MAZLUMDER
(İnsan Hakları ve
Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği)
AVRUPA BİRLİĞİ TÜRKİYE İLERLEME RAPORLARININ DİN ÖZGÜRLÜĞÜ SORUNU BAKIMINDAN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Avrupa Birliği'nin 1993 yılında Kopenhag'ta gerçekleşen
zirve toplantısında alınan kararlar çerçevesinde Birlik üyeliğinin temel
koşulları "Kopenhag Kriterleri" adı altında belirlenmiştir.
Türkiye 1999 tarihli Helsinki kararı ile birlikte diğer
aday ülkelere uygulanan kriterler temel alınarak Avrupa Birliği'ne aday ülke
statüsüne sahip olmuş ve üyelik koşullarını yerine getirmeye
çalışmaktadır.Kopenhag Zirvesinde alınan kararlar üç ana başlık altında
toplanmaktadır.
1-Siyasi
Kriterler: Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık
haklarına saygı temelinde istikrarlı kurumların varlığı ve geliştirilmesi.
2-Ekonomik
Kriterler: İstikrarlı bir piyasa ekonomisini oluşturulması, ülke
ekonomilerinin AB ülkeleri başta olmak üzere dünya rekabetine dayanma
kapasitesi.
3-Uyum
Kriterleri: Ekonomik ve Siyasi Ölçütler çerçevesinde AB'nin
müktesebatına uyum kapasitesinin varlığı.
Türkiye, 24 Mart 2001 tarihli Avrupa Birliği Müktesebatının
Üstlenilmesine İlişkin Ulusal Programında temel hak ve özgürlükleri,
demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, azınlıkların korunması ve
saygı görmesi hususlarındaki düzenlemeleri güçlendiren ve güvence altına alan
yasal reformlar yapılacağını taahhüt etmiştir.Nitekim özellikle son birbuçuk
yıllık süre içinde önemli yasal reformlar gerçekleştirilmiştir. AB tarafından
aday ülkeler için hazırlanan Katılım Ortaklığı Belgesi (KOB) ise Birlik
müktesebatının üstlenilmesine ilişkin ulusal programın hazırlanmasını
öngörmektedir.
Türkiye, ilk Katılım Ortaklığı Belgesini Mart 2001
tarihinde onaylamıştır. Türkiye, tam üyelik sürecinde hazırlamış olduğu ulusal
programında KOB'da belirlenen öncelikler, orta ve uzun vadeli hedefler yönünde
bir iş takvimi belirlemekle yükümlüdür.
Türkiye diğer aday ülkeler gibi Kopenhag Kriterleri, Ulusal
Program ve KOB ekseninde Avrupa komisyonu'nun yıllık ilerleme raporları içinde
yer almakta, olumlu ve olumsuz gelişmeler bu raporda ayrıntılı olarak
değerlendirilmektedir.
AB
KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ VE ULUSAL PROGRAM'DA DİN ÖZGÜRLÜĞÜ:
2003 tarihli AB Katılım Ortaklığı Belgesinin
"Güçlendirilmiş siyasi diyalog ve siyasi kriterler" bölümünde geçen
'Öncelikler-2003/2004' alt başlığı içinde
; "Tüm bireylerin dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, din ve inanca dayanan ayırım ve ayırımcılığa maruz
kalmaksızın Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun olarak
temel haklar ve insan haklarına sahip olmalarının yasal düzeyde ve uygulamada
güvence altına alınması" öngörülmektedir.
Ulusal Programın Siyasi Kriterler bölümünde ise : "Hükümet, tüm bireylerin herhangi bir ayırım
yapılmaksızın tüm insan hakları, temel özgürlükler ve kültürel haklardan tam ve
eşit olarak yararlanmalarını güvence altına almanın temel görevi olduğuna
inanmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye'nin taraf olduğu tüm uluslararası
sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyi sürdürecektir. Tüm
bireylerin düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlükleri AİHS'nin 9. maddesi
çerçevesinde titizlikle korunacaktır. Kadın-erkek eşitliğinin özellikle
uygulamada sağlanması bir öncelik alanı olacaktır. Bu çerçevede, İbadet
özgürlüğü ile ilgili olarak, AİHS ve Ek 1. Protokolü ışığında, değişik din ve
inanç gereksinimleri dikkate alınacak şekilde uygulamalar
kolaylaştırılacaktır..." ifadeleri yer almaktadır.
