Basın Açıklamaları

Yakup Köse İçin Adliye Önünde Basın Açıklaması

MAZLUMDER İstanbul Şubesi'nin Basın Açıklaması

Yakup Köse’nin uğradığı haksızlık bir an önce tazmin edilmelidir
Bugün burada 14 yaşında bir çocuğun peşini bırakmayan, hayatını bir hayalet gibi takip eden süreçten nasıl geçtiğine tanıklık ediyoruz.
Aslında uzun yıllardır devam eden çoğumuzun bilemediği, anlayamadığı bu hayat hikâyesinin bazı başlıklarına, son günlerde, bazı köşe yazılarından sonra biraz daha yakınlaştık.
Henüz 14 yaşında iken Çeçenistan’a destek amaçlı yapılan bir gösteriye katıldıktan sonra yasadışı örgüt üyesi olmak gibi birçok mesnetsiz iddiayla; gözaltı-soruşturma-baskı altında ifade-idamlık-hükümlü-adi suçlu gibi belki de ilk defa duyduğu kavramlarla bir girdabın tam merkezinde bulmuştu kendini.
28 Şubat sürecinde pek çok özgürlüğün suç olarak nitelendirildiği, hukuktan ve insan haklarından farklı kendine özgü bir sistemi ve hukuk anlayışı olan bu dönemin izlerinden, söndürdüğü hayatlardan sadece biridir Yakup Köse…
Bu dava ile ilgili olarak, yaşının küçük olması sebebiyle yargılama-tutukluluk-hükümlülük şartları tamamen farklı olması gerekirken lehine olan hiçbir hükümden faydalanamaması, yargılama aşamasında mevcut olan haklardan yararlanamaması, adil olarak yargılamasının yapılmaması, ifadelerinin baskı altında ve işkence ve tehditle alınması, kendisine yapılan işkenceleri tespit ettirememesi gibi bir çok hak ihlalini sıralamak mümkündür.
Çocukken girdiği ve yüz kızartıcı, adi suçlularla yan yana kaldığı cezaevlerinde geçirdiği zamanları, sıkıntıları, çocukluğun ve ergenliğin getirdiği stresi, insanlara duyduğu nefreti, güvensizliği, ailesinin içinde bulunduğu sıkıntının sebebi olduğu düşüncesi, sevdiklerine karşı zedelenen güven duygusu, pek çok kutsalının oluşmadan harap olması gibi halleri bütün bunları yaşamayanların anlaması mümkün değildir.
Bütün bu yaşadıklarından sonra hiçbir şeyi unutmadan fakat her şeyi bir kenarda bırakmaya çalışan Yakup Köse, tam hayata yeniden başlarken şimdi de yeni-haksız-şok edici bir suçlama ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bugün burada olmamızın sebebi de budur. Yakup Köse ve arkadaşları Aralık-2000’de bulundukları cezaevinde iken devletin yürüttüğü bir operasyon sonucu yaşanan vahim sonuçlardan fazlasıyla etkilenmişlerdir. Birazdan muhtemelen karar duruşması olan dava ise Hayata Dönüş Operasyonu denilen bu saldırının sonucunda Yakup Köse ve diğerlerinin bulunduğu koğuşun duvarında bıçak bulunması, onları Cürüm İşlemek Sebebiyle Teşekkül Oluşturmak suçunun sanığı yapıvermiştir.
Biz burada yargılamayı, hukuk ve adaletin yerini bulması için, etkilemeyi amaçlıyor ve soruyoruz:
1. Cezaevi gibi iyi korunan bir yere suç aletlerinin girmesi nasıl mümkün olur?
2. Böyle bir durum mümkün olsa bile; bu yönetimin, denetleyenlerin, dönemin hükümetinin zaafı ve sorumluluğu sayılmaz mı?
3. Hukuka uymayan uygulamaların gerçekleştirildiği bir operasyon sonucu elde edildiği iddia edilen bulgular aynı uygulamaların sonucu olamaz mı?
