Basın Açıklamaları

TÜRKİYE, LİZBON’DAKİ NATO ZİRVESİ’NDE KENDİSİNE YAPILACAK KORUCULUK TEKLİFİNİ ELİNİN TERSİYLE İTMELİDİR!

19–20 Kasım tarihlerinde Portekiz'in başkenti Lizbon'da yapılacak NATO Zirvesi’nin sadece Türkiye açısından değil, tüm Ortadoğu için tarihi bir karara sahne olacağı şimdiden belli olmuştur. ABD, kendi tehdit algısına göre İran’daki, Suriye’deki, Lübnan’daki ve Filistin’deki gelişmeleri dizginlemek ve İsrail’in güvenliğini garanti altına almak için Türkiye’de Füze Kalkanı kurmak istemektedir. NATO patentli bu teklifle Türkiye’nin önüne getirilmek istenen gerçek anlamıyla koruculuktur. Türkiye uzunca bir süredir ithal tehdit algısıyla şekillenmiş olan NATO'nun Füze Kalkanı Projesini onaylaması yönünde baskı altında tutulmaktadır. Bu durumda ya komşularla sıfır sorun politikasını sürdürmek ya da gerçek hedefi kardeş halkalar olan sipariş projede "cephe ülkesi" rolünü üstlenmek gibi iki farklı misyon arasında bir tercihte bulunacaktır.

Türkiye’yi komşuları ile yabancılaştıracak ve düşmanlaştıracak bu projenin daha önce Polonya ve Çek Cumhuriyetine de dayatıldığı ve gerek meclislerin gerekse de hükümetlerin direnmesi ile söz konusu dayatmaların akim kaldığı gerçeği unutulmamalıdır.

Son dönemde dış politika alanında sergilediği adaletten yana bazı tutumları nedeniyle Batı merkezli yoğun eleştiri ve suçlamalara maruz kalan Türkiye’nin ezilen halklar nazarında topladığı sempati “eksen kayması” karalaması ile mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Türkiye, eskiden olduğu gibi sorgulamadan Batı yanlısı ve işbirlikçisi tutum alarak Füze Kalkanı projesini onaylamasını isteyenlere en az Polonya ve Çek Cumhuriyetinin gösterdiği dirayet kadarını gösterebileceğini, ezilen kardeş halklar nazarındaki sempatisini koruyacağını ve eksenini düzeltme iradesine sahip çıkacağını göstermelidir.

Lizbon Zirvesi’nin başlıca gündem maddesi olan Füze Kalkanı Projesi hem Türkiye’yi hem de medeni Batı Dünyası’nı bölgeden kaynaklanacak nükleer tehditlere karşı koruyacakmış. Bölge’de sadece İsrail’in elinde nükleer silahlar olduğu bilinmesine rağmen nedense hiç konu edilmez ama İran’ın nükleer silah yapma ihtimali bir tehdit olarak algılanır. Bir realite karşısında sessiz kalanların bir ihtimal üzerinde kıyameti koparmaları ikiyüzlülüğün tam da kendisidir. Buradan da anlaşılıyor ki Müslüman halkları tehdit olarak algılayan NATO füzeleri, Filistin işgalcisi İsrail çetesine ilişkin olarak "muhafız" rolü üstlenecektir. Filistin'i, Irak'ı, Afganistan'ı kan gölüne çeviren şimdi de İran'a yönelik kanlı hesaplar geliştiren emperyalist gözü dönmüşlük işte bu kirli planlar için Türkiye’den işbirliği istemektedir.

Haçlı ruhunun modern bir yansıması sayılabilecek tüm bu girişimlere ve kirli kampanyalara karşı bedeli ne olursa olsun onurlu ve adil bir duruş sergilenmelidir. Ne yaşadığımız ülkenin sömürgeci saldırganlık tarafından bir cephe ülkesi haline getirilmesine, ne de topraklarımızın, hava sahamızın, denizlerimizin kardeş halklar için bir tehdit zemini haline getirilmesine asla razı olmayacağız. Hiçbir gerekçe, mazeret ya da kılıf İran ve diğer halklara karşı ülkemizin bir savaş rampası haline getirilmesini meşrulaştıramaz!

Hükümet’ten, NATO füzelerine ev sahipliği yapmak gibi kardeş halklar nezdinde hepimizin başını öne eğeceği kesin olan ve tarih önünde kendilerini de vebal altına alacak bu karara karşı onurluca direnmesini talep ediyoruz.

ANADOLU PLATFORMU - AKABE VAKFI - ARAŞTIRMA VE KÜLTÜR VAKFI – İHH - HİKMET VAKFI – MAZLUMDER - ÖZGÜR-DER