Hizbut Tahrir Yargılamaları Örnekliğinde Terörle Mücadele Kanunu ve Bölge Ağır Ceza Mahkemeleri Hakkında Araştırma Raporu
MAZLUMDER Genel Merkez tarafından Hizb-ut Tahrir davaları özelinde Terörle Mücadele Kanunu ve Bölge Ağır Ceza Mahkemelerinin işleyişi ile ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı başta olmak üzere İnsan Hakları ekseninde yapılan çalışmalar sonucu hazırlanan “Hizb-ut Tahrir Özelinde Terörle Mücadele Kanunu ve Bölge Ağır Ceza Mahkemeleri Hakkında Araştırma Raporu”, MAZLUMDER İstanbul Şubesi’nde yapılan bir basın toplantısı ile açıklandı.
Köklü Değişim Dergisi ve TMK mağdurlarının katılımı ile gerçekleştirilen basın toplantısında ilk olarak MAZLUMDER Genel Başkan Yardımcısı Cüneyt Sarıyaşar bir konuşma yaptı. Sarıyaşar, özgürlüklerden, hukuk devletinden bahsedilen 2013 yılında ardı ardına, sistemin genel karakteriyle uyuşmayan fikirleri sebebiyle İslami kimliği ile öne çıkmış olan farklı gruplara 8-10 yıllık cezalar verilmeye devam edildiğini, cemaat mensubu olmanın karşılığının terör örgütü üyesi olmak olarak tanımlandığını söyleyerek başladığı konuşmasında şunları söyledi: “Kendi özgün, ilmi, kültürel çalışmalarını yapmış insanlara terör örgütü üyesi denilerek cezalar verilmiştir. İktidarı topyekûn sorgulamamız lazım. Bu iktidarın kaç ayağı var? Kim, ne kadar egemen? Bunlara dönüp bakmamız lazım. Türkiye’de halkın yaşam biçimini sınırlandırma ve şekillendirme iradesini gösteren kurumlar var. Hükümete sesleniyorum; Sizin oy aldığınız grupları korumaya dair sorumluluğunuz var. Gerekli anayasal düzenlemeler gerçekleştirilmezse siz, kredisiyle iktidar olduğunuz kesime sorumluluğunuzu yerine getirmemiş olacaksınız ve bir gün tarih önünde yargılanacaksınız”.
Sarıyaşar’ın ardından Köklü Değişim Dergisi Yazarlarından TMK mağduru Mahmut Kar, yüzlerce genci haksız yere terör örgütü üyesi olmak ile yargılayan sistemin gayrı insani ve hukuksuz olduğunu belirterek “2008, 2009 ve 2011 yıllarında İstanbul’da Hilafet Konferansı, yine İstanbul Feshane’de Filistin’e Çözüm Konferansı ve 2011’de Ankara’da Ortadoğu’da Neler Oluyor Konferansı düzenleyecektik. Ancak resmi tüm izinleri almamıza rağmen programımız durduruldu, öncesinde birçok Müslüman’ın evine sabah şafak vakti baskın yapılarak o programın gerçekleştirilemeyeceğine dair sözde deliller toplandı. Daha dün bu 19 kişi hakkında toplam 119 yıl hapis kararı verildi. Hizb-ut Tahrir fikri ve siyasi çalışmalar yapar, asla silahlı mücadeleye başvurmaz, değişimi fikri ve siyasi yolla yapmaya çalışır. Birçok ülkede Hizb-ut Tahrir siyasi bir parti olarak kabul ediliyor ancak Türkiye’de TMK’da bulunan açıklar sebebiyle Hizb-ut Tahrir terör örgütü sayılıyor ve Hizb-ut Tahrir üyesi gençler mağdur ediliyor” dedi.
Kar, konuşmasının sonunda İslami kamuoyunun Müslümanların yaptığı mücadelelerden dolayı sistemin yaptığı baskı ve zulümleri görmelerini ve tepkilerini dile getirmelerini talep ettiklerini söyledi.
Fatih Akıncılarından ve aynı zamanda Umut Davası özelinde, TMK mağdurlarından Mehmet Şahin ise, 28 Şubat’ın baskı, zulüm, adaletsizlik, dindar insanlara uygulanan ambargo, kuşatma demek olduğunu ifade ederek, “Biz dinimizin gereklerini yerine getirmek noktasında hiçbir zaman geri adım atmayacağız, bu konuda bir bedel ödenecekse de buna razıyız. Hükümete diyoruz ki; Siz eğer 12 Eylül, 28 Şubat dönemlerini sorguluyorsanız ve samimi iseniz son dönemde Müslümanlara yapılan haksızlıklar konusunda da susmamanız ve harekete geçmeniz gerekiyor. Bu konuda samimi olan kişileri acilen göreve çağırıyoruz. Bizim başımıza gelen yarın sizlerin de başına gelebilir. Umut Davası hukuki skandallarla doludur. Hiçbir suçu olmayan, içinde benim de olduğum bir grup kişiye çok ağır cezalar verildi” dedi.
