MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar, Genel Koordinatör Demet Tezcan, Hukuk Komitesi Üyesi Av. Buhari Çetinkaya ve Şube Avukatı Arife Gökkaya Dinç'in katıldığı toplantıda basın açıklaması metnini Av. Buhari Çetinkaya okudu.
İlk olarak konuşan MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı ve aynı zamanda Mavi Marmara yolcusu Cüneyt Sarıyaşar, kısaca İsrail'in Gazze ablukası, Mavi Marmara saldırısı sürecini ve MAZLUMDER'in girişimlerini anlattı.
Daha sonra açıklamayı yapan Av. Buhari Çetinkaya, Gazze'ye doğru yola çıkan gemilere İsrail'in saldırısının ardından MAZLUMDER İstanbul Şubesi Hukuk Komitesi olarak çalışmalara başladıklarını belirterek "Saldırıdan bir gün sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na İsrailli yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunduk, yolcular geri döndüklerinde hepsinin ifadelerini aldık ve hayatını kaybedenlerin de otopsilerini takip ettik ve BM, tüm çalışmalarımızdan elde ettiğimiz raporları dikkate alarak çalışmalarını sürdürdü" dedi.
Gelinen süreçte soruşturmanın ulusal ve uluslararası siyasi mülahazalarla geciktirilmesi ve kamuoyunun hukuki ve cezai yargılamanın biran önce başlatılması yönündeki beklentilerinin karşılanmamasının, ulusal ve uluslararası siyasetin hukuk üzerinde etkinlik kurma çabalarının bir sonucu gibi göründüğünü ifade eden Av. Buhari Çetinkaya, "Soruşturma dosyası tekemmül ettiği halde halen kovuşturma aşamasına geçilmemiş olmasına ilişkin olarak gönüllü avukatlarımızın ortak kanaati, soruşturmanın 'siyasi nedenlerle' geciktirildiğidir" dedi.
Palmer Raporu'nu hazırlayanların birer hukukçu olmayıp eski devlet adamları ve diplomatlardan oluştuğunu söyleyen Çetinkaya Palmer Komisyonu ile BM'nin organik bir bağı olmadığını, BM Genel Sekreteri'nin girişimiyle taraflar arasında ilişkileri düzeltmek amacıyla oluşturulmuş bir heyet olduğunu, ayrıca heyetten çıkan raporun sonunda da "Bu rapor hukuki kesin hükümler içermemekte, sadece taraflara ilişkin tavsiyeler içermektedir" diye bir not düşüldüğünü söyledi. Çetinkaya raporun, BM'nin değişik organlarınca verilmiş pek çok kararın hilafında değerlendirmeler içerdiğini, özellikle Gazze şeridine uygulanan insanlık dışı ablukayı meşru görerek hukuka aykırılığı tartışılamayacak bir ablukayı, siyasi kaygılarla meşru gördüklerini söyledi.
Çetinkaya açıklamanın sonunda "MAZLUMDER olarak, tüm süreçleri dikkatli bir şekilde izlediğimizi kamuoyuna bildiririz. Devletin de bu noktadan sonra ulusal ve uluslararası merciiler önünde görülen dava ve soruşturmaları hızlandıracak bir süreç ve politika takip etmesi, ayrıca iç hukuk sürecinin tıkanmasının da önüne geçmesi gerekmektedir" dedi.
Toplantı, basın mensuplarının sorularına verilen cevaplar ile son buldu.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu
Gemilerin uluslararası sularda ilerlediği 30 Mayıs 2010 gecesi saat 04.30 sularında İsrail helikopterlerinden ve hücum botlarından silahlı askerler gemiye saldırarak gemide bulunan savunmasız ve silahsız insanların üzerlerine rastgele ateş açmıştır. Bu saldırıda 9 kişi hayatını kaybetmiş, 50'den fazla insan yaralanmıştır. Gemilerde bulunan tüm yolcular ve mürettebat, silah zoruyla işgalci İsrail'in Ashdod Limanı'na götürülerek hukuksuzca sorgulanmış, rızaları hilafına fotoğrafları çekilmiş, parmak izleri alınmış, bazı yolculardan tükürük, kan ve saç örneği de alınmış ve "İsrail'e illegal yollardan girmekle" suçlanıp hapsedilmişlerdir. Yolcuların şahsi eşyaları yağmalanmış, filoda bulunan gemiler ve yükleri de müdahaleyi yapan İsrail tarafından gasp edilmiştir. Basın mensupları görevleri başındayken öldürülmüş, yaralanmış ve darp edilmişlerdir. Söz konusu olaylar gemide bulunan kameralarca saniye saniye kayıt altına alınmıştır.