4. Bütün yurtta infial yaratan, canını kurtarmaya çalışan üstelik tutsak insanların bu çabalarına karşılık ölümcül saldırıların yapıldığı bu olaydan sonra yapılan tespitler kimler tarafından gerçekleştirilmiştir? Bir heyet var mıdır? Bir hukukçu, müdafi bu incelemeler sırasında bulunmuş mudur? Deliller elde edilirken hukuka uygun hareket edilmiş midir?
5. Suç için delil sayılan cisimlerde kriminal inceleme yapılmış mıdır?
Sonuç olarak bir odaya birkaç insanı bir süreliğine koysanız bu insanlar ya birbirleriyle dayanışma içerisine girecekler ya da çatışma yaşayacaklardır. Zor şartlarda bir araya gelen insanların birbirine bağlanması çok normaldir. Üstelik her koğuşta mutfak için elzem olan bir bıçak suç için yeterli olacaksa bütün cezaevlerinde bulunan kişilerin Cürüm İşlemek için Teşekkül Oluşturmak suçundan yargılanması gerekir.
Ayrıca burada Ceza yargılamasının amacından da söz etmek gerekir. Ceza Yargılamasının amacı, hiçbir duraksamaya yer vermeden maddî gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu araştırmada, yani gerçeğe ulaşmada mantık yolunun izlenmesi gerekir. Gerçek; akla uygun ve realist, olayın bütünü veya bir parçasını temsil eden kanıtlardan veya kanıtların bütün olarak değerlendirilmesinden ortaya çıkarılmalıdır, yoksa bir takım varsayımlara dayanılarak sonuca ulaşılması, ceza yargılamasının amacına kesinlikle aykırıdır.
Bu davada sanıklar hakkında isnat edilen suç ile ilgili şüpheler giderilmemiştir. Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi, hukukun varlığından beri sanığı koruyan, öğretide ve uygulamada tartışmasız kabul edilen bir ilkedir. Buna göre, bir suç işlediği iddiasıyla yargılanan kimse hakkında mahkûmiyet kararının verilebilmesi için, o kimsenin suçlu olduğunun yüzde yüz oranında kesin olması, ispatlanmış bulunması gerekir. Bu noktadaki yüzde birlik bir şüphe dahi, sanığın beraat etmesine yol açar. Basit bir suç işleme şüphesiyle başlayan ceza muhakemesi, bu şüphenin yenilmesiyle sona erecektir. Böylece masum bir kimsenin cezalandırılmasındansa, suçlu bir kimsenin serbest bırakılması daha üstün tutulmaktadır. Her yargılamada olduğu gibi burada da bu ilkelere dikkat edilmelidir.
Sonuç olarak insan hakları savunucuları olarak bizler:
• Bütün bu veriler ve dünyanın edindiği tecrübeler ışığında Yakup Köse’nin ve bu dava sanıklarının beraat ettirilmesi gerektiğini“ 28 Şubatın etkisi 1000 yıl sürecek” diyen bir zihniyeti haklı çıkarmadan, bu darbenin gerçekleştirilmesinde katkısı bulunan bütün şahısların yargılanarak cezalandırılmasını,
• Bu konuda mağdurları önceleyecek, henüz izleri ve tanıkları zamana karşı yenilmeden 28 Şubat Darbesi ile ilgili bütün verileri kapsayan, bilhassa mağdur olanların mağduriyetlerinin boyutları ve zararlarının tespitini içermek üzere, içinde barolardan üyelerin ve mağdur vekillerinin de bulunduğu Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını ve sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılmasını,
• 14 yaşında idam cezasına çarptırılan ve daha pek çok hakları ihlal edilen Yakup Köse’nin uğradığı haksızlığın, bir an önce tazmin edilmesi gerektiğini deklare ediyoruz…

MAZLUMDER İstanbul Şubesi