MAZLUMDER İstanbul Şubesi, 12 Aralık Pazartesi günü Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde “Simge İsimler ve Mücadeleleri” konferansını gerçekleştirdi.
Moderatörlüğünü MAZLUMDER İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Postacı’nın, sunuculuğunu ise MAZLUMDER İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Refik Partal’ın yaptığı konferansta Tunus’ta Arap baharını başlatan Muhammed Buazizi’nin annesi Mannoubia Buazizİ, İmam Abdullah Harun’un oğlu Dr. Muhammed Harun, Merve Kavakçı İslam ve Raid Salah’ın avukatı Halid Azbarga insan hakları mücadelelerini anlattılar.
İlk olarak MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar bir konuşma yaptı. Sarıyaşar konuşmasında MAZLUMDER ve kuruluşundan kısaca bahsederek “MAZLUMDER, ortak medeniyet algısının yarattığı ortak vicdanın, ortak ürünüdür” dedi. Cüneyt Sarıyaşar hak mücadelesi veren misafirlerini İstanbul’da ağırlamaktan onur duyduklarını söyledi. Sarıyaşar’ın konuşmasının ardından program, MAZLUMDER ve çalışmalarını anlatan sinevizyon gösterimi ile devam etti.
MUHAMMED HARUN: BABAM İMAM ABDULLAH HARUN, KENDİSİNDEN ÇOK BAŞKALARINI DÜŞÜNÜRDÜ
Konferans Dr. Muhammed Harun’un sunumuyla başladı. Harun babasının hak mücadelesi yolunda yaşadığı işkenceleri, haksızlıkları ve sabrını anlatarak “Babam kendisinden çok başkalarını düşünen birisiydi. Hapisteyken bile biz onun için endişeleniyorduk ama o bizi ve yaşlı babasını merak ediyordu. İmam Abdullah Harun böyle bir insan olmasına rağmen hapsedilerek işkencelere maruz kalan biridir. 1948 - 61 arası beyazların Güney Afrika’da siyahları toplumdan tamamen dışlayan kanunları yürürlüğe soktukları yıllardı. İmam, bu atmosferde ırkçı bir toplumda, bir Müslüman olarak nasıl bir dil kullanması gerektiğini düşündü, farklı kesimlerde, kişilerle görüştü, vaazlar verdi, imkan bulduğunda topluluklar karşısında konuşmalar yaptı, bazen yazılar yazdı. Ama en çok gençliğe önem veriyordu. Dogmatik değil, açık fikirli, sosyal ve sıcak bir kişiydi, cömert ve misafirperverdi. Kendisine düşman olanlara bile dostça davranırdı” dedi.
HALİD AZBARGA: İSRAİLLİLER, OSMANLI ULEMASI VE FİLİSTİN ŞEHİTLERİNİN MEZARLARINDAKİ CESETLERİNİ POŞETLERE KOYARAK GÖTÜRDÜLER
Daha sonra Raid Salah’ın avukatı Halid Azbarga konuştu. Azbarga, Raid Salah’ın gençlik yıllarından beri Mescid-i Aksa konusunun tüm dünyanın ortak meselesi olduğunun bilincinde olduğunu, 20 yıldır da Mescid-i Aksa’yı yıkmaya çalışan Yahudilerin komplolarını ilan ettiğini söyledi. Azbarga konuşmasının devamında “İsrail Raid Salah için ‘Bu kişi kışkırtıcıdır ve anlattıklarının gerçeklerle ilgisi yoktur’ diye propaganda yapmaktadır. Mescid-i Aksa’nın altında yapılan kazıları da ortaya ilk çıkaran kişi Raid Salah’tır ve hayatını tehlikeye atıp mescidin altındaki tünellere girerek yapılanları deliller ile tüm dünyaya gösterdi. İsrailliler Osmanlı uleması ve Filistin şehitlerinin olduğu kabristandaki cesetleri, kemikleri çıkartarak poşetlere doldurup götürdüler, ben bunu kendi gözlerimle gördüm. Mescid-i Aksa ve Kudüs tüm İslam aleminin ve Müslümanların ortak malıdır” dedi.
MANNOUBİA BUAZİZİ: MUHAMMED KENDİNİ YAKTIKTAN SONRA EYLEM YAPMAMAMIZ İÇİN TUNUS VALİSİ BİZE RÜŞVET TEKLİF ETTİ
Muhammed Buazizinin annesi Mannoubia Buazizi ise konuşmasında oğlunun Arap baharının başlamasında etkin olan eylemi ve sonrasında yaşadıklarını anlattı. Mannoubia Buazizi oğlu Muhammed için “O yetim bir çocuktu, 3 yaşındayken babası vefat etti. Okumayı çok seven ama hem okuyan hem de çalışan bir çocuktu. 12 yaşından beri sebze-meyve satıyordu” dedi. Mannoubia Buazizi olayın yaşandığı 17 Aralık 2010 tarihinde oğlu Muhammed’in halden malzeme alıp sokakta el arabasında satarken zabıta ile karşı karşıya geldiğini, istedikleri rüşveti vermediği için de el arabasına el koymak istediklerini söyledi. Muhammed’in arabasını vermemek için diretmesi üzerine çıkan tartışmada zabıtanın oğluna tokat atıp suratına tükürerek hakaret ettiğini ifade eden Mannoubia Buazizi şunları söyledi: “Olaylar büyüyünce Muhammed valiyle görüşmek istedi ama valilik kapıyı açmadı. Gizli gizli aldığı benzin ile valiliğin önüne gitti, kapı tekrar açılmayınca benzini üzerine döküp kendini yaktı ve müdahale eden kimse de olmadı, onun yanmasını izlediler. Arkadaşları onu hastaneye götürdüler. Buazizi aşireti valiliğe yürüdü ve olaylar, eylemler bu şekilde başladı. Hepimiz valiliğin önüne gidince vali geldi ve bize rüşvet teklif etti, ‘Size ne kadar para istiyorsanız vereyim, siz de burayı terk edin’ dedi”.
