Söyledikleri ya da yaptıkları nedeniyle değil sırf kadın oldukları için hakları gasp edilen kadınlar… Renkleri, dilleri, dinleri, ideolojileri, statüleri nedeniyle; bazen erkek egemen zihniyetten, bazen devletten bazen de toplumun kendisi tarafından hor görülüp, ayrımcılığa maruz bırakılarak mağdur edilmektedirler.
Türkiye tarihinde ara ara zuhur eden ve en son 28 Şubat postmodern darbesinin bir ürünü olarak karşımızda duran başörtüsü yasağı bu durumun en tipik örneklerinden biridir. Yıllardır siyasal malzeme olarak kullanılarak; birçok kadının eğitim, çalışma ve din özgürlüğü ellerinden alınmakta, siyasal temsil yetkileri verilmemektedir. Kadınların kendi içindeki ötekini üreterek toplumsal kamplaşmalar oluşturan bu yasak, AB’nin kapısına dayanan bir ülkenin demokrasi karnesine yansıyan utanç verici bir tablodur. Devlet bu yasağın kalkmasına ilişkin bir an evvel somut adımlar atmalıdır.
Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanan çatışmalı süreç bölge kadınlarına bir takım dram ve acılar yaşatmaktadır. Nitekim en son yaşanan Roboski katliamında olduğu gibi daha birçok vakada en çok ağlayan yine kadınlar olmuştur. Buradan Roboskiye giderek annelerle görüşüp onların gözyaşlarını dindireceklerine dair söz veren Sayın Emine Erdoğan’a ve Sayın Başbakana sesleniyoruz: Kürt meselesi çözüme kavuşturulmadığı sürece maalesef daha birçok annenin gözyaşı akmaya devam edecek ve daha başka Roboskiler yaşanacaktır. Bu nedenle kendilerini bu sözlerinin arkasında durmaya davet ediyoruz.
Yine aynı şekilde Pozantı cezaevindeki çocuklarının yaşadığı travmalar için gözyaşı döken anneler…
Bu çerçevede bölge kadınlarına ilişkin politikalar geliştirilerek anadilde eğitim ve kamu hizmeti alma hakkına sahip olmalıdırlar. Özellikle zorunlu göçe maruz kalan kadınlar yaşadıkları birçok travmayla birlikte ekonomik alanda da mağdur edilmektedirler. İş hayatında emekleri sömürülmekte, kimi zaman mevsimlik işçi kimi zamanda temizlik ve fabrika işçisi olarak düşük gelirlerle zor ve kötü koşullarda çalıştırılmaktadırlar.
Kadınların maruz kaldıkları şiddet olgusu ise başlı başına çözüme muhtaç bir sorundur. Af Örgütü istatistiklerine göre her üç kadından biri yaşamı boyunca şiddete maruz kalıp, taciz edilmektedir. Kadın cinayetlerinin kurbanlarının yüzde yetmişi ise erkek partnerleri tarafından öldürülmektedir. Bu şiddet biçimi kendisini bazen kız çocuklarını okula göndermeme, sağlık hizmetlerinden mahrum bırakma, çocuk yaşta zorla evlendirme, ensest ilişkilere maruz bırakma ve ebeveynlerinin rızası ile cinsel taciz ve tecavüz gibi konularda göstermektedir.
Bugün vesilesiyle biz MAZLUMDER olarak şunu söylüyoruz; yeni anayasa çalışmalarının gündemde olduğu şu günlerde kadın hakları yasal güvence altına alınarak mevcut yasalardaki eksiklikler giderilmelidir. Ancak ihlalleri önlemede devletin görevi sadece mevzuatla sınırlı değildir. Bu hakları yaşanılır kılacak mekanizmalar geliştirilmelidir. Bu amaçla yasa uygulayıcılarına hizmet içi eğitimler verilmelidir. Ve en önemlisi, tüm kadınlar kendi hakları konusunda bilinçlenip ihlali oluşturan kişi ya da kurumlara karşı güçlü bir tutum sergilemelidir.