Şahin’in ardından Köklü Değişim Dergisi yazarlarından ve Hizb-ut Tahrir davası mağdurlarından Osman Yıldız konuştu. Yıldız, 28 Şubat sürecinin hala bitmediğini, hukuksuz yargılamalara devam edildiğini söyledi. Hizb-ut Tahrir’in silahsız bir yapılanma olduğunun devamlı olarak belirtilmiş olmasına rağmen sürekli cezaların verildiğini belirten Yıldız, “Mesela dün 19 kişiye 119 yıl ceza verildi. Terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla hukuksuz yargılamalar yapılıyor. Türkiye bugün Hizb-ut Tahrir’in serbestçe çalışma yaptığı Tunus’un ve Somali’nin dahi gerisindedir. Türkiye’de 82 Anayasasının ürünü olan siyasi partiler kanunundan dolayı Hizb-ut Tahrir’in siyasi çalışmaları tamamen engellenmektedir. Türkiye’de özellikle siyasi davalarda normal hukuki süreç işlemiyor, karşılarında düşman varmış gibi muamele ediliyor. İş yerinize dinleme cihazı koymalar, kameralar koymalar vb. uygulamalar yapılıyor. Bu, düşman ceza hukukudur. T.C.’nin Hizb-ut Tahrir’e uyguladığı hukuk da budur” dedi.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi ve Cezaevleri Çalışma Grubu Başkanı Av. Kaya Kartal ise “Türkiye’de siz terör örgütü üyesi olmasanız bile TMK düzenlemeleri ve içtihatlar nedeniyle bu suçlama ile çok kolay yargılanabiliyorsunuz. İlmi, siyasi toplantılar, kapalı salon toplantıları, yayın çalışmaları propaganda veya başka kılıflara sokularak veya örgüt adına yapılan çalışmalar gibi gösterilerek insanlar TMK kapsamında cezalandırılıyorlar. Bugün burada yaptığımız toplantı bile yarın kötü niyetli yorumlamalarla terör faaliyeti kapsamında sayılarak muamele edilebilir. Bu, bugün de böyledir, 1990'larda da 1980'lerde de böyleydi... Böyle bir sistemde insanların kendini güvende hissetmesi mümkün değildir. TMK ile yargılanan kişiler oldukça özel yargılama süreçlerine tabiler; 4 günlük gözaltı süresi, 24 saat boyunca avukatlarıyla bile görüştürülmeme, daha sonra avukatlara dosyanın içeriğinin ve delillerin gösterilmemesi bunlardan bazıları. Bunun adil olduğunu kimse söyleyemez. Gerçekten terör örgütü üyesi olsa bile kişiye hukuken güven yaratmayan bir ortam söz konusu” dedi.
Kaya Kartal açıklamasında, raporun özel ilgi alanını oluşturan Hizb-ut Tahrir Örgütü’nün, Türkiye’deki yargılama sürecine ışık tutulduğunda, kendi söylem ve metodundan hiç sapmamış olmalarına rağmen, bir dönem “yasadışı örgüt”, daha sonra “silahsız terör örgütü” ve nihai mahkeme kararlarında ise “silahlı terör örgütü” olarak anıldığını, bu durumun bile ortada ne kadar keyfi ve sübjektif bir süreçle karşı karşıya olunduğunu gösterdiğini belirtti.
Kartal konuşmasının sonunda şunları söyledi: “Tehlikeli bir durumla karşı karşıyayız. Devlet öteden beri ceza hukukunu bir tür muhalifleri sindirme, mücadele ve savaş aracı olarak görüyor. Böyle bir sistemde hukuk ve adaletten bahsedilemez. TMK kaldırılmalıdır, böyle bir kanun olamaz, hakimlere mücadele fonksiyonu yükleyemezsiniz, yüklerseniz de hukuktan bahsedemezsiniz. Bu kanunu uygulayan mahkemeler bize göre yok hükmündedir. TMK ile ilgili en veciz sözlerden birini Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç söyleyerek ‘Bu kanun adamı dağa çıkarır” demişti. Hükümet unutmamalı ki; yarın bu devran tersine döndüğünde bu kanunlarla kendileri de yargılanabilirler.”
Toplantının sonunda Cüneyt Sarıyaşar, "Biz haklarımızı onurlu bir şekilde aramaya devam edeceğiz. Yaşadığımız toplumda onurlu bir şekilde hak aramamız da bizim sorumluluğumuz. Önümüzdeki günlerde ‘28 Şubat Zalim Yargı Serisi’ açıklamalarına da Umut Davası konusu ile devam edeceğiz" dedi.
MAZLUMDER Genel Merkez