Muhammed Buazizi’nin hastanede tedavi görürken kendisini kontrol altında tutmak için saraya götürdüklerini söyleyen anne Buazizi, oğlunun sağlık durumundan 19 gün haber alamadıklarını, ziyaretine gitmelerine de izin vermediklerini söyledi. Mannoubia Buazizi “19 gün sonra durumu çok kötü ve ölmek üzere diye haber verdiler ve o sırada başkentte eylemler başladı. Muhammed’in vefat ettiği gün bana tekrar rüşvet teklif edip ‘cenazeyi memleketinize götürmeyin, burada gömelim’ dediler. Ben kabul etmeyince ‘o zaman gündüz değil gece alın’ dediler. O gecenin sabahında cesedini aldık ama polisler bizi takip ediyordu, Sid Bouzid şehrinin merkezinden geçmemize izin vermediler ama insanlar orada toplandı ve büyük bir kalabalık cenazeye katıldı. Allah’a çok hamd ediyorum ki Arap baharı başladı ve bütün dünyaya özgürlük devrimi Sid Bouzid’den yayıldı. Böyle bir devrim de, bu şekilde başlayacağı da hiç kimsenin aklına gelmezdi. Ben Tunus halkı ve bütün Müslümanlar ile övünüyorum. Bu bir tesadüf değildir. ‘Yetime zulmetmeyin’ ayeti gereğince bu olaylar oldu. Muhammed bir yetimdi ve Cuma günü kendini yaktı. Bunda hikmetler vardır” dedi.
MERVE KAVAKÇI: BUGÜN BAŞÖRTÜSÜ SORUNUNU ÇÖZME İDDİASINDA OLAN LİBERALLER, ÇAKMA LİBERALLERDİR
Son olarak konuşan Merve Kavakçı İslam ise sözlerine şöyle başladı: “MAZLUMDER bana Vefa dalında insan hakları ödülü verdi. Aslında benim MAZLUMDER’e bir vefa borcum var. MAZLUMDER burada yaşadığım sıkıntılı günlerden beri hem benim hem de diğer başörtülü kardeşlerimin yanında oldu”. Kavakçı İslam “Bu akşam burada duyduğum zulüm hikayelerini dinleyince, tüm bu ülkelerde yaşanan başörtüsü yasağı, rüşvet gibi hukuki sorunların nasıl iç içe geçmiş olduğunu, birbirlerinden bağımsız olmadıklarını gördüm. Dünyadaki hak ihlalleri; açlık sınırı, gelir eşitsizliği, alın terinin ucuzlaması, ekolojik bozukluk, tabiat tahrifatı, silah stokları, insan ticareti, bunların hepsi küreselleşmenin sonuçları, irfan ve hikmetten yoksun olmanın doğurduğu sonuçlardır” dedi.
Merve Kavakçı İslam sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Bugün başörtüsü sorununa baktığımızda ne görüyoruz? Başörtüsü sorununu, anaysa değişikliklerini değerlendirirken bunların liberal bir çerçevede yapıldığını görmemiz lazım. Liberalizmi bir düşünce yapısı ve ideoloji olarak değerlendirirken, başörtüsü konusunda seçkinci bir liberalizm görmekteyiz. Bu liberaller başörtülü mühendis, doktor olsun, ancak başörtülü öğretmen, hakim, savcı olmasın diyorlar. Çünkü öğretmen bir model, başörtülü bir savcının ise ne derece objektif olabileceğini sorguluyorlar. Bu liberallere göre ancak bir seküler objektif ve tarafsız olabilir. Dolayısıyla başörtülü kadın doğru bir karar veremeyeceği için ikinci sınıf insan oluyor. Karar mekanizmalarına asla başörtülülerin gelmesini istemiyorlar. Kemalizm bu kişiler üzerinden örtülü olarak devam ettirilmeye çalışılıyor. Biz bugün çakma bir liberaliz ile karşı karşıyayız. Bunu başörtüsü sorununu çözme iddiasında olanlar için söylüyorum. Batıda siyasetin içinde din vardır ama söz konusu İslam ülkeleri olunca seküler olmaları istenir çünkü asıl sorun İslamafobidir”.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu