MAZLUMDER İstanbul Şubesi, Rojava’da PYD güçleriyle rejime muhalif güçler arasındaki çatışma sürecinde katliam iddialarıyla gerilen ortamda çeşitli haber sitelerinin, insani yardım kuruluşlarını, STK'ları ve bazı kişileri hedef gösterilmesi ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirdi.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen basın toplantısına söz konusu sitelerde hedef gösterilen isimler arasında yer alan MAZLUMDER kurucu üyelerinden Burhan Kavuncu da katıldı.
<iframe frameborder="0" height="315" src="//www.youtube.com/embed/A_huOCNut3k" width="560"></iframe>
MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar konuşmasına, öncelikle Mısır’da, Nahda’da, Adeviye’de ve diğer sokak ve meydanlarda zalim diktatörlükçe şehit edilenlere Allah’tan rahmet dileyerek başladı. Rojava ile ilgili son süreci kara propaganda süreci olarak adlandırdıklarını söyleyen Sarıyaşar, hedef göstermelerin ve iftiraların da arka arkaya geldiğini, MAZLUMDER’in kurucularından ve daha önce yönetim kurulunda bulunmuş bazı kişilerin de bu hedef gösterme içinde bulunduğunu ifade etti. Cüneyt Sarıyaşar “Kara propaganda, hedef gösterme ve iftiralara cevap için buradayız. Suriye'nin kuzeyindeki Rojava bölgesinde, PYD güçleriyle rejime muhalif güçler arasındaki çatışma sürecinde katliam iddialarıyla gerilen ortam çeşitli haber sitelerinin, İnsani Yardım kuruluşlarını, STK'ları ve bazı kişileri hedef gösteren haberleri ile Van ve Diyarbakır'da ÖZGÜRDER Şubelerine yapılan silahlı-molotoflu saldırılar neticesinde endişe verici boyuta ulaşmıştır. Derneğimizin kurucu üyelerinden bazılarının da hedef gösterildiği bir haber sitesi bir taraftan kara propoganda ile onlarca çarpıtılmış bilgiyle kişi ve kurumlara iftira atmakta diğer taraftan bu kişi ve kurumları silahlı yapılara hedef göstermektedir” dedi.
Çatışma ortamlarının haber alma konusunda sıkıntılı alanlar olduğunu, özellikle Suriye’nin bu açıdan zor bir bölge olduğunu ifade eden Sarıyaşar, Rojava ile ilgili bilgilerin gelmeye başladığı ilk andan itibaren MAZLUMDER’in ihtiyatlı bir dil ile konuyu takip ettiğini ve kendi duruşunu açık bir şekilde ortaya koyduğunu söyleyerek “Bazı yayın organlarında ifade edildiği gibi MAZLUMDER 5 ayrı görüş belirtmiş değildir. Bu başlıkların altında yer alan bize ait metinleri açıp okuduğunuzda göreceksiniz ki tamamı birbirini tamamlayan, birbiriyle örtüşen, sürecin farklı zamanlarında o sürecin özelliklerini taşıyan net açıklamalardır. Biz başından beri Suriye’deki direnişin yanında olduğumuzu ifade etmiş bir kurumuz. 2010 yılındaki raporumuz, daha sonra İstanbul Pendik’te yapılan Suriye Kurtuluş Konferansı’na ev sahipliği yapmamız ve sonrasında Suriye Devriminin değişik safhalarında süreci kendi perspektifimizle değerlendirerek yaptığımız açıklamalarımız ortadadır” dedi.
