Son dönemde sosyal medya hesaplarına, haber içeriklerine ve çeşitli dijital mecralara yönelik erişim engeli kararlarında belirgin bir artış yaşanmaktadır. Özellikle siyasi gündemlerin yoğunlaştığı süreçlerde yaşanan bu engellemeler, temel bir insan hakkı olan ifade ve haber alma hürriyetine yönelik açık bir sansür niteliği taşımaktadır.
En son NATO Zirvesi döneminde, NATO’ya ve zirveye yönelik protesto çağrıları yapan ya da muhalif görüş bildiren sosyal medya hesapları engellenmiş; gazeteci Canan Coşkun'un vize aracı şirketlerindeki usulsüzlük iddialarına dair yaptığı haberlere, Halis Bayancuk ve devletçe radikal bulunan dini görüşleri ifade eden bazı kullanıcıların sosyal medya hesaplarına, aktivist Hüseyin Kılıç, şair Ali Emre, bir sivil katılım platformu olan http://change.org (bir süre sonra erişime yeniden açılmıştır) gibi çok sayıda içeriğe erişim engeli getirilmiştir. Uygulama somut bir suç unsuruna dayandırılmamakta, toptancı bir yaklaşımla hareket edilmektedir.
5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 8/A maddesi, erişim engeli kararlarının pek çoğuna dayanak olarak gösterilmektedir. "Milli güvenlik", "kamu düzeninin korunması", "genel sağlık" gibi son derece muğlak, sınırları belirsiz, keyfiliğe açık ve yeterince gerekçelendirilmemiş şablon kararlar, hukuk devleti olmanın en temel şartlarından olan "hukuki belirlilik" ve "öngörülebilirlik" ilkelerini açıkça ihlal etmektedir.
İfade Özgürlüğü Derneği'nin "Dijital Sıkıyönetim: Kamu Düzeni Gerekçesiyle Kamunun Susturulması" başlıklı raporuna göre geride bıraktığımız yıl bu madde dayanak gösterilerek 179 erişim engeli kararı verilmiştir. Bu kararlarla 2118 habere, 995 X hesabına, 1592 tweete, 379 Instagram adresine ve 706 YouTube videosuna erişim engeli getirilmiştir. Durum o kadar vahim bir hal almıştır ki, bazen bir habere erişim engeli getirildiğine dair haberlere dahi erişim engeli uygulanabilmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi'nin 5651 sayılı Kanun kapsamındaki sistematik erişim engeli kararlarına ilişkin verdiği pilot ihlal kararları, bu uygulamanın istisnai bir yasal sınırlandırmadan ziyade ifade hürriyetini hedef alan bir mekanizma haline geldiğini ortaya koymaktadır. Unutmamak gerekir ki ifade hürriyeti sadece hoşa giden fikirleri değil, aynı zamanda idareyi rahatsız eden ve eleştiren görüşleri de güvence altına almaktadır. Hukuk, idarenin konjonktürel reflekslerine göre değil, temel hukuk normlarına göre işlemelidir.
MAZLUMDER olarak;
- İfade özgürlüğünü hedef alan hukuksuz uygulamalara son verme,
- "Milli güvenlik" ve "kamu düzeni" gibi genel geçer ve soyut kavramlar ileri sürerek; dijital mecralara, gazetecilere, aktivistlere ve sivil platformlara uygulanan keyfi erişim engeli ve sansür politikalarından vaz geçme,
- 5651 sayılı Kanun'un 8/A maddesi başta olmak üzere, internet yayıncılığını düzenleyen tüm mevzuatı ifade özgürlüğü standartlarına uygun hâle getirme çağrısında bulunuyoruz.