Görüleceği gibi bu belgelerde tüm bireylerin hiçbir
ayrımcılığa uğramaksızın din ve inanç özgürlüklerinin sağlanması ve güvence
altına alınması öncelikli amaçlar arasında zikredilmektedir.
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye İlerleme Raporları yukarıdaki
beklentilerin ne ölçüde karşılandığına dair önemli bilgiler içermektedir. Buna
göre; ülkedeki din ve vicdan özgürlüğü sorunları ile ilgili yapılan
değerlendirmelerde Müslüman toplumun din özgürlüğü sorunlarına yer verilmediği
açıkça görülmektedir.
İLERLEME
RAPORLARINDA DİN ÖZGÜRLÜĞÜ :
Avrupa Komisyonu Türkiye ile ilgili yıllık düzenli olarak
ülke raporları hazırlamaktadır.
2002 yılı raporunda, Türkiye'de din özgürlüğünün anayasal
teminat altında olduğuna değinilmekle birlikte
Müslüman olmayan dini toplulukların yasal engellerle karşılaştıklarına
geniş şekilde yer verilmektedir. Müslüman olmayan dini toplulukların (Lozan
Anlaşması ile tanınmış olsun ya da olmasın) Türkiye'de tüzel kişiliklerinin ve
mülk edinme haklarının olmadığı ve din adamı yetiştirme yasağına vurgu
yapılmaktadır.
Ermeni, Rum ve Katolik mülklerine el konulduğu veya el
konma riski bulunduğuna, cemaat vakıfları ile ilgili yeni hükümlerin Türk
olmayan Katolik ve Protestan Cemaatlerinin kapsamdışı bırakılabileceğine dikkat
çekilmektedir. Azınlık dinlerine mensup cemaatlerin din adamı yetiştirmek
amacıyla yaptıkları başvuruların sonuçsuz kaldığına ve örneğin Rum Ortodoks
Cemaati'nin din adamı yetiştirmek için Fener Rum Ortodoks Okulu'nu açma
girişiminden sonuç alınamadığına değinilmektedir.
Dini azınlıkların başkaca inanç özgürlüğü sorunları da
sıralandıktan sonra Diyanet İşleri Başkanlığının 2002 yılı başlarında Yahudi ve Hristiyan cemaatlerinin
temsilcilerini "Ortadoğu'da Barış" konulu ortak toplantı ve deklarasyona davet
etmesi ise din özgürlüğü bakımından yaşanan tek olumlu gelişme olarak nitelendirilmektedir.
2003 yılı raporunda ise din
özgürlüğü ile ilgili olarak yine dinsel azınlıkların sorunları geniş şekilde
yer bulmuştur.Ağırlıklı olarak gayrı Müslim cemaatlerin müsadere edilmiş mallar
sorununun çözümlenmesi, Katolik ve Protestan cemaatleri dahil vakıf kuramayan
dini azınlıkların taşınmaz mallara sahip olmaları talep edilmiştir. Ayrıca
dinsel azınlıkların din adamı yetiştirmeleri üzerindeki yasakların devam
ettiği, Türk olmayan din adamlarının çalışabilmelerine izin verilmediği, vize
ve oturma izinleri ve bu izinlerin yenilenmesi konularında zorluklar yaşandığı
vurgulanmaktadır. Sünni olmayan Müslüman cemaatlerin durumuyla ilgili
olarak, yalnızca Alevi toplumuna atıfta bulunulmuş ve Aleviler yönünden bir
değişme olmadığının altı çizilmiştir.
Din özgürlüğü alanı ile ilgili olarak verilen olumlu
örnekler son derece sınırlı olup İmar Kanunu'nda yapılan değişiklikle İbadet
yerleri inşasına izin verilmesi ve 'cami' sözcüğü yerine 'ibadet yerleri'
ifadesinin konulması, din eğitimi ders kitaplarında Hıristiyan mezhepleriyle
ilgili anlatımları yeniden yazma çalışmasının sonuçlandırılması gibi gelişmeler
olumlu bulunmuştur.