Suriye devriminin ilk 7 ayını unutarak konuşmanın büyük bir zihin kaybı ve akla ziyan bir durum olduğunu vurgulayan Cüneyt Sarıyaşar, halkın o süreçte barışçıl gösterilerle meydanlara çıktığını fakat üzerlerine saldırıldığını, Esad’ın zalimane tavırlarını daha da şiddetli bir şekilde artırmasıyla da olayın Suriye halkının da hiç istemediği bir şekle bürünmesine yol açtığını söyledi. Sarıyaşar konuşmasına şöyle devam etti: “Bir halk ki, sadece insanları öldürülmüyor, şehirleri yok ediliyor, uçaklarla kendi ülkelerini yönetenler tarafından üzerlerine bombalar yağdırılıyor. İşte böyle bir süreci yaşayan Suriye halkının temiz özgürlük mücadelesini uluslararası politikacıların, istihbarat örgütlerinin ve pek çok değişik yapının gölgesi altında değerlendiremeyiz. Biz her zaman provakatif oluşumlara ve halkın kendisini ifade etmediği yapılanmaların o halkın asli görevini etkileyecek pek çok unsuru beraberinde taşıdığına, bunların getirdiği ortamın da Suriye’de uluslararası emperyalistlerin hedeflediği ortamı oluşturduğuna dikkat çektik. Yeryüzündeki zulümlerin asli sebebi küresel hegemonyadır. Pendik’te yapılan ilk Suriye Ulusal Kurtuluş Konferansı’ndan başlamak üzere, Suriye’nin tüm halklarını Suriye direnişi içinde gördüğümüzü ve bunun şahitliğini yaptığımızı da beyan etmek istiyorum. Söz konusu konferansın önemli unsurlarından birisi de tabi ki Suriye’nin önemli bir demografik unsuru olan Kürt halkının temsilcileridir. Bu temsilciler Pendik’te var oldukları gibi ondan sonraki süreçlerde de Esad’a karşı direnişte tüm halkla birlikte oldular, net tavırlarını her zaman ortaya koydular. Kürt halkı Suriye’nin bütününden bağımsız hareket etmiş değiller. Türkiye’deki kamuoyunun bu noktada yanıltılmış olması da algı oluşturma süreçlerinin bir parçasıdır. MAZLUMDER olarak, Suriye’deki sorunun uluslararası perspektifinde siyasi mütalaalar içine girmeden, Suriye’de yaşanan hak ihlalleri üzerinden ve sadık olduğuna inandığımız haberler üzerinden biz ancak sözümüzü söylüyoruz. Bu bağlamda, ilk açıklamamızda katliam söylentileri üzerinden duruşumuzu beyan ettik. Daha sonraki açıklamalarımızda da şiddet ortamını olumsuzlayan, kötücül yaklaşımların hepsini reddeden bir perspektif sergiledik. Tüm bunlara baktığımızda; Kürt sorunu üzerinden de olsa Suriye’deki sürecin Türkiye’ye ikinci bir sorunu da taşıdığını gördük. İlk sorun, Suriye’yi, uluslararası emperyalistlerin evriltmek istediği mezhep çatışması üzerinden kendi içinde parçalamak ama bu arada İslam toplumlarını da bu çatışmanın içine sürükleme projesi maalesef Türkiye’yi de içine almış ve yaşananlar endişe verici boyuta gelmiştir. Bir başka sürecin de yine Rojava üzerinden gündeme sokulduğunu görmekteyiz. Bu gündem de, Türkiye’de çözüm sürecine yönelik önemli adımların atıldığı zamana denk gelmiştir ve bu tarihi süreçte adeta Suriye Kürdistanıyla ilgili sorunların tamamı Türkiye’deki Kürt meselesinin bir yerlerine monte edilmesiyle buradaki süreci olumsuz etkilemiştir. Biz, siyasi ve sosyal aktörlerin tamamını itidalli olmaya, sadık olmayan haberler üzerinden yorumlar yapmamaya, sağlıklı kaynaklardan haber almak suretiyle ve çatışmacı dil kullanmadan sorunlara bakmaları noktasında uyarıyoruz. İslami hassasiyetiyle öne çıkmış kurum ve şahıslara yönelik şiddet ve nefret içerikli saldırıları kınıyoruz, saldırıların etnik bir dil üzerinden toplumsal çatışma alanları yaratmak isteyen bir kurgunun parçası olduğu gerçeğini görüyor ve tüm aktörleri sorumluluk sahibi olmaya ve daha dikkatli davranmaya davet ediyoruz”.
Sarıyaşar sözlerini şöyle sonlandırdı: “Kendisi bu sürecin ciddi mağduru olan, kendi üzerine atılmış pek çok uydurma suçlamadan dolayı da silahlı grupların hedefi haline gelen Burhan Kavuncu kardeşimize desteğimizi ifade ediyoruz”.
