Basın Açıklamaları

STK’lardan Bangladeş'te Cemaati İslami Mensuplarına Yönelik Siyasi Yargılamalara Tepki!

STK’lardan Bangladeş'te Cemaati İslami Mensuplarına Yönelik Siyasi Yargılamalara Tepki!

 

MAZLUMDER ve bir grup STK, Bangladeş Başbakanı Sheikh Hasina’nın gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti vesilesiyle Bangladeş’te tutuklu bulunan Cemaat-i İslami yöneticileri hakkında ve Bangladeş’te yaşanan hukuksuzluğa dikkat çekmek için bir basın toplantısı yaptılar.

MAZLUMDER ile birlikte Akabe Vakfı, AKDAV, AKV, Fatih Akıncıları, Hikmet Vakfı, İHH, İMH, Medeniyet Derneği ve Özgür-Der’in destek verdiği açıklama MAZLUMDER İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirildi. 

Toplantıda ilk olarak konuşan MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar “Hem insanlık coğrafyası hem de Müslüman coğrafya, küresel istikbarın oluşturduğu zulümlerle meydana gelen insan hakları ihlallerini yaşamaya devam ediyor. Bizler, bu ülkelerden biri olan Bangladeş’teki sorunları, Bangladeş’e desteğimizi dile getirmek için buradayız” ifadelerinin ardından hazırlanan ortak basın açıklaması metnini okudu.

Açıklamada Sarıyaşar Bangladeş’teki mevcut hükümetin, muhalif grup Cemaat-i İslami’ye yönelik baskılarını arttırması sonucunda çok sayıda protesto ve tutuklamaların yaşandığını, Cemaat’in lider kadrosundan iki eski bakan ve iki eski milletvekilinin halen gözaltında tutulduğunu belirterek “4 Eylül 2010 Cuma günü Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina (Sheikh Hasina), Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, 1971 Bangladeş “Ayrılma Savaşı”nda işlenen suçlarla ilgili Uluslararası Suçlar Mahkemesi kurulmasından söz etmişti. Başbakan Şeyh Hasina, savaş suçlarıyla ilgili yapılacak yargılamanın, Bangladeş’in onaylamış olduğu Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nün ruhuna da uygun olacağını ifade etmişti. Ülkede yaşanan ihlallere temel oluşturan Başbakan Hasina’nın bu yaklaşımının hukuki dayanağı yoktur. Roma Statüsü’ne göre Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisi, üzerinden 40 yıl geçmiş olan suçları kapsamamaktadır” dedi.

Açıklamanın sonunda ülkede gerçekleştirilen siyasi tasfiyelerin ABD-Hindistan kolonyalizminin Şeyh Hasina taşeronluğu eliyle, küresel istikbara direnebilme takati en yüksek olan ve Afganistan ve Pakistan’da bir türlü kurutulamayan İslami muhalefetin bölgeden tamamen süpürülmesi çabası olduğu ifade edilerek Bangladeş’te mahkemenin Cemaat yöneticileri hakkında karar vermesi beklenen bugünlerde, Mahkeme’nin bu kişiler hakkında vereceği adil olmayan kararlar nedeniyle hem hukukun hem de dünya barışının olumsuz etkileneceğinden duyulan endişe dile getirildi.

Daha sonra AKDAV adına Sıddık Karaduman, “Bangladeş’te yaşananlar bize gösteriyor ki dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanlar zulüm yapanlar tarafından tek vücut olarak algılanıyor. Bizler tüm mazlum halkların sesi ve destekçisi olmaya devam edeceğiz” dedi.

İHH Yönetim Kurulu Üyesi Osman Atalay ise Bangladeş’te özellikle son 2 yıldır Müslümanlara ve cemaatlere yönelik baskının arttığını belirtti. Bayram dolayısıyla Bangladeş’te bulunan mülteci kamplarına yardım amacıyla gitmek isteyen kişilerin, araştırmacı-yazarların vize ile ilgili problem yaşadıklarını, gitseler bile kamplara ziyaret konusunda sorun çıkartıldığını ifade eden Atalay, konunun gündemde tutulması gerektiğini söyledi. 

Fatih Akıncıları adına konuşan Mehmet Şahin yaptığı konuşmada Bangladeş’teki Müslümanların adeta Türkiye’de gerçekleşen 28 Şubat sürecini yaşadıklarını belirterek yüzde 85’i Müslüman olan bir ülkede tamamen legal olarak faaliyet yürüten ve toplumsal karşılığı olan bir cemaate karşı haksız uygulamalar gerçekleştirildiğini söyledi.

Daha sonra söz alan AKABE Vakfı Genel Müdürü Nasuhi Günay ise evrensel insani değerler kapsamında Bangladeş’te yaşananların kabul edilemez olduğunu ve Cemaati İslami mensuplarını desteklediklerini ifade ederek şuan Türkiye’de olan Bangladeş Başbakanı Sheikh Hasina ile hükümet yetkililerinin yaptığı görüşmelerde gerekli tavrın ortaya koyulmasını beklediklerini söyledi.

Son olarak konuşan Özgür-Der Genel Sekreteri Musa Üzer ise Bangladeş’te Müslümanların sıkıntılı bir süreçten geçtiğini ve hukuksuz bir şekilde sindirilmeye çalışıldıklarını ifade etti. 

MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu

 

ORTAK BASIN AÇIKLAMASI METNİ

 

BANGLADEŞ’TE CEMAATİ İSLAMİ MENSUPLARINA YÖNELİK SİYASİ YARGILAMALARLA OLUŞTURULAN ZULME SON VERİLSİN!