MÜSLÜMAN
TOPLUMUN DİN ÖZGÜRLÜĞÜ SORUNU:
Dikkat edileceği üzere Müslüman toplumun dini özgürlük
alanına ilişkin hiçbir sorun her iki raporda da yer almamaktadır. Dini vakıf ve
cemaatlere değinilirken Müslüman cemaat ve teşekküllerin yaşadığı somut
ihlallere atıfta bulunulmamıştır. Müslüman cemaatlerin tanınmamasının yanı
sıra, Müslüman toplumun kurduğu vakıfların son beş yıl içinde çoğunun hukukdışı
yöntemlerle kapatılarak mülklerine el konulması ile ilgili hiçbir sorun raporda
kendine yer bulamamıştır.Yaygın bir insan hakları sorunu haline gelen başörtüsü
yasağı ve bu yasak nedeniyle eğitim hakkı, kamusal alanda çalışma hakkı
ellerinden alınan ve sayıları binlerle ifade edilen kadınların maruz kaldığı
ayrımcılık sorunu da aynı şekilde rapora konu olamamıştır. Din eğitiminin
devlet eliyle yürütülmesinin sürmesi, ayrıca din eğitiminin yaş sınırlamasına
tabi tutulması, ağırlıklı olarak dini eğitim veren okul mezunlarının yüksek öğrenim
görmelerinin engellenmesi ve din görevlilerinin ifade ve örgütlenme
özgürlükleri bağlamında karşılaştıkları ihlaller de raporda geçmemektedir.
Oysa Türkiye'deki Müslüman toplumun
dini özgürlük alanına yönelik yıllardır devam eden yasak ve sınırlamalara
ulusal ve uluslararası sivil kamuoyu tarafından defalarca dikkat çekilmiş ve
sözkonusu ihlaller çok sayıda uluslararası rapora konu olmuştur. 1999'da BM
Dini Ayrımcılıkla Mücadele Özel Raportörü Türkiye'yi ziyaret etmiş, izlenim ve
önerileri ile ilgili bir rapor hazırlamıştır. Raporda özellikle başörtülü
öğrencilerin maruz kaldığı ayrımcı uygulamaların neden olduğu insan hakları
ihlallerine yer verilmiş olmasına rağmen bu bilgiler Türkiye kamuoyuna
yansımamıştır.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW)
çeşitli tarihlerde hazırladığı raporlarda Türkiye'deki Müslüman toplumun dinsel
özgürlük sorunlarına değinmiştir. Bu Örgüt'ün 2001 yılı raporunda özellikle
başörtülü bayanların yüksek öğrenim almalarının engellenmesi ve kamusal alandan
dışlanmaları gibi sorunların niçin ilerleme raporlarında yer almadığına dair
Avrupa Birliği yetkilisine sorular yöneltildiği, yetkilinin ise "Bu kaygılar
orta vadede Hükümetten talep edilecekler listesinde yer almaktadır" yanıtı
verdiğine işaret edilmektedir.
Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Helsinki İnsan Hakları
Federasyonu, MAZLUMDER, AKDER, ÖZGÜRDER, İHD ve Liberal Düşünce Topluluğu gibi
ulusal ve uluslararası çok sayıda sivil toplum örgütü de aynı içerikte birçok
rapor hazırlamış ve kamuoyuna açıklamıştır.
Bütün veriler değerlendirildiğinde Müslüman toplumun dini
özgürlük sorunları ve taleplerini görmezlikten gelmek veya yok farzetmek mümkün
olmadığı gibi böylesi bir tutum özgürlükler hukuku açısından da ayrımcı bir
nitelik taşımaktadır.
DEĞERLENDİRME:
Avrupa Birliğine üyelik sürecinde Türkiye'nin
gerçekleştirdiği insan hakları alanına ilişkin reformlar olumlu karşılanmakla
birlikte ulusal program ve katılım ortaklığı belgelerinde taahhüt edilen ve tüm
bireyler için eşit olarak uygulanması beklenen iyileştirmeler ne yazık ki
Müslüman toplumun sorun ve isteklerini karşılamaktan oldukça uzak
görünmektedir. Özgürlükler hukuku her türlü ayrımcılığı reddetmektedir. Bu
yüzden Müslüman toplumun din ve inanç özgürlüğü sorunlarının çözümünde hiçbir
ilerleme sağlanamamasına rağmen dini azınlıkların temel hak ve özgürlüklerini
güvence altına alan düzenlemelerin gerçekleşmesini talep etmek vazgeçilmez bir
insani ve ahlaki yükümlülüktür. Defalarca vurgulandığı üzere Müslüman toplumun
tüm özgürlük sorunları aşılsa dahi örneğin Heybeliada Ruhban Okulu kapalı
kaldığı sürece din özgürlüğü sorunu devam ediyor demektir.