Daha sonra bir açıklama yapan Burhan Kavuncu, ANF (Fırat News) tarafından kendisi ile ilgili yapılan yalan haberlere cevap niteliğindeki aşağıdaki açıklamayı yapmıştır.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu
12.08.2013’TE ANF (FIRAT HABER AJANSI)’DE YAYINLANAN YALAN VE İFTİRALARA CEVABIM
BURHAN KAVUNCU
Uzak durmak için gayret ettiğim bir konuya ANF (Fırat News) tarafından bulaştırıldım. Hem de masa başında uydurulmuş yalan ve iftiralar içeren bir yazı ile. Bu kadar yalan karşısında “Hiç Allah korkusu kalmamış” demenin anlamsız olduğunu biliyoruz. Allah korkusu bir yana ANF’nin kendine ait de hiçbir değeri, ahlakı yok. Bir davaya, ilkeye, mücadeleye, ideolojiye inanan herhangi birisinin sahip olması gereken özsaygı, insanları hedef göstermek için uydurulmuş yazılar yayınlamaktan alıkoyabilirdi. Bu çevre daha önce de böyle şeyler yaptığı için şaşırmıyoruz.
Suriye meselesinde Hizbullah, Kaide, ÖSO, PYD’nin çatışmalara girmek için kendilerine göre haklı sebepleri bulunabilir, ben bu grupların birbirleri ile savaşmalarını büyük bir fitne olarak görüyorum. Bu çatışmaların ABD ve İsrail’in işine geldiği açıktır. Bu fitneden uzak durmaya, taraf olmamaya dikkat ediyorum. Suriye’deki iç savaş sivil yerleşim bölgelerinin kontrolü üzerinden cereyan ettiği için daha çok siviller mağdur olmakta, hayatını kaybetmektedir. Ne olursa olsun savaşan grupların sivillerin zarar görmemesi için özen göstermesi gerekir.
ANF’de yayımlanan ve doğrudan şahsımı hedef alan yazıdaki iftiralara gelince:
1-“…Maraş’taki Kürt-Alevi katliamının koordinatörlerindendir. Katliamdaki sorumluluğundan dolaya cezaevine girdi. Kürdistan’da PKK ve Kürt halkının özgürlük direnişi yükselişe geçince, Burhan Kavuncu cezaevinden planlı bir şekilde çıkarılarak, Hizbul-Kontra şeflerinden biri yapıldı”. Maraş olayları ile hiçbir şekilde ilgim yoktur. Bu nedenle ne tutuklandım, ne gözaltına alındım, ne de yargılandım. Bu teori Aydınlık/Doğu Perinçek grubuna ait olup, her on yılda bir birileri tarafından yeni eklemelerle piyasaya sürülmektedir. Herhalde “aksi iddia edilemez” diye uydurulmuştur. Biz Müslümanlar, Aydınlığın uydurduğu hiçbir yalana itibar etmezken, bazı sol gruplar bu yalana dört elle sarılmakta mahzur görmemişlerdir.
12 Eylül 1980 döneminde açılan MHP davasında, Ülkücü Gençlik Derneği yönetiminde bulunduğum için yargılandım ve başka da bir suçlama olmadığı için örgüt yöneticiliğinden ceza aldım. 1985 yılında Mamak askeri cezaevinden tahliye oldum. Bir takım olaylar için cezaevinden çıkarıldığım, bazı hiziplerin yöneticisi olduğum, Abdülkadir Aksu’nun adamı olduğum iddiaları tamamen hayal mahsulüdür.
2-1990’larda bazı Müslümanlarla PKK arasında başlayan silahlı çatışma sürecinde, Müslümanların mazlumiyetine PKK’nin saldırganlığına inandığım için (bu konuda yeterli veri mevcuttu) bir süre bu yönde yazılar yazdım. Daha sonra, (1993’te) söz konusu Müslümanları temsil eden grubun çizgisini ve yaptıklarını yanlış bulduğum için bu grubu da eleştiren yazılar yazdım. Kimseye yaranma ihtiyacında olmadım, yanlış bulduğum eylemleri, kişi ve grupları açık, net bir şekilde eleştirmekten korkmadım. Kimseye yalan ve iftirada bulunmadım, herkesi yaptıkları ve söyledikleri ile eleştirdim. Şimdi de kimseden çekindiğim yoktur, sadece iyi niyetli bazı Kürt gençlerinin beni yanlış tanımalarını istemem. Kaldı ki, Kürt çevrelerinde beni iyi tanıyan herkes nasıl birisi olduğumu bilir. İyi tanımayanların zann ile kanaat oluşturmaları da kendi bilecekleri bir iş.
