Barış ve Demokrasi Partisi'nin 14 Temmuz 2012 tarihinde yapacağını bildirdiği ve 7 milletvekilinin imzası bulunan"Özgürlük için Demokratik Direniş" mitingi başvurusu valilikçe iptal edilmiş ve miting günü emniyet güçlerinin orantısız, keyfi ve aşırı güç kullanımı sonucunda birçok hak ihlalinin yaşanmasına neden olmuş, neticede bir çok yaralanma ve gözaltılar yaşanmıştır. Barış ve Demokrasi Partisi ile beraber diğer sivil toplum örgütlerinin günler öncesinden valiliğin almış olduğu hak ve özgürlüklere aykırı kararının geri alınması çağrısı muhatabınca kabul görmemiş, toplanma ve ifade özgürlüğü gibi temel bir hakkın kullanım isteği, soyut gerekçelerle engellenmeye çalışılmış ve yaşananlara adeta davetiye çıkarılmıştır.
Emniyet güçleri tarafından aralarında parti başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları, sanatçı ve aydınların bulunduğu kitleye aşırı güç kullanımı ile orantısız ve keyfi müdahalelerde bulunulmasının tek sorumlusu kamu erkini elinden bulunduran iktidardır. Kolluk kuvvetlerince yapılan müdahale ve bu müdahalenin şekli, tam anlamı ile öncesinde bir hazırlığın yapıldığını açıkça ortaya koymuştur. Bu hazırlığın, ortaya çıkabilecek olumlusuzlukları önlemeden ziyade barışçıl yollar ile taleplerini dile getirmek isteyenleri dağıtma, yok etme ve sindirme olduğu ortaya çıkmıştır. 6 Bin kolluk görevlisinin bu miting için istihdam edilmesi güvenlik için değil mitingi yaptırmamak için bir çaba ve çalışma olduğunu göstermektedir.
Yaşananlar ile "emniyetin" ve "güvenliğin" hiçe sayıldığına tüm toplum olarak tanıklık ettik. Polisin, kadın göstericiyi açık tacizi, kelepçelediği halde insanlara coplu ölümcül darbeler vuruşu, kitlenin eli boş olduğu halde yapılan müdahale hepimizi dehşette düşürmüştür. Tek görevi, bireyin ve toplumun güvenliğini sağlamak ve olaylar öncesinde bu güvenliği tesis etmek için bütün önleyici tedbirleri almak olan kolluk kuvvetlerinin sanki bir teyakkuz durumu varmış gibi hareket etmelerinin hiç bir mantıksal ve yasal açıklamasının olamayacağı kanaatindeyiz.
Olaylarda başta Iğdır Milletvekili Pervin Buldan başta olmak üzere birçok milletvekili ve belediye başkanı yaralanmış ve hastaneye ve onlarca kişi ciddi şekilde yaralanmış ve hastanelere kaldırılmış ve zaman zaman ambulanslar engellenmiştir. Özellikle Pervin Buldan'ın ayağına isabet eden gaz bombası ile yaralanması kolluk kuvvetlerinin hedef gözetmeksizin hareket ettiklerinin açık delilidir. Her ne kadar basında yer alan bir takım haberlerde kolluk kuvvet amirlerinin "orantısız güç kullanmayın" diye çağrı yapıldığı yönünde haberler yer almış ise de sadece 3 milletvekilinin hastaneye kaldırılması bu haberlerin gerçeği yansıtmadığını göstermektedir. Ayrıca önce güç kullanımı hususunda yetki veren sonra da durdurmaya çalışan bir tutum samimi olmaktan uzaktır.
Olayların yaşandığı saatte Başbakan'ın partisinin il kongresinde yapmış olduğu konuşmada Suriye ve Esad hakkında söyledikleri ve getirdiği eleştirileri kendi vatandaşına uygulamaması ise gerçekten manidardır. Bir yandan Esad'a "Neden barışçıl gösterilere izin vermiyorsun? Neden kendi vatandaşlarına zulmediyorsun?" gibi soruları sorarken diğer yandan yapılacağı günler öncesinden belli olan barışçıl bir mitinge tüm insan hak ve özgürlükleri hiçe sayarak engel olmak izah edilebilinir bir durum değildir. Başbakan, kendi vatandaşından esirgediklerini başkalarına istemektedir.
Ayrıca ve önemle belirtmek isteriz ki 14 Temmuz'da Diyarbakır da yaşanan olayların özelikle merkez ve çevre diye tabir edilen medyada yer almaması; yer alan haberlerin gerçekleri yansıtma konusunda gerçeklerden uzak tutum sergilemesi sorgulanmaya değer bir konudur. Temel hak ve özgürlüklerin göz ardı edildiği, hak ve hukukun çiğnendiği, keyfi muamelelerin sıradanlaştığı, milletvekillerinin yaralandığı, insanların sokak ortasında coplar ile kafalarının ezildiği, camilere sığınan insanların zorla çıkartılarak gözaltına alındığı ve kolluk güçlerince harp sanatının sınırlarının zorlandığı böylesi bir olayda sessiz kalmak bu ülkedeki basın ve basın özgürlüğünün hangi noktalarda olduğunu bize göstermektedir.
Olaylar sırasında hak ve özgürlük taleplerini meşru yollarla dile getirmesi beklenen kitle içerisinden sivil vatandaşlara karşı girişilen kimi eylem ve saldırıları da tasvip etmiyoruz. Şiddetin hak ve özgürlük taleplerini dile getirmede meşru bir yol olmadığını bir kez daha ifade etmek istiyoruz.
MAZLUMDER olarak öncelikle ilk elden sorumlu İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in görevden alınmasını, olaylarda ihmali, kastı, kusuru olan bütün kamu görevlileri hakkında gerekli etkin ve hızlı soruşturmanın bir an önce başlatılmasını, toplantı gösteri ve yürüyüş kanunu başta olmak üzere hak ve özgürlüklerin kullanımını kısıtlayan yasal mevzuatın bir an önce iyileştirilmesini, polis eliyle estirilen şiddet rüzgârının da bir an önce kesilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz. 16.07.2012
MAZLUMDER D.BAKIR ŞUBESİ Adına
Şube Bşk. Av. Abdurrahim AY