UĞUR’UN, ROBOSKİLİLERİN, 28 MART OLAYLARI MAKTULLERİNİN VE CEYLAN’IN KATİLLERİ HALA ARAMIZDA, ADALET İSE HEP ES GEÇİYOR!
Birleşmiş Millet Genel Kurulu’nda imzalanan ve kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin 23. Yılında, çocuk ve insan haklarının ihlalini konuşup gündemleştiriyor olmanın, biz insan hakları aktivistleri ve kurumları açısından kötü bir deneyim olduğu aşikar.
Dünyada ve Kürdistan’da özellikle savaş mağduru çocukların, çocuk işçilerin, cinsel, ekonomik ve fiziksel istismara uğrayan çocukların sayısı giderek artıyor.
Suriye’de, Filistin’de, Uzakdoğu ve Latin Amerika’da, Rojava ve Kuzey Kürdistan’da ve dahi çocukların mağdur edildiği her toprak parçasında, çocukların faili meçhul cinayetlere kurban edilmesi, köle statüsünün reva görülmesi, çocuk yaşta evlendirilmeleri, işçi olarak çalıştırılmaları, savaşa kurban edilmeleri, en temel insan haklarından mahrum edilmeleri, tamamen yönetim problemi olması nedeniyle, çocukların ve istismar edilen diğer kesimlerin; yönetim ve siyasi kontaktın dışında bırakılmasından kaynaklı bir problem olup, bu mağduriyet bir tür ötekileştirme aracı olarak karşımıza çıkmaktadır.
İnsan haklarının başında gelen yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, eğitim ve sağlık hakkı gibi hakların, savaş politikaları ve savaş sanayisinin gölgesinde kalıyor olması, durumun vehametini ortaya koymaktadır.
Kolombiya’da devletin ve silahlı grupların savaşması bahanesiyle sivillere ve özellikle çocuklara verdiği zararlar, Afganistan’da kız çocuklarına reva görülen ayrımcı ve vahşete varan otoriteryan devlet ve silahlı grup politikaları, uluslararası vicdanı ve insan hak ve hukukunu nasıl çiğniyorsa, Türk devletinin PKK ile mücadelede ortaya koyduğu her türlü hak ve hukuktan uzak çocuk katliamları ve faillerinin kayırılması, endişemizi giderek arttırmaktadır.
Bugün vesilesiyle 9 yıl önce bugün katledilen Uğur KAYMAZ’ın katlini ve faillerinin beraat ettirilişini de kınıyoruz. Henüz 12 yaşında olan Uğur KAYMAZ terörist olduğu gerekçesi ile babasıyla birlikte evinin önünde uzun namlulu silahlarla yakın mesafeden açılan onlarca atışla katledilmiş, boyundan büyük bir kalaşnikof suç delili olarak yanına bırakılmıştı. Bilahare yapılan soruşturmada 12 yaşında 13 mermi ile parçalanan bedeninden de utanmayan kolluk, savcılık ve hakimler bir devlet geleneği olarak Uğur’un terörist olduğuna hükmederken faillerini tebrik ediyor, Kürt coğrafyasında adalete olan inancı yerle bir ediyordu.
Roboski’de 17 çocuk, 28 Mart 2006 olaylarında Abdullah Duran, Enes Ata, İsmail Erkek, Mehmet Akbulut, Lice’de Ceylan ÖNKOL ve birçok Kürt çocuğun katli halen bu devletin alnında bir kara leke olduğu gibi bunlarla ilgili yargılama süreçleri de bir başka utanç tablosudur.
Hukuk devleti olduğunu iddia eden Türkiye Cumhuriyeti devletinde olağanüstü hukukun ve salt savaşın enstrümanlarıyla yetiştirilen ve yok edilen bu halin Kürt çocuklarına reva görülüyor olması, bu olağanüstü hukukun uygulanması nedeniyle faillerin ifşa edilmemesinin birer sebebi olduğu gibi, mevcut yönetim politikalarının acımasızlığını ve hak gözetmezliğini gözler önüne sermektedir.
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesini Türkiye Cumhuriyeti devleti kabul etmiş, ancak çocukların eğitim, ifade özgürlüğü, kendi kültürünü yaşatma ve kendi dilini özgürce kullanma haklarını içeren 17. 29. ve 30. Maddelerine çekince koymuştur. En doğal insan hakları ve çocuk hakkı olan kendi anadilinde eğitim hakkının engellenmesi açısından, Anayasa’dan kaynağını alan bu yasakçı ve tekçi devlet ve tedrisat yapısı, çocuk hakkı ihlalleri arasında belki de vicdanları en fazla tahrip eden yönü teşkil etmektedir.
Özellikle Kürdistan’da faili meçhul cinayetlerin çocuk halkasını oluşturun vakıaların etkin bir biçimde soruşturulup nihai ve adil bir sonuçla toplum vicdanının kanayan ve yara alan yanlarının sarılması için, devlet ve hükümet politikalarının yeniden gözden geçirilmesi ve insan hakkına yaraşır bir forma kavuşturulması gerekmektedir.
Terör ve terörle mücadele adı altında çocuklara karşı yapılan haksız ve hukuksuz uygulamalar çerçevesinde, Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması, güç kullanımının orantısız ve ölçüsüz oluşunun bir devlet politikası olmaktan çıkarılması, çocukların cinsel istismarında devlet görevlilerinin rolünün araştırılıp yargı önünde hesap sorulması ve cezalandırılması, eğitim kurumlarında ve medya üzerinde geliştirilen manipülatif asimilasyon politikalarına son verilmesi gerekmektedir.
Polis devleti olma yolunda ilerleyen Türkiye Cumhuriyeti devletinin, öncelikle uluslararası hukuk ve belgelerden, protokol ve sözleşmelerden kaynaklı hakların iç hukukta etkin bir şekilde yer bulması için yukarıda zikredilen sözleşme ve diğer tüm insan hakları belgelerine konulan çekinceleri kaldırarak doğrudan uygulama yolunu açması gerekmektedir.
MAZLUMDER; başta çocuklar olmak üzere, mağduriyeti ve mazlumiyeti devam ettiği müddetçe toplumun ötekileştirilen, hakkı gasp ve ihlal edilen her kesimin yanında ve hak arama yolunda öncüsü ve ortağı olup, yukarıda bahsi geçen ve geçmeyen her türlü ihlalin karşısında duracak ve dönüştürücü rolünü bundan sonra da devam ettirecektir.
MAZLUMDER Diyarbekir Şubesi