Basın Açıklamaları

İnsan Hakları Haftası Münasebetiyle Düzenlenen Basın Açıklaması

İnsan Hakları Haftası Münasebetiyle Düzenlenen Basın Açıklaması
Son bir yıldır devam eden Barış Sürecine rağmen, geçmişten süregelen insan hakları ihlali geleneğinin henüz son bulmadığı ve insanın hizmetinde olması gereken devlet yapılanmasının kimi zaman insanı kendi iktidarı için bir araç olarak gördüğü günümüzde, İnsan Hakları Haftasının insanıümitlendirecek bir fotoğrafının olmadığını söylemek gerekir.

 

    Son bir yıldır devam eden Barış Sürecine rağmen, geçmişten süregelen insan hakları ihlali geleneğinin henüzson bulmadığı ve insanın hizmetinde olması gereken devlet yapılanmasının kimi zaman insanı kendi iktidarı içinbir araç olarak gördüğü günümüzde, İnsan Hakları Haftasının insanıümitlendirecek bir fotoğrafının olmadığını söylemek gerekir. Siyasi tutukluların, yurt dışına çıkmak zorunda kalan siyasi mültecilerin, barışa dair belirsizliklerin en büyük sorun olarak devam ettiği bir zamanda İnsan Haklarından söz etmek elbette zordu. Mazlumder ve İHD Van şubeleri ortak bir basın açıklamasıyla İnsan Hakları Haftasında bu konulara işaret etti. Okunan basın açıklamasının metni aşağıdadır. 

 

