DEMOKRATİK AÇILIMA KAN SIÇRADI!
Dünya değişiyor, zaman değişiyor, ülke değişiyor. Bütün değişimlerin kesiştiği bir noktadan geçiyoruz. Türkiye dünya üzerinde aktif bir aktör olmaya soyunmuşken, değişime ayak uyduramayan kurumlar ve bilinçaltına işlemiş travmalar şiddetin fitilini ateşledi. Bugün üzgünüz. Çok üzgünüz. Zihnimizi meşgul eden sorularımız var... Artan şiddet olayları neden çıkmıştır? Sorumluluk kime aittir? Neden yine genç fidanlarımızı tabutlarda görüyoruz? Neden ovada siyaset yapmak için inenler tekrar dağa çıktı? Dağa çıkanları bir hiç uğruna öldürmeye ve ölmeye iten sebep nedir? Demokratik açılımla tam barışa çok yakın olduğumuzu zannederken neden tekrar silahlar konuşmaya başladı?
Şu günlerde canımızı yakan şiddet faaliyetlerini hiçbir şey meşru kılamaz. Bu faaliyetlerin hangisi Kürt halkının yararınadır? Türk ve Kürt gençlerini canından eden bu şiddet olayları, anti demokratik uygulamaların Kürt halkına geri dönmesine neden olacaktır. Kürtlerin hakları konusunda söz hakkına sahip olduğu ve muhatap alınmayı bekleyen örgüt Türkiye'ye kendisini anlatmayı hiç denememiştir. Tabanı olan Kürtlere "bize ihtiyacınız var" psikolojik baskısını yapmış ancak Türkiye'nin diğer kesimlerini yok saymıştır. Muhatap alınmamayı şiddetinin gerekçesi yapan örgüt dünyadaki ve Türkiye'deki değişim rüzgarına karşı yerinde saymıştır. Ve Kürtleri şiddet çukuruna çekmeye çalışmaktaktadır.
Şiddet olaylarının başlamasına gerekçe veren değişime ayak uydurmamış devlet kurumlarının da bu olaylarda sorumlulukları vardır. Ülkemizde kangren haline dönüşmüş anti demokratik uygulamaların oluşturduğu travmaları çözebilmek için bir yıl önce başlatılan demokratik açılım iyi yönetilememiştir. Burada iktidar partisi süreci iyi yönetememiş, Muhalefet partileri ise yapıcı katkıda bulunamamışlardır.
4000'nin üzerinde çocuk "taş attıkları gerekçesiyle" yargı önünde yetişkinlerle bir tutulmuş terörle mücadele yasasının afaki cezalarına çarptırılmıştır. Bu çocuklar ne olursa olsun çocuk mahkemeleri tarafından yargılanmaları, işledikleri suç yüzünden ceza değil, rehabilitasyon görmeleri gerekiyordu. Ancak yargı kurumu güneydoğuda bilinçaltına işlemiş, çok katmanlı, çok değişkenli ve kendi kendini doğuran bu soruna karşı "suç ve ceza" denkleminde düz mantık kurmuştur. Silahların susmasının tek yolunun dağdakileri siyasete davet etmek ve ifade özgürlüğünü kullanmalarına bağlı iken, geçtiğimiz kış Habur'dan giriş yapan mültecileri hemen yargının önüne çıkarmak Türkiye'nin güvenilmez olduğu algısını doğurmuştur. Yıllar boyu iç ve dış tehdit paranoyası sebebiyle komşuları ve vatandaşlarıyla doğru iletişime geçemeyen Türkiye'nin bir yansıması olarak Kürtler cephesinde nüksetmeye hazır güvensizlik vardır. Devletin bir kurumunun açılıma tezat oluşturan uygulaması tüm Türkiye halkını töhmet altında bırakmaktadır.
Bu süreçte hareket etmesi, değişmesi zor olan, kurallara bağlı hareket etmek zorunda olan devlet ve siyasetle, hiçbir kurala bağlı hareket etmeyen şiddet arasında en kritik görev olan tampon uygulayabilmektir. Bu görevi en rahat Türkiye'nin doğusundan batısına var olan Sivil Toplum kuruluşları yapabilirdi. Maalesef ki bu süreçte elini taşın altına sokan STK çok azdır.
Maalesef, barış için başlatılan süreçte canların kıyıldığı bir noktaya geldik. Bu süreçte şiddetin hiçbir meşru gerekçesi olmadığı için örgüt suçludur. Hükümet, tüm siyasi partiler ve devlet kurumları ise açılım sürecini tutarsız görünüm sergilemesine neden oldukları için sorumludur. Tamponluk vazifesi yapamayan STK'lar, aydınlar, sanatçılar, kısacası tüm taraflar sorumludur.
Anti-demokratik uygulamaların oluşturduğu hasar anca tüm taraflar tarafından omuzlanılması gereken demokratikleşme tarafından tedavi edilebilir. Bu yükü taraflar diğerinin omuzlamasını beklerse yük ortada kalır, altında ise masum insanlar ezilir.
Bütün toplum olarak bu kritik günlerde, çok zor olsa da acılarımızın bizi zayıf düşürmesine izin vermemeliyiz. Hükümet açılım için bir an önce uzmanları toplamalı ve kısa vadede ve uzun vadede bu sorunun çözümüyle ilgili bir proje hazırlamalıdır. Bu süreçte siyaset, hukuk üzerindeki tartışmalar çok uzun sürmüştür, lakin iletişim bilim, psikoloji ve sosyoloji bilimlerinin imkanları kullanılmamıştır.
Bu kez sadece hukuksal engellerle ilgili düzenlemelerle yetinmemeli, travmanın nedenlerini kuşaklar arası hafızada aramalı ve projeyi anlatacak reklam kampanyaları düzenlenmelidir. Bu noktada Türkiye'nin her yerinde barış konserleri düzenlenmeli sanatçılardan bu projelerde yer almaları istenmelidir. Aydınlar ve köşe yazarları Türkiye'nin ciddi konularını birbirleriyle konuşacaklarına Anadolu'ya inmeli ve paneller, konferanslar düzenlemelidir.
MAZLUMDER Kütahya Şubesi Başkanı
İbrahim Halil Bozgeyik