Gazze'ye doğru yola çıkan gemilere İsrail'in saldırısının ardından MAZLUMDER İstanbul Şubesi Hukuk Komitesi acil olarak toplanarak bu saldırıya karşı başvurulacak hukuki yolları istişare etmiştir. Bu çerçevede:
01.06.2010 günü -saldırıdan bir gün sonra- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na İsrailli yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunulmuş, bu suç duyurusuna İstanbul ve diğer illerden yolcu yakınlarının da katılımı sağlanmıştır. Suç duyurusunda İsrail'in işlemiş olduğu tüm suçlara ayrıntılı olarak değinilmiş, söz konusu suçları soruşturma yetkisinin Türkiye'de olduğu anlatılmıştır. Bu suç duyurumuz üzerine Türkiye'de Cumhuriyet Savcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır.
03.06.2010 sabaha karşı 02.30'da Türkiye'ye dönen yolcular, MAZLUMDER gönüllüsü avukatlar tarafından Adli Tıp'ta karşılanmış, saldırıda şehit olan 9 kişinin otopsilerinde hazır bulunulmuştur. Bunun yanı sıra tüm yolcuların Adli Tabiplikçe kan, idrar ve yaralanmaya bağlı tüm tahlillerinin yapılması gönüllü avukatlarımızca titizlikle takip edilmiş ve yaklaşık 400 yolcuya ait Adli Tıp Ön Raporunun savcılıktaki ceza soruşturma dosyasına dahli takip edilmiştir.
28.06.2010'da gönüllü avukatlarımızın ve İstanbul'da bulunan yolcuların katılımı ile yolcularla avukatlar arasında eşleştirme yapılmış, her gün en az 15 yolcunun ifadesi alınacak ve 5 kişiye 1 avukat düşecek şekilde ifade takvimi hazırlanmıştır. Toplantıya katılamayan yolcularla tek tek irtibata geçilerek gönüllü avukatlarına yönlendirilmiş ve hukuki olarak daha sağlıklı bilgi almaları sağlanmıştır. İki ay gibi kısa bir sürede İstanbul'dan 235, Anadolu'dan 133 yolcunun savcılığa ifade vermesi sağlanmış ve ifadelerinde gönüllü avukatlarımızın hazır bulunması sağlanmıştır. Süreç içerisinde Türkiye'ye gelen 50 kadar yabancı filo yolcusu ve basın mensubunun da savcılıkta ifade vermeleri temin edilmiş ve ifadelerde tercümanlar da hazır edilmiştir.
Çalışmalarımız sonucu toplanan deliller ve yolculara ait ifadeler sadece Türkiye'de yürütülen soruşturmada kullanılmamış olup, aynı zamanda BM nezdinde yürütülen soruşturmada kullanılmış ve BM İnsan Hakları Komisyonunun raporuna da dayanak teşkil etmiştir.
Gelinen süreçte soruşturmanın ulusal ve uluslararası siyasi mülahazalarla geciktirilmesi ve kamuoyunun hukuki ve cezai yargılamanın biran önce başlatılması yönündeki beklentilerinin karşılanmaması, ulusal ve uluslararası siyasetin hukuk üzerinde etkinlik kurma çabalarının maalesef bir sonucu gibi görünmektedir. Soruşturma dosyası tekemmül ettiği halde halen kovuşturma aşamasına geçilmemiş olmasına ilişkin olarak gönüllü avukatlarımızın ortak kanaati, soruşturmanın "siyasi nedenlerle" geciktirildiğidir. Bu husustaki kaygılarımız daha önce basın yoluyla kamuoyuna tarafımızdan duyurulmuştur. Ancak bu tarihten sonra da herhangi bir ilerleme olmamıştır.
Uluslararası süreç açısından da bundan farklı olmayan süreç, geçtiğimiz hafta basına sızdırılan ve uluslararası hukuk bağlamında kabul edilemez tespitler içeren Palmer Raporu ile daha da olumsuz bir şekle bürünmüştür. Raporu hazırlayan komisyon, taraf devletlerin kendilerine sundukları beyanlar ve deliller üzerinden inceleme yapmış ve BM'nin değişik organlarınca verilmiş pek çok kararın hilafında değerlendirmeler içeren bir kanaate varmıştır. Bunların başlıcası Gazze şeridine uygulanan insanlık dışı ablukanın meşruiyeti konusudur. Zira Tamamen hukuki bir konu olan ve hukuka aykırılığı tartışılmaz derecede net olan Gazze ablukasının uluslararası hukuka uygun olduğu yönündeki siyasi kaygılar barındıran tespit kabul edilemezdir.
