Cezaevlerinde sürdürülen açlık grevleri hız kesmeden devam ederken kritik evreler geçilmiş olmasına rağmen sorunun çözümüne yönelik ciddi bir yol alınamamıştır. Bu süreç siyasi bir manevra olarak algılanan idam tartışmaları ile devam etmiş, silahlı muhalif örgüt adına ‘amed İnsiyatifi’ tarafından ise bütün toplumsal kesimleri tehdit eder nitelikteki açıklamayla tırmanmıştır.
Bir kez daha vurgulamak gerekir ki cezaevlerinde bulunan hükümlü ve tutukluların sağlık imkânlarından yararlandırılması ve yaşam haklarının korunması devletin sorumluluğu altındadır. Devlet her şart altında bu sorumluluğu yerine getirmek zorundadır. Cezaevlerinde yaşanacak toplu ölüm vakalarının bütün toplumu ciddi anlamda gereceği ve sorunların konuşularak çözülmesi yöntemini imkânsızlaştıracağı aşikârdır.
Yine cezaevlerindeki açlık grevlerine dikkat çekme ve destek mahiyetindeki her tür gösteri ve açıklamaya müdahale ederek ve gözaltılar yaparak karşılık veren devlet son olarak basın açıklaması yapmak isteyen İnsan Hakları Derneği üye ve yöneticilerini gözaltına almıştır. MAZLUMDER olarak toplantı ve gösteri özgürlüğünün kullanılmasını kısıtlayan bu müdahaleleri ve insan hakları savunucularına karşı takınılan bu tavrı kınadığımızı ifade ederiz.
İlave olarak bu süreci top yekûn savaş adı altında her alana yaymak isteyen PKK ve/veya uzantısı inisiyatifler tarafından sivil alanlara ve çatışma dışındaki askeri unsurlara yönelik saldırılar, meskun mahallerde Kur’an kursu, yurt, okul, araç ve dükkanlara yönelik molotoflu benzeri saldırılar, kamu çalışanlarının açıkça hedef gösterilerek tehdit edilmesi de süreci daha da militaristleştirmekte ve sorunun çözülemez bir hal almasına neden olmaktadır.
Her iki tavrı da açıkça kınayan MAZLUMDER sorunu şiddet ve insan hayatı üzerinden yapılan pazarlıklarla çözmeye yönelik yaklaşımları reddettiğini açıkça vurgular.
Bu sorunların özellikle İnsan Hakları boyutunda olan ve ana sütü kadar Hak ve Allah’ın ayetlerinden Anadil ve yaşam alanlarında kullanımı Anadilde Savunma ve Anadilde Eğitim, ceza üstüne ceza şeklinde siyasi baskı aracına dönüşen tecrit gibi yönlerinin acilen çözümü ve /veya çözümü yolunun işaret edilmesi siyasi otoritenin sorumluluğundadır. Aynı şekilde siyasi taleplerin ise toplumsal barışın öncelendiği bir yaklaşım ile çözüm müzakerelerinin başlatılması iradesinin beyanı da siyasi otoritenin sorumluluğudur.
Kürt Siyasi hareketinin birçok aktörünce Türkiye Cumhuriyeti’nde birlikte yaşama iradesi defalarca ifadesini bulmuş iken siyasi aktörlerin toplumu bir yandan bölünme diğer yandan da düşman ve işgalci konseptli yaklaşım söylem ve eylemlilikler ile germeleri kabul edilemez yaşam hakkı ihlallerini doğurmaktadır.
Hükümeti, Muhalefeti ve ülkemizde Kürt halkının içinden gelen tüm siyasetçilerimizi karşılıklı restleşen tavır ve siyesi bilek bükme yarışlarını terk ederek İnsanlık önündeki asıl sınavlarının farkında olmaya davet ediyor, İnsan Haklarını ve Adil Barışı önceleyen tutumlar almaya sorumluluk üstlenmeye çağırıyoruz.
Bu gün gelinen noktada sorunun çözümüne yönelik artan sivil çabaların önünü açmak, onlara fırsat vermek ve uzlaşmaya zaman tanımak için öncelikle kritik noktada açlık orucunda olanların kendi inisiyatifleriyle doktor kontrollerini yaptırmaları için çağrı yapıyoruz.
Cüneyt Sarıyaşar
MAZLUMDER
İstanbul Şube Başkanı