ORANTISIZ GÜÇ, KEYFİ ÖL(DÜR)MELERE DÖNÜŞÜYOR...
Daha dün, ülkenin birçok yerinde ve özellikle KCK davasının duruşmasının yapıldığı sırada Diyarbakır'da güvenlik güçlerinin yetkilerini aşarak YSK kararını protesto eden kitleye gaz bombaları, tazyikli su ve coplarla orantılı değil keyfi ve aşırı güç kullanması nedeniyle tepkimizi dile getirmişken dün, Bismil'den bir gencin ölüm haberini aldık.
Bismil'de yine YSK kararını protesto eden kitleye güvenlik güçleri tarafından bu kez ateş açılması üzerine İbrahim ORUÇ yaşamını yitirmiş, birçok kişi de yine ateşli silahlarla ağır şekilde yaralanmıştır. Son yıllarda yasalarda yapılan değişikliklerle ve Başbakan'ın "Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır" ve benzeri açıklamalarından sonra durumdan vazife çıkaran güvenlik güçleri yaşlı genç, kadın, erkek, çoluk çocuk demeden demokratik hak ve özgürlüklerini kullanan herkese karşı aşırı ve keyfi şiddet kullanmış, sayısız insan yaralanmış ve ölmüştür. İçişleri Bakanı Osman GÜNEŞ'in ise yaptığı açıklamada, "Bismil'de güvenlik güçlerimizin müdahale etmesi gereken bir durum gelişti. Olaya güvenlik güçleri orantılı bir şekilde müdahale etti" diyerek failleri koruyan ve uygulamayı haklı gören açıklamalar yapması kabul edilemezdir. Yaşam hakkı ihlali doğuran bir olayda hemen sorumlular hakkında gerekli işlemleri başlatması gerekirken bu şekilde açıklama yapılması ayrıca vahim bir durumdur.
Güvenlik güçlerinin yaşam ve vücut bütünlüğü hakkı ihlaline neden olan bu hareket tarzını ve bakanın bu konudaki açıklamasını kınıyoruz. Yetkili kurumlarca derhal olaylarda ölüm ve yaralamalara neden olan güvenlik güçlerine kanun, hukuk ve evrensel tüm değerlere aykırı olarak ateşli silah kullanma emrini veren ve bu emri uygulayan kişi veya kişilerin tespiti ile bu kişilerin açığa alınmasını, hızlı ve etkin bir soruşturma sürecinin işletilerek failler hakkında gerekli davaların açılmasını talep ediyoruz. Toplumdaki adalet duygusu tamamen yok olmadan yetkililerce faillerle ilgili işlemlerin başlatılması ve bunun açıklanması gerekmektedir.
Yaşanan olayların hemen sonrasında yaralıların hastaneye kaldırılmasını müteakip yakınlarının hastaneye gelmesi üzerine bu kişilerin üzerine hastane içine kadar gaz bombası atılarak müdahale edilmesi ise polisin hak ihlalinde nasıl da sınır tanımadığının tespiti açısından çarpıcıdır.
Diyarbakır Merkez'de yaşanan olaylarda ise bir başka skandal yine polis eliyle gerçekleşmiştir. Gösterilerde gözaltına alınanlar Adalet ve Kalkınma Partisi il binası önüne getirilerek burada diz çöktürülerek bir süre bekletildikten sonra emniyete götürülmüştür. Siyaseten karşıtı oldukları bir partinin binası önüne getirilen protestoculara onurları rencide edilerek burada onlara diz çöktürülmüştür. Toplumdaki tüm muhalif kesimlerin sesini kısmak ve bunlara gözdağı vermek için protestoculara yapılan tüm bu aşırı güç kullanımı ve yasaya karşı gelmiş olsa bile onurlarını rencide eden bu hareket tarzı Türkiye'de sıkıyönetim, olağanüstü hal ve darbe dönemlerinde dahi görülmemiştir.
Güvenlik görevlileri ülkenin her yanında olaylarda etkisiz hale getirdiği göstericilere dahi hiçbir ayrım yapmadan acımasızca güç kullanmaktan kendilerini alamamaktadırlar.
YSK kararını protesto eden kişilerin de her ne sebeple olursa olsun şiddet ve hak ihlali doğrucu eylemler içerisinde olmaması gerekmektedir. Hak ararken başkalarının hakkının ihlali meşru taleplerin gölgelenmesine sebep olacaktır. Ayrıca her türlü provakatif eyleme karşı daha dikkatli olunmalıdır. B
MAZLUMDER olarak sözünü ettiğimiz olaylarda ihmali, kastı, kusuru olan kamu görevlileri hakkında gerekli etkin ve hızlı soruşturmanın bir an önce başlatılmasını bir kez daha talep ediyor, son yıllarda polis eliyle estirilen şiddet rüzgârının da bir an önce kesilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını, toplumsal olaylarda görev alan kamu görevlilerine yönelik acil bir temel insan hakları programının uygulanmasını, hak aramada şiddet, baskı ve cebir yöntemleri kullanılmadan taleplerin demokratik yollarla dile getirilmesini istiyoruz.
MAZLUMDER DİYARBAKIR ŞUBE YÖNETİCİSİ
Av. Cihan ÜLSEN