BASINA VE KAMUOYUNA


    İnsan Hakları Haftasında Türkiye’nin insan hakları karnesine baktığımızda kırıklarla dolu bir manzarayla karşı karşıya olduğunu görüyoruz. İnsan hakları evrensel beyannamesindeki hak alanların tümünde ihlallerin olduğunu görmekteyiz. 21.yüzyılın ikinci çeyreğine doğru giderken ileri demokrasi şiarıyla halkın karşısına çıkan her iktidar, halka hizmet etmenin aksine, iktidarını sağlamlaştırmak için anti-demokratik ve manipülatif politikalarla devletleşmiştir. Bu iktidarlar döneminde başta Kürt meselesi olmak üzere, temel sorun alanlarının hiçbirinde çözüm geliştirilmemiş aksine sorunları seçim zaferlerine hizmet edecek şekilde zamana yayarak daha da içinden çıkılmaz hale getirmişlerdir. Tüm çaba, güç devşirme ve devletleşme olmuştur.        
     Her iktidarda, yoksullar daha yoksul, zenginler daha zengin olmuştur. 2013 yılı açlık sınırı 1,183, yoksulluk sınırı 3,741 TL’dir. Bu rakamlar üzerinden bakıldığı zaman ülke nüfusunun ciddi bölümü açlık sınırı altında seyrederken nüfusun büyük çoğunluğu yoksulluk sınırının altında kalmaktadır. Sorunlara yabancılaşmanın en bariz örneği depremzedelere yönelik yapılan uygulamalardır. Küçük bir örnek; Anadolu, Tahirpaşa, Kayaçelebi ve Erciş konteyner kentte yaşamak zorunda kalan 150 depremzedenin kalıcı barınma talebine valilik ve hükümet tarafından olumlu cevap verilmediği gibi valilik tarafından elektrikleri kesilerek karanlığa ve karakış koşullarında soğuğa derk edilmişlerdir. Bu durum Sosyal hukuk devleti ve barınma hakkı açısında bir insan hakları ihlalidir.
    Polis şiddeti ivme göstermiş, doksanlarda ara sokaklarda öldürülen insan manzarası yerini Diyarbakır merkezinde, İstanbul meydanlarında, Ankara göbeğinde ve en son Gever’in orta yerinde göz göre göre hedef gözeterek katledilen insanların ülkesi haline gelmiştir. Demokratik tepkilerini ortaya koymak için sokaklara çıkan insanlara orantısız güç uygulamak artık bir devlet politikası haline gelmiştir. İktidarın muhalif kesimlere yaklaşım felsefesi, ülkeyi korku dolu bir geleceğe götürmektedir.
     2013 yılı boyunca siyasi tutuklamalar hız kesmemiş, Van’da 3’u kadın toplam 15 siyasetçi KCK, yine 6’sı kadın 22 kişi de gençlik operasyonlarında tutuklanmışlardır. Yargı, siyasi vesayetin gölgesine düşmüş; irade gösteren, muhalefet yapan insanlar düzmece iddianamelerle tutuklanmış olduklarına dair algı yaygınlaşmıştır. Van belediye başkanı Bekir KAYA ve arkadaşlarının yargılandığı Van KCK ve gezi tutuklamaları bunun açık göstergeleridir.  
      Cezaevlerindeki doluluk oranı cumhuriyet tarihinde ilk kez bu kadar artmıştır. Eylül 2013 ile Kasım 2013 tarihleri arasında Kürdistan cezaevlerinden Karadeniz, Ege ve Trakya cezaevlerine sevk edilen tutuklu/hükümlü sayısı 300’un üzerindedir. Van F tipi kapalı cezaevinden sevk edilen tutuklu/hükümlü sayısı 68’dir. Sevklerin amacı tutsakları tecrit etmek, ailelerinden koparmak ve iradesini kırarak teslim almaktır. Avrupa işkenceyi önleme komitesi 2’nolu genel raporunun 22. paragrafında “aile bağlarının kopmaması için özel çaba gösterilmelidir. Bu bağlamda; mahpuslar, mümkün olduğu ölçüde ailelerinin ya da yakın akrabalarının bulunduğu yerlerin yakınında bulunan cezaevlerine yerleştirilmelidir” denmektedir. Tecrit ve işkenceye dönen bu sevkler tutuklu/hükümlülerin adil yargılanma ve savunma hakkını ihlal etmektir. Bu da adaletin tesisi ve inancını zayıflatmakta, hukuk ilkesini ortadan kaldırmaktadır.
    Ayrıca mahpuslara karşı keyfi ve konjektörel politikalar uygulanmakta buna karşı hak talebinde bulunan mahpuslar, iletişim ve hücre cezaları ile cezalandırılmaktadırlar. 2013 yılı Van F tipi kapalı cezaevinde gerçekleşen hak ihlalleri tablosu; 4 intihar girişimi, 2 tutuklunun gardiyanlarca darp edilmesi, 3 tutukluya sünger odada işkence iddiası, 132 tutukluya haberleşme ve iletişim cezası ile 8 tutukluya 10’ar günlük hücre cezasıdır. Oysaki BM kişisel ve siyasal haklar uluslararası sözleşmenin 10. Maddesinde “ Özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişiler, insani muamele ve insanın doğuştan kazandığı insan onuruna saygılı davranış görme hakkına sahiptir” denmektedir. 
       Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre bu iktidar süresince cezaevlerinde ölen tutuklu/hükümlü sayısı 2000 ulaşmıştır. Türkiye cezaevlerinde 163’u ağır 600’e yakın hasta tutuklu/hükümlü bulunmaktadır. Bunların 10 tanesi Van F tipi kapalı cezaevindedir. Hasta tutsaklarla ilgili hastane raporlarına, STK ve toplumsal duyarlılık çağrılarına rağmen hasta mahpuslar yaratılan politik bürokrasinin kurbanı yapılmış, onlara karşı düşmanca bir yaklaşımla davranılmıştır. Bu durumda cezaevlerinde ölen mahpuslara karşı yaklaşım cinayet göstergeleridir.
     Bireysel ve toplumsal şiddet artmış, kadın katliamları iç savaş bilançosuna ulaşmıştır. 2013 yılı kasım ayı itibariyle insan hakları ve kadın derneklerine başvuran şiddet mağduru kadın sayısı 300’un üzerindedir. Bu da 2012 yılına göre bir artışa işaret etmektedir. 
    Başkale, Özalp, Çaldıran sınır hattında yasadışı vergilendirme yapan asker-işbirlikçi sivil çeteler tarafından öldürülen ve tek dertleri günlük geçimlerini sağlamak amaçlı bir bidon mazot getiren insanların sayısı 100 civarlarındadır. Bu da 3. Roboski demektir. 
Öcalan’ın 21 Mart Amed Newroz’unda başlattığı “çatışmasızlık ve barış süreci” dolayısıyla 2013 yılı boyunca ilimize cenaze gelmemiştir. Ancak hükümetin sürecin ilkeli ve kalıcı olması açısından üzerine düşen sorumluk ve ciddiyetten yoksun davrandığı gözlenmiştir. Bu ciddiyetsiz ve sorumsuz yaklaşım tarihsel olarak belki de bir daha yakalanması zor bir şansın kaybedilmesine neden olacaktır. Kürt sorunu ülkenin kara deliği halini almıştır.  Sorunun çözülmemesi durumunda, korkumuz o ki bu kara deliğin ülkeyi yutmasıdır.
 Bütün bu verilere baktığımıza 2013 yılı boyunca ülkedeki İnsan Hakları İhlalleri azalmamış aksine artış göstermiştir.
       Barış ve kalıcı çatışmasızlık sürecinde, insan hakları demokrasi ve özgürlük adına ümitvar olmak istediğimiz bu dönemde; vatandaşına karşı ötekileştirici, yoksullaştırıcı ve yok sayıcı bu politikaların dün olduğu gibi bugün de ülke geleceğini karanlık tünellere sokacağı aşikârdır. Demokratik sosyal hukuk devleti prensiplerine, uluslararası insan haklar ilkelerine uygun insan, ekoloji ve demokrasi merkezli; katılımcı, kapsayıcı ve eşitlikçi politikaların devreye sokulması gerektiğini inanıyoruz.

                                                                                                                   Mazlumder Van Şubesi
İHD Van Şubesi