Benzer şekilde dini azınlıkların dinsel özgürlük sorunları
çözülmüş dahi olsa örneğin başörtüsü yasağı devam ettiği sürece de din
özgürlüğü ihlalleri sürüyor demektir.
Anlaşılacağı gibi dini özgürlük alanı hiçbir şekilde ayrım
kabul etmeyen, tüm inanç toplulukları için vazgeçilemez ve ertelenemez nitelik
taşımaktadır.
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Uluslararası
Sivil ve Politik Haklar Sözleşmesi ve Uluslar arası Ekonomik, Sosyal ve
Kültürel Haklar Sözleşmelerine taraf bir ülkedir.Bu Sözleşmelerin hükümleri
Anayasa'nın 90.maddesi gereği iç hukuk metni haline gelmiştir.Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi'nin 9, 10 ve 14.maddeleri, Uluslar arası Sivil ve Politik
Haklar Sözleşmesi'nin 18 ve 19. maddeleri ve Uluslar arası Ekonomik, Sosyal ve
Kültürel Haklar Sözleşmesinin 13.maddesi genel olarak; Bir inanca sahip olma,
inancı açıklama, bu inanca uygun, giyinme, ibadet etme, eğitim alma ve
örgütlenme haklarını güvence altına almaktadır.
Türkiye Hükümeti onay altına alınan uluslararası sözleşme
metinlerine uygun anayasal ve yasal değişiklikleri gerçekleştirmekle
yükümlüdür. Bu yükümlülük özellikle dini özgürlük alanına ilişkin hükümler
dikkate alındığında hiçbir yasal iyileştirme yapılmadığı görülmektedir. Türkiye
Hükümeti, Ulusal Program'da tüm bireyler için ayrımsız olarak öngördüğü dini
özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılmasına ilişkin taahhütleri biran önce
gerçekleştirmelidir. Türkiye Hükümeti bu açılımları politik kaygılar gözetmeden
ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bazı olumsuz içtihatlarının arkasına
sığınmadan insan hakları hukukunun temel argümanlarını gözeterek hayata
geçirmelidir.
Avrupa Birliği Anayasası "İnsan onuru, özgürlük, demokrasi,
eşitlik, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı" gibi değerlere atıfta
bulunmaktadır. Özel olarak Hristiyanlığa atıf yapılmadığı ve Anayasa'nın
"Avrupa'nın kültürel, dini ve insanlık mirasından esinlenerek" hazırlandığı
vurgulanmakla birlikte son dönemde Birlik üyesi bazı ülkelerde Müslümanlara
yönelik şiddet ve hoşgörüsüzlük olaylarının büyük artış gösterdiği
izlenmektedir. Fransa'da devlet
okullarında Müslüman kız öğrencilerin başörtüsü takmalarını yasaklayan karar
sonrası bazı Avrupa Ülkelerinde de Müslüman öğrencilerin başörtüsü ile eğitim
görme hakları tartışma konusu yapılmıştır. Müslüman azınlıkların özgürlük
alanlarının daraltılmaya çalışılması kaygı vericidir ve Avrupa Birliği
Anayasası'nın temel hükümleri ile çelişmektedir.
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye İlerleme raporlarında Müslüman
toplumun dinsel özgürlük sorunlarını görmezlikten gelmeyi sürdürmesi halinde
Avrupa Birliği'ne yönelik zaten toplumda varolan önyargıların daha da
artacağından kaygı duyulmaktadır.Bu ayrımcı politika devam ettiği taktirde
Birlik müktesebatının aday ülkelere eşit olarak uygulanmadığı yargıları da
pekişecektir.
Avrupa Komisyonu yapılan değerlendirmeler doğrultusunda
inanç özgürlüğü sorunlarını objektif olarak incelemeli ve Türkiye İlerleme
Raporlarına bu sorunları somut olarak yansıtmalıdır.
14 Ağustos 2004