3-“..Kavuncu’nun asıl hedefi Büyük Türkistan’dır-Turan Ülkesi- Bu hedef doğrultusunda, İstanbul’daki Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği vasıtasıyla, Uygur Özerk Bölgesi’nden (Türkistan) getirdiği Türk İslam Partisi’ne bağlı İslam maskeli paralı çeteleri, Rojava’yı işgal etmek için gönderiyor.”
Uygur Türklerini Rojova’ya gönderip Kürtleri öldürttüğüm çirkin bir iftiradır. ANF yazısında, Türkistanlı olmak bir ayıp ve suç gibi nitelendirmiş. Kürdistan ne kadar haksa, Türkistan da o kadar haktır ve haklıdır. Elbette ben bir Türkistanlıyım, Orta Asya’da, Doğu Türkistan’da yaşayan mazlum halklara ilişkin dernek ve platformlarda, İbrahim Sediyani gibi birçok Müslüman Kürt de benimle birlikte çalışmaktadır. Olayları Kürtlük, Türklük temelinde gören ırkçı zihniyet ANF’nin hastalığıdır. Biz Müslümanlar tüm halkların, hak ve adalet temelinde kardeş olduğuna inanırız.
Benim geçmişimde milliyetçi ve faşizan eğilimlerim olmuştur. Ben bunlardan 30 sene önce teberri ettim. Önemli olan bugün faşist olmamaktır. Ama hala milliyetçi ve faşist saplantılarla hareket edenlerin, halkları birbirine düşman etmeye çalışanların beni geçmişimle yargılamaya kalkmaları, Müslümanları hedef göstermeleri kabul edilemez.
Sonuç olarak: Suriye’deki Esed rejimine karşı halkın isyanının haklı ve gerekli olduğuna inanıyorum. Ama bu mücadelenin emperyalist devletlerden bağımsız olarak yürütülmesi gerektiği kanaatindeyim. El Nusra/ Kaide’nin şiddet yaklaşımlarını eleştiriyorum. Mezhep düşmanlığı ve sivillere saldırı politikalarını İslam’dan sapma olarak görüyorum. Rojava bölgesi Kürt, Arap Müslüman halklara aittir. İslam topraklarının ulusal sınırlarla bölünemeyeceğine inanıyorum. Hiçbir kavmiyetçi kabileci çatışmayı meşru görmediğim gibi bir Kürt- Arap savaşını da meşru görmem. Rojava’daki PYD- Nusra savaşının emperyalist çıkarlara hizmet ettiği görüşündeyim.
Özgürder’e yönelik saldırılarla tehlikeli bir gerginlik oluşturulmaya çalışılmaktadır. Özellikle barış ve çözüm isteyenlerin bu tür provokasyonlara karşı dikkatli olmaları gerekir.
Kamuoyunu kardeşliği bozacak, zedeleyecek girişimlere karşı duyarlı olmaya çağırıyorum.
Not: Bugün saat 00.14’te hakkımızdaki yalanları kaleme alan ANF yazarı, kendi twitterında benden özür dilemiş. Söz konusu yazı ANF’nin sitesinde hala duruyor, özrün yazıdaki tüm iddialarla ilgili ve ANF’de yapılması gerekir. Bunların ne kadar ciddi ve dürüst olduklarını takdire bırakıyorum.
Zana Azadi @ZanaAzadi59 dk 14.08.2013 (00.14)
ANF'deki"Rojava’daki katliamın Türkiye’deki ortakları kim"? başlıklı yazım da Özgür-Der'in kurucusu olduğundan dolayı Burhan Kavuncu'nun da+ Rojava'daki katliamdan sorumlu olduğunu yazmıştım. Fakat bazı kaynaklardan aldığım bilgilere göre, Burhan Kavuncu'nun Rojava saldırıları
Zana Azadi @ZanaAzadi57 dk
ile bir ilişkisinin olmadığı şahsıma iletildi. Bu bilgiyi doğru kabul ederek, Burhan Kavuncu'dan özür dilerim.
BURHAN KAVUNCU