FÜZE KALKANINA DA FÜZELERE DE HAYIR !
Portekiz'in başkenti Lizbon'da 19-20 Kasım 2010 tarihlerinde düzenlenen bir toplantıda NATO ülkelerince onaylanan "Füze Kalkanı Projesi" aslında ABD'nin bir Ortadoğu projesidir. Bir takım girişimler sonucu projede isimler geçmese de hedef başta İRAN ve SURİYE olmak üzere İslâm ülkeleridir. ABD Başkanı Barack Obama "İlk defa, hem ABD hem de Avrupa'daki tüm NATO topraklarını ve nüfusunu kapsayacak güce sahip bir füze savunma yeteneğinin geliştirilmesi konusunda anlaşmaya varmış bulunuyoruz" diyerek yapılan toplantının sonucunu açıklamıştır. Her ne kadar NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen "NATO, hiçbir ülkeyi düşman olarak görmemektedir" dese de Sovyetler Birliği çöktükten sonra bizzat eski ABD başkanı tarafından düşmanın İslâm olduğu ilân edilmiştir. Zirvede kabul edilen NATO'nun yeni stratejik konsept taslağını, eski ABD dışişleri bakanı Madeline Albright başkanlığındaki 12 kişilik akil adamlar hazırladı. Heyetin sunduğu raporda İRAN bir tehdit görülerek açık bir şekilde ismen zikrediliyordu. Bu heyet içinde emekli büyükelçi Ümit Pamir de yer aldı. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy "Biz kediye kedi deriz, bu günün füze tehdidi İRAN'dır" diyerek gerçeği dile getirmişti.
ABD dünya hegemonyasını sürdürebilmek için BM'i siyasi, dünya bankasını ekonomik ve NATO'yu askeri güç olarak kullanmaktadır. Zira, bu üç teşkilat hiçbir zaman ABD'nin onaylamadığı bir icraatı bugüne kadar gerçekleştirememiştir, gerçekleştiremez...
Bugün Irak, Afganistan, Pakistan, Sudan, Somali, Keşmir ve Filistin'de yaşanan savaşlarda ABD kendi tehdit algısına göre, NATO'yu kullanarak rol almakta ve kendi milli çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir. Dünyada bir taraftan silâhsızlanma politikaları oluşturulurken, diğer taraftan bu gibi silâhlanma çalışmalarının yapılması düşündürücüdür... ABD ve batılı emperyalist ülkeler ikiyüzlü olarak hareket etmektedirler. Zira bu projenin özelliği, mevcut balistik füzeleri radar sistemleri ile tespit edip daha geliştirilmiş füzelerle imha edebilmektir.
Son yıllarda komşularıyla sıfır problem anlayışıyla yürütülen ve bu konuda bazı başarılara da imza atan Türkiye'nin dış politikalarına "Füze kalkanı projesi" oldukça ters düşmektedir. Türkiye'nin tüm dünyada ve özellikle İslâm ülkeleri nezdinde artan popilitesi bu projeye verilecek katkı ile azalacaktır. NATO patentli bu teklifle Türkiye'nin önüne getirilmek istenen gerçek anlamıyla koruculuk görevidir. Bu nedenle ;
1- Bu projenin gerçek sahibi ABD olduğu,
2- Asıl İsrail'i koruma amacı taşıdığı,
3- Silâhsızlanmayı değil silâhlanmayı teşvik ettiği,
4- Mali acıdan ülkemize büyük bir yük getireceği,
5- İslâm ülkeleri potansiyel düşman görüldüğü,
6- Olası bir saldırıda ülkemizin zarar göreceği,
7- Komşularımızla gelişmekte olan ilişkilerimizi olumsuz etkileyeceği için,
MAZLUMDER Trabzon Şubesi olarak, "Füze kalkanı projesi" çerçevesinde ülkemizde yapılması planlanan uygulamalara karşı olduğumuzu, "ABD'ne Karakol - İsrail'e Kalkan - Komşularımıza Düşman" olmamak için "Füze Kalkanı Projesine" hayır diyoruz. 03.12.2010
MAZLUMDER Trabzon Şubesi
Yönetim Kurulu
ENGELLİLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM
BM (Birleşmiş Milletler) 1992 yılında aldığı bir kararla 3 Aralık gününü "Uluslararası Engelliler Günü" olarak ilân etti. 5 Mart 1993 tarihinde de BM İnsan Hakları Komisyonu yayınladığı 1993/29 sayılı bildiri ile 3 Aralık gününün "Engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanması" amacıyla tanınmasını ilân etti. O günden beri 3 Aralık "Dünya Engelliler veya Özürlüler Günü" olarak kutlanılmaktadır.
Dünyada 500 milyonun üzerinde, Türkiye'de ise 8,5 milyon kişi engelli durumundadır. Bu Türkiye'deki nüfusun %12,29′u kadardır. Bu oran, erkeklerde %11,10 kadınlarda ise %13,45 civarındadır. Engelli gruplarına göre dağılımına bakıldığında %12,29'luk oranının içinde, %1,25'i ortopedik, %0,6'ı görme, %0,37'si işitme, %0,48'i zihinsel ve %9,59 oranında diğer engelliler bulunmaktadır.
Engelli olmak kişinin elinde olan bir şey değildir, suç da değildir. Her insan, engelli veya engelli adayı ya da engelli yakını adayıdır. Kimin, ne zaman engelli duruma düşeceğini bir tek Allah bilir. Bu itibarla engellilerimizi acınacak insanlar olarak görmeyelim, onlara sahip çıkalım. Engellilerin en büyük sorunu işsizliktir. Yapılacak ilk iş onları verimli olabilecekleri üretici duruma getirmektir.
Kamuda ve özel sektörde engelliler için ayrılan %3'lük istihdam kontenjanı doldurulmalı, çalışma kapsamları genişletilmeli ve denetlenmelidir. Engellilerin karşılaştıkları eğitim, ulaşım, erişim ve dolaşım gibi sorunları mümkün olduğu kadar aza indirilmeli, sosyal güvenceye kavuşturulmalı ve mesleki becerileri arttırılmalıdır.
MAZLUMDER Trabzon Şubesi Yönetim Kurulu olarak, herkesi Engelli İnsanlarımıza duyarlı olmaya davet eder, tüm engellilerin "Dünya Engelliler Gününü" kutlarız. 03.12.2010
MAZLUMDER Trabzon Şubesi
Yönetim Kurulu