaydı bugün bu acıyı yaşamamamız; değil olayın üçüncü gününde, daha ilk dakikalardan itibaren içeride kaç kişinin mahsur kaldığını biliyor olmamız gerekirdi.
Söylendiği gibi ileri teknoloji kullanılan bir madende, trafo patladığında ocaklarda nakliyatı aksatmayacak, asansörleri (kafesler) devre dışı bırakmayacak yedek güçlerin bulunması gerekir.
Aşırı yük çekilmesi durumunda, aşırı akım rölelerinin devreye girip elektriği kemesi gerekir. Kesmiyorsa devreden çıkarılmış demektir ki bu da tek kelimeyle cinayettir.
Söylendiği gibi ileri teknoloji kullanılan bir işletme ocaktaki karbondioksit, karbon monoksit, metan ve oksijen oranları konusunda sağlıklı bir açıklamayı da olayın hemen ardından yapabilirdi.
Bu açıklamaların hiçbiri halen yapılmadı. Buradan anlıyoruz ki madende patladığı söylenen trafo ya alev sızdırmazlık özelliğine sahip değil ya da gerekli bakımları, testleri yapılmadı.
İş Kazalarına Karşı Acil Eylem Planı
Soma’dan acı haberler almaya devam ediyoruz. Bu acının müsebbibi, daha fazla kâr hırsıyla uzun mesailerde insanları çalıştıran, gerekli güvenlik ve sağlık önlemlerini almayan sermaye ile denetimlerin gereğini yerine getirmeyen devlet görevlilerinin, insan hayatını hiçe saymasıdır. Bu çarpık anlayıştan kurtulmak, bu acıyı tekrar yaşamamak için devlet ve kurumlar nezdinde gerekenler bir dakika dahi geçirmeden, acil eylem plânıyla işler hale getirilmelidir.
Derhal Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı başta olmak üzere, kapsamlı bir dönüşüm eylem planının uygulamaya konulması gerekiyor.
Bu bağlamda işçilerimiz hayattayken canları, sağlıkları güvence altına alınmalı:
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yapısı değiştirilmeli, güçlü taşra teşkilatı olan, tüm işyerlerine nüfuz edebilecek bir yapıya kavuşturulmalı!
SGK ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın denetim ve teftiş birimleri güvensiz ve sağlıksız çalışma konusundaki şikâyetleri aynı gün denetlenecek hale getirilmeli!
İş Kanunu’na aykırı olarak işi ikinci, üçüncü hatta dördüncü firmalara veren taşeron firma sistemine müdahale edilmeli!
İlgili kanunlar, iş kazalarında ihmali görülen iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin, cezai sorumluluk altına alınacağı şekilde yeniden düzenlenmeli!
MAZLUMDER olarak ;
Yaşadığımız bu büyük acıyı “işçilerin kaderi bu” diyerek kabul etmemiz mümkün değildir!
Tarihimizde görülen en büyük “maden kazası” sonucu yaşadığımız büyük acının tekrar etmemesi için;
Siyasi iktidarın kamusal yetki ve denetim mekanizmasını, işçilerin can sağlığı ve güvenliğini korumak üzere etkin bir şekilde işletmesi gerektiğini hatırlatıyoruz.
Bunun için Uluslararası Çalışma Örgütü'nün işverenleri, kazaları önlemek için her türlü önlemi alma, riski kaynağında bertaraf etme ve güvenli çalışma sistemleri tasarlama gibi maddelerle yükümlü tutan “Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi”ni Türkiye’nin acilen imzalanmasını talep ediyoruz.
Bu gün sahalarında uzman “İhlalleri izleme tespit ve Raporlama” ekibimiz ile İstanbul’dan yola çıkıyoruz, Bursa ve İzmir’den de katılacak uzman arkadaşlarımızla 40 kişilik bir kadro ile Soma’da saha çalışmalarımızı yapmaya gidiyoruz.
Soma’da hayatını kaybeden ve zarar görenlerin haklarının alınması ve sorumluların adil yargılanma ile cezalarını alması hususlarının takipçisi olacağımızı Kamuoyuna saygıyla bildiririz.
MAZLUMDER
İstanbul Şubesi