Bangladeş’te son yıllarda önemli insan hakları sorunları yaşanmaktadır. Ülkenin Pakistan’dan ayrılmasının yarattığı siyasi travma henüz sürmekte iken muhaliflere yönelik baskılar her geçen gün artmakta ve bu durum ülkedeki gündelik yaşamı da etkilemektedir. Bangladeş’teki mevcut hükümet, muhalif grup Cemaat-i İslami’ye yönelik baskılarını arttırması sonucunda çok sayıda protesto ve tutuklamalar yaşanmaktadır. Cemaat’in lider kadrosundan iki eski bakan ve iki eski milletvekili halen gözaltında tutulmaktadır.

Cemaat-i İslami’nin önde gelen 3 lideri, Başkan Rahman Nizami (Maulana Motiur Rahman Nizami), Başkan Vekili Hüseyin Sayidi (Allama Delwar Hossain Sayedee) ve Genel Sekreter Muhammed Mücahid (Ali Ahsan Mohammad Mujahid) halkın dini değerlerini istismar etmek suçlamasıyla 29 Haziran 2010’da gözaltına alındılar. Çoğunluğu önceki dönem hükümetlerde görev almış ve bugün muhalefete düşmüş olan bu kişilerle ilgili olarak 26 Temmuz 2010’da Bangladeş Savaş Suçları Mahkemesi tutuklama kararı verdi. Bu karar, söz konusu mahkemenin, Cemaat liderlerinin 1971 “Ayrılma Savaşı” sırasında işlediklerini iddia ettiği suçlarla ilgili yargılama yetkisi olduğu ilanı ile ve herhangi bir makul sebep olmaksızın alındı. Cemaat’in iki Genel Sekreter Yardımcısı Kamaruzzaman ve Molla Abdulkadir (Abdul Quader Mollah) keyfi yargılamanın durması için Yüksek Mahkemeye başvurdular ancak onlar da tutuklandı. Halen tutuklu bulunan 5 üst düzey Cemaat-i İslami yöneticisinin gözaltında iken işkenceye maruz kaldıklarına dair yaygın haberler gelmektedir.
 
4 Eylül 2010 Cuma günü Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina (Sheikh Hasina), Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, 1971 Bangladeş “Ayrılma Savaşı”nda işlenen suçlarla ilgili Uluslararası Suçlar Mahkemesi kurulmasından söz etmişti. Başbakan Şeyh Hasina, savaş suçlarıyla ilgili yapılacak yargılamanın, Bangladeş’in onaylamış olduğu Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nün ruhuna da uygun olacağını ifade etmişti. Ülkede yaşanan ihlallere temel oluşturan Başbakan Hasina’nın bu yaklaşımının hukuki dayanağı yoktur. Roma Statüsü’ne göre Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisi, üzerinden 40 yıl geçmiş olan suçları kapsamamaktadır. Ayrıca, o günkü adı Doğu Pakistan olan Bangladeş’in, Birleşik Pakistan’dan kopma savaşı sürecinde Pakistan Ordusu ile işbirliği yaptığı iddia edilenlerin savaş suçları dosyaları 1972 ve 1973 yıllarında Bangladeş mahkemelerinde görülmüş, 1974’te Pakistan’ın Bangladeş’i tanımasıyla mesele halledilmişti. Bugün suçlananların hiçbiri o gün ne itham edilmiş ne de suçlu bulunmuşlardı. Ayrıca Cemaat’in tutuklu bulunan beş üst düzey yöneticisinden dördü 1971 “Ayrışma Savaşı”nda öğrenci, diğeri ise Cemaat’e 1973’te katılmıştır. Ayrılma sürecinde Cemaat yöneticisi olması imkânsız olan, hatta o tarihlerde Cemaat’e üye dahi olmayan kişilerin bugün savaş suçu işledikleri gerekçesiyle yargılanmaları, siyasi tasfiyeden başka bir şey değildir. Bu tasfiye, ABD-Hindistan kolonyalizminin Şeyh Hasina taşeronluğu eliyle, küresel istikbara direnebilme takati en yüksek olan ve Afganistan ve Pakistan’da bir türlü kurutulamayan İslami muhalefetin bölgeden tamamen süpürülmesi çabasıdır. Ayrıca yaşanan bu tartışmalar ülkedeki sosyo-ekonomik geriliğini daha da ağırlaştırmakta, her türlü yatırım ve istikrarı engellemektedir. 
 
Bugünlerde Bangladeş’te Mahkeme’nin Cemaat yöneticileri hakkında karar vermesi beklenmektedir. Tutukluların yakınları ve siyasi çevreler, Cemaat yöneticileri hakkında idam cezası verilmesinden endişe etmektedirler. Bangladeş Başbakanı Şeyh Hasina’nın Türkiye’de bulunması vesilesiyle başta Türkiye Cumhuriyeti yetkililerine ve uluslararası topluma, şu anda mağdur edilmekte olan Bangladeşli siyasilerin durumlarını hatırlatıyor ve Mahkeme’nin bu kişiler hakkında vereceği adil olmayan kararlar nedeniyle hem hukukun hem de dünya barışının olumsuz etkileneceğinden endişe ettiğimizi ifade ediyoruz. 
 
AKABE, AKDAV, AKV, FATİH AKINCILARI, HİKMET VAKFI, İHH, İMH, MAZLUMDER, MEDENİYET DERNEĞİ, ÖZGÜR-DER