EN UZUN GECENİN AYDINLIK ŞAFAĞINA YÜRYÜŞÜMÜZ EREK DAĞINA OLDU
Şeb’i yelda...
En uzun gece anlamına gelen şeb’i yelda’nın sabahında ikinci sene-i devriyesini karşılamak üzere olduğumuz Roboskî katliamına dikkat çekmek için Erek dağına yürüyüşümüz vardı.
Şeb’i yeldayı muvakkit ile müneccim ne bilir?
Müptela-i gama sor kim geceler kaç saattir?
Şairin yukardaki dizeleri her ne kadar aşk derdine/gamına müptelâ olmuşlar için ise de bu sabah Roboskî yürüyüşü sırasında hep aklımda idi. Yanımızda Roboskî’den iki anne ve bir de baba vardı çocuklarını kaybeden. Bu anne ve babalarımız için yılın her gecesi bir “şeb’i yelda” idi. Bedenlerinden büyük bombalarla, bedenleri parçalara ayrılmış çocuklarını kaybedeli bu annelere sormalı kim geceler kaç saat?
Yolculuk...
Toplanma yerinde, zalimlere karşı mazlumların yanında olmanın bilincine sahip arkadaşlarımız ve misafirlerimiz geldiklerinde artık yola koyulma vakti idi. Evlerine ekmek götürebilmek, okul harçlığı yapmak, ev kurmak, daha insanca bir yaşam adına yaptıkları bir sınır ticaretinde hava saldırısı ile hayatlarını kaybeden kardeşlerimizi anmak ve anlamak için şehit edildikleri yer gibi bir dağda yapacaktık çağrımızı, çığlığımızı, feryadımızı...
Sabahın erken saatlerinde mütevazi bir kahvehanede buluştuk. Toparlanıncaya kadar, acılarımızın ve ümitlerimizin bir senfoniye dönüştüğü sohbetlerimiz içimizi de ısıtıyordu. Yaşlı, genç, kadın, erkek; ama illede adaletin gerçek sahibine olan inançlarını kaybetmemiş, her çevreden arkadaşlarla kar altında olan Erek dağına tırmanmak üzere Şuşanıs köyünün içine kadar araçlarla gittik. Her taraf bembeyaz bir örtüyü bürünmüştü. Ancak bu saatten itibaren Van yoktu. Zehirli kömürlerin gizlediği şehir adeta yok olmuştu ve saatlerce Van denizini görmeyi beklemenin boşuna olduğunu ancak hava kararınca anlayabilmiştik. Tırmanış sırasında molalar, mola esnasında kılam/ağıt ve ağıtlar dile geldi. Roboski annelerinin her anı acı, her anı ağıttı. Yaklaşık üç saatlik zorlu bir mücadelenin ardından Erek dağının zirvesine vardık. Altmış yaşında çocuğunu katliamda kaybetmiş Roboskî’li annenin azmi, inancı, gruptaki diğer arkadaşları imrendirdi adeta.
Mazlumder, İnsan-der, Mamutsa-der, Mina-der, Azadi İnsiyatifi ve diğer kesimden 45’in üzerinde bir grubla tırmandık ve soğuktan korkanların aslında boşa endişelendiğini gömlek katıyla yaptığımız yürüyüşle görmüş olduk. İnanılmaz bir sıcak vardı. Ama Roboski ailelerinin sürekli olarak duyarlılığımızdan dolayı bize teşekkür etmeleri, onurlandırmaları daha çok içimizi ısıtıyordu. Hedeflediğimiz zirveye büyük bir iradeyle çıktık. Aramızda ayaklarından yeni ameliyat olmuş bayan kardeşlerimiz ve astım hastası Roboski’li annemiz de vardı zirveye tırmanan. Aparat öğle yemeği ve çay mollasından sonra basın açıklamamızı okudur. Basın açıklaması Mazlumder yönetim kurulu üyesi Betül Güngör tarafından aramızdaki bayan kardeşlerimizi temsilen okundu.
Bütün dünyaya...
Erek dağının zirvesinde bütün dünyaya aşağıdaki metin ile seslendik.
Roboski!
Evine sıcak bir aş temin edebilmenin, çocuğunu zor da olsa okula gönderebilmenin, giyim ve kuşamı için birkaç parça giysi alabilmenin, nişanlısına kavuşma yolunda düğün masrafları için para toplamanın, hayatını idame ettirmenin bedelinin ölüm olduğu coğrafyanın sembol köyü Roboski.
Evine ekmek götürmenin ölümle eşdeğer olması nedir siz bilir misiniz? Biz; Roboski (Ortasu), Qelqelî (Özalp), Bayîzaxa (Çaldıran), Elbak (Başkale), Bazîd (Doğubeyazıt), Gever (Yüksekova), Şemizdîna (Şemdinli), Nisêbîn (Nusaybin) ve diğer ‘sınır’ hattı coğrafyaları çok iyi biliriz bunu. Ya bir devletin kurşunu ya da alçak bir mayının kurbanları oluruz.
‘Suçumuz’ aramıza konulan sanal ve sahte sınırları geçerek öbür yandaki akraba ve halkımızla ticaret yapmamızdır. At, katır ve eşek sırtlarında soğuk ve zorlu coğrafyaya aldırmadan birkaç bidon mazot ile birkaç karton sigara, biraz çay ve hurma, iki çuval pirinç… alıp satmaktır bizim lügatimizde ‘kaçakçılık’.
Yoksulluk bu toprakların üstüne çökmüş kara bir buluttur. Bazen alır gurbet ele götürür, inşaat ve tarım işçiliğine sürgün eder. Bazen de ‘kaçakçılıkta’ ölümle dans etmeye mahkum eder. Ardımızda kalan anne ve babalarımız, eşlerimiz, oğul ve kızlarımız, sevenlerimiz de ölüp ölüp dirilir biz ‘kaçaktan’ dönünceye kadar…
‘Kaçakçılık’ bu toprakların bir realitesidir, uzun bir geçmişe sahip ve toplumsal hayatta kökleşmiş olan bir can damarıdır. Bu müessese için sınır ticaret noktaları açılarak kabul edilmesi ve resmileştirilmesi gerekirken yasaklanması yönündeki tavır, bölge halkının yoksulluğunu arttırmakta ve hayat şartlarını daha da zorlaştırmaktadır. Bu durum büyük göç dalgalarına sebep olmakta, toplumsal dokunun zedelenmesine yol açmaktadır.
Roboski!
Eğitim imkanlarından yoksun ve geri bırakılmış, mahrumiyetlerin hat safhada olduğu, kalabalık nüfuslarına ters oranda düşük gelir düzeyine sahip fedakar ve cefakar insanların yurdunun bir simgesidir.
Tel örgülerle örülmüş ve bugünlerde duvarlarla, karakollarla güçlendirilmeye çalışılan anlamsız ‘sınırların’ varlığı bu yüzyıla, barış ve kardeşliğe yakışıyor mu? İnsanlığın geldiği noktaya paralel olarak sınırların gevşetilip kaldırılması, vizesiz geçişlerin sağlanması, geçişken sınırların uygulanması gerekirken tam aksi istikamette uygulamalar insani, İslami, akli ve mantıki değildir.
Yüzyıldır uygulanan insanlık dışı muamelelerin telafisi adına çok büyük pozitif ayrımcılık uygulamalarını hak eden bir coğrafyayı katliamlara tabi tutmak, adaletin tesisi için gayret göstermemek, mağduriyetlerin giderilmesi noktasında yavaş davranmak ve oyalamak hepimize kaybettirir. Kaybedecek bir şeyleri olmayanlardan çok dünyevi bir şeylere sahip olanlara daha çok zarar vereceği kuşkusuzdur.
Roboski!
20. Yüzyıla, öz yurtlarında dört parçaya bölünmüş bir halk olarak giren Kürtlerin mazlumiyet ve mağduriyetlerinin sembolü.
Katliamlar, darbeler, devlet ritüeliyle, gizlilik kararları, askeri mahkeme kalkanlarıyla üstü örtülmüş bir hakikat olan Kürdistan’ın en acı trajedilerinden biridir Roboski. Şêx Sait, Zilan, Ağrı, Dersîm, 33 Kurşun, Maraş, Şırnak ve Başbağlar geleneğinin devamıdır. Ceylanların, Uğurların katledildiği halkaya daha birkaç gün önce Gever’de (Yüksekova) 3 canın eklenmesi hala bu zihniyetin var olduğunun, devam ettiğinin göstergesidir maalesef.
Kürt olmanın bedelinin; yaya veya katır sırtındaki silahsız sivillere, uçaklar ve tonlarca ağırlıktaki bombalarla saldırmak kadar ağır ve zalimane olduğu bir coğrafyanın adıdır Roboski.
Statüsüzlüğün, sahipsizliğin, yok sayılmanın ve yok edilmenin en pervasız dışa yansımasıdır.
Adaletin mazlumlar için işlemediği, aksine mazlum ve mağdurların cezalandırmak için ‘adalet dağıtma tiyatrolarının’ sergilendiği trajikomik bir sahnedir Roboski… Faili belli cinayetlerin ‘faili meçhul’ diye adlandırıldığı bir mizansen.
Ey Roboski!
Seni unutmayacağız! Unutusrak kalbimizin kuruyacağını biliriz. Hep yanında ve adaletin takipçisi olacağız.
Seni anlıyoruz ve anıyoruz! Seni tüm dünyaya anlatmaya devam edeceğiz.
Sen bizdensin, biz de sendeniz!
Basın açıklamasının ardından bir süre dinlenip, simsiyah dumanın arasında kaybolan Van’ı bir süre beyhude aradıktan sonra inişe başladık. Tek sıra halinde sürdürdüğümüz yürüyüşümüzün anlamını, ruhunu, gerçeğini ölümsüzleştirmek için yüzlerce kare fotoğraf çekildi. Ancak bunlardan hiçbirinin yaşadığımız o duygu yoğunluğunu yansıtmaya yettiği söylenemez. Erek dağının dibindeki Şûşanis köyüne vardığımızda, köylüler ısrarla bizi evlerine misafir etmek istediler. Ancak tırmanmaya başlamadan önce Ahmet kardeşe söz vermiştik. Pantolonumuzun paçaları ıslak, donmuş haldeydi. Birçok arkadaşımız içeri girmek istemediyse de başarılı olamadı, çünkü ev sahibimiz sobasını yakmış bizi bekliyordu. Sıcak bir ev, sobanın üzerinde hazır birçok demlik çay. Büyük odaya zor sığdık, ancak onlar da biz de çok mutluyduk. Selahaddin amca ve oğlu Ahmet abi inişte bizleri ısrarla evlerine davet etmiş, bütün aile bize hizmet etmek için seferber olmuştu. Akşam yemeği ısrarlarını kabul etmeyince bir sıcak çay ile kardeşliğin ne olduğunu bizlere en saf haliyle gösterdiler. Sıcak çayların ve muhabbetin ardından köy minibüslerine binerek havası kirletilmiş kentimize geri döndük.