Gözden kaçırılmaması gereken bir husus bu raporu hazırlayan komisyon üyelerinin birer hukukçu olmayıp eski devlet adamları ve diplomatlardan oluştuğudur. Böyle olunca da komisyonun nihai amacı Türkiye ve İsrail arasında süregelen diplomatik gerilimin tırmanmasını engellemek ve ilişkilerin normale dönmesini sağlamak olarak rapora yansımıştır. Yani hukuki değil siyasi bir motivasyonla ve kuruluş amacının aksine İsrail'in hukuksuzluğunu ve cinayetini aklamak güdüsüyle hareket edilmiştir.
Mavi Marmara saldırısının uluslararası hukuk ve insan hakları hukuku bağlamında değerlendirmesini içeren temel uluslararası metin BM İnsan Hakları Konseyinin Mavi Marmara Saldırısı raporudur. Bu heyet Palmer Komisyonundan farklı olarak, olayın siyasi değil hukuki yönlerini inceleyen ve tespit eden bir rapordur. Üyeleri Uluslararası Ceza Mahkemesi hâkimi eski Sierra Leone İçin Özel Mahkeme başsavcısı gibi nitelikli uluslararası hukukçulardır. Heyet yine Palmer'den farklı olarak delilleri yerinde incelemiş, yaralıları tıbbi muayeneden geçirmiş, adli tıp kurumunda özel incelemelerde bulunmuş, mağdurlarla birebir mülakatlar gerçekleştirmiş, saldırıya uğrayan gemileri incelemiş ve bütün bunları tıbbi askeri teknik bilirkişiler ile birlikte gerçekleştirmiştir. Yani heyet delillere dokunmuştur. Tamamen bağımsız ve tarafsız bu heyetin uluslararası hukukçularının vardığı nihai sonuçlar ile Palmer Komisyonunun siyasi üyelerinin masa başından verdiği kararlar birbirinden tamamen farklıdır.
BM İnsan Hakları Konseyi saldırıda savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar işlendiği tespitinde bulunmuştur. Tespitler uluslararası hukukun ve insan hakları hukukunun çok ağır bir şekilde ihlal edildiği yönündedir. Buna rağmen BM ile yakın koordinasyon içinde çalışan Uluslararası Ceza Mahkemesine yukarıdaki tespitlerden sonra yapılmış başvuruya ilişkin bugüne dek en ufak bir adım atılmış değildir. Devlet de henüz bu başvuruya yönelik en ufak bir destek içerisinde bulunmamıştır.
Gelinen noktada MAZLUMDER olarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin kararlarını ve gerişimlerini doğru bulmakla birlikte zaman olarak geç kalındığını düşünüyoruz. Türk Anayasası'nda ve Türk Ceza Kanunu'nda Türkiye yargısının bu saldırıya ilişkin Türkiye'de kovuşturma ve yargılama yetkisi bulunmaktadır. Kaldı ki, malum saldırı sonrası yolcular için lehe ve aleyhe gerçekleşmesi beklenilen ihtimalleri ve önerilerimizi hükümete ve tüm kamuoyuna iletmiştik.
Ancak bütün bu çalışmalara rağmen şu ana kadar herhangi bir dava ya da verilmiş bir takipsizlik kararı mevcut değildir. Bütün bu gecikme ve yaşanan olumsuz gelişmelere rağmen soruşturmanın biran önce hızlandırılması ve İsrail devleti görevlileri hakkında dava açılarak yargılamanın yapılması gerekmektedir. Hatta soruşturmanın seyrinde yargı yetkisini kullananların ihmali olup olmadığı araştırılmalı ve tespiti halinde gerekli cezalandırılmanın yapılması süreci işletilmelidir.
MAZLUMDER olarak, tüm süreçleri dikkatli bir şekilde izlediğimizi kamuoyuna bildiririz. Devletin de bu noktadan sonra ulusal ve uluslararası merciiler önünde görülen dava ve soruşturmaları hızlandıracak bir süreç ve politika takip etmesi, ayrıca iç hukuk sürecinin tıkanmasının da önüne geçmesi gerekmektedir.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi

