İki haftada bir düzenli olarak yaptığımız gibi bu hafta da, Pazartesi günü saat 16:30'da MAZLUMDER’in seminer salonunda biraraya geldik ve bu haftanın konusu olan “Ayırımcılık” üzerine söyleştik.
MAZLUMDER İnsan Hakları Akademisi Gurubu olarak gerçekleştirdiğimiz toplantıda arkadaşımız Asmin ZANA'nın ''Ayrımcılık Yasağının Tanımı ve Türleri, Ayrımcılığı Önlemek, Engelli Bireylere Yönelik Hak İhlalleri, Ayrımcılık İçeren Atasözleri'' konulu sunumları ile başladık. Ardından Delil CİZRELİ'nin ''Ayrımcılığın Günlük Yaşamdaki Dili'' sunumuyla devam eden dersimiz Mervenur ATMACA'nın ''Nefret Suçları Bağlamında Ayrımcılık, Türkiye de Bazı Nefret Suçları Haberleri, Cumhuriyet Rejiminin Ayrımcı Politikası ve Türk Tanımı'' konulu sunumu üzerinden yaptığımız tartışmalar ve katkılarla bir kez daha, öğretirken öğrenmenin verimliliğini yaşadık.
Bir sonraki toplantımızın tarihi olan 6 Ocak Pazartesi günü gerçekleştireceğimiz toplantıda, Hüseyin Mirza AYDIN yönetmenliğinde hazırlanan “Askersiz Bölge” adlı izleyeceğimiz belgesel filmin ardından, MAZLUMDER Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyesi ve aynı zamanda Vicdani Redci olan Mehmet GÖKSU'nun sunumu üzerinden “Vicdani Red”di konuşacağız.
MAZLUMDER İnsan Hakları Akademisi Gurubu
"MAZLUMDER İnsan Hakları Akademisi" Sunum Metinleri:
Gündelik Dilde Ayırımcılık / Delil CİZRELİ
Ayrımcılık bireysel bir eylem değildir. Ayrımcılığı şekillendiren, meşru kılan sosyal ilişkiler, ideolojik yaklaşımlar vardır. Bu konuda en etkin belirleyen resmi ideolojinin buyurduğu kimliktir. Toplum mühendislerinin herkese biçtiği bir kıyafet vardır. Egemen söylem bu kıyafetin dışında kalanların kültürel, dinsel ve milli varlıklarını bir şekilde tasfiye etmek için sosyal kurumlar aracılığıyla ayrımcılığı gündelik hayatın bir unsuruna dönüştürür.
Türkiye’de resmi kimlik çokça ifade edildiği üzere laik, Sünni, erkek Türklük üzerine inşa edilmek istenmiştir. Bunun dışında kalan unsurlar eğitim, hukuk ve güvenlik birimlerince farklı metotlarla yok sayılmak istendi. Ayrımcılık sadece resmi aygıtlar aracılığı ile değil dil ve mantık örgüsüyle kurumsallaşır. Gündelik dilimizde bu kurumsallaşma kalıp yargılar aracılığıyla gelişir. Örneğin Türkiye’de dünyanın en temiz insanı olsanız da eğer Arap iseniz bu yargılardan beslenen bir Türk vatandaş size çekinerek yaklaşacaktır. Bir başka örnek ise Sünni erkek delikanlıların Alevi kadınların iffeti ile ilgili yaptıkları sıradan yorumlardır. Bu yargılar bireysel tecrübelerle değil örgütlü müdahalelerle oluşur. Tek bir Çingene arkadaşı dahi olmayan bireylerden oluşan bir topluluğun Çingeneler hakkında bir yargıya varmış olmasının bireysel aktarımlarla açıklanabilmesi imkânsızdır.
Bazı örneklerle damgalanmış gruplar isnat edilen suçların gerçekleştiği görülmektedir. Örneğin Adana’da bir Kürdün hırsızlık yapması. Bunun birinci nedeni zaten dışlanmaya maruz kalan grubun sosyal ve iktisadi imkânlardan da mahrum edilmesi onu hırsızlık yapmaya itebilir. İkinci nedeni ise ayrımcılığa maruz kalan kişinin zamanla toplumdan intikam alma isteği ile suça eğilmesidir. Bazı vakalar Kürt olan hırsızların Kürtlere ait bir mala dair daha hassas davrandığını gösteriyor. Bu adli bir vaka olarak kabul edilebilecek hırsızlık suçu bile dışlanmanın tesirleri ile etnik bir vakaya dönüşebiliyor. Bu iki nedenden daha önemli bizim üstüne vurguda bulunacağımız kavram “kendini gerçekleştiren kehanet”tir. Psikoloji biliminde beklenti etkisi olarak ifade edilen halk arasında “bir insana kırk kere deli dersen deli olur” diye özetlenen bu kavrama göre bir yargıyı sıklıkla ifade etmek o yargının gerçekleşmesini sağlar. Damgalanmış gruplara dair sürekli tekrarlanan ifadeler adeta kendisini gerçekleştiren bir kehanete dönüşür ve bir düşünce iken gerçek olur. Burada sadece sözlerle değil bakışlarla da kişi etkilenerek o eylemi gerçekleştirmeye itilir.
İnsanları sınıflandırma ile başlayan zihinsel düşünme süreci zamanla sosyal grupların sınıflandırmasına dönüşür. Onlara dair beslenen ön yargılar, kalıp yargılar da gruplar arası iletişimi belirleyen ölçütlere dönüşür. Sonra damgalanan kişi o kehaneti gerçekleştirir.
Bunu bir örnekle ifade edelim. Örgütlü bir cinsiyet olarak erkekler kadınları akıllarında esmer güzeldir, kumral zekidir, kısa boylular sinsidir, uzun boylular diye sınıflandırma tecrübesi edinir. Bu sınıflar zamanla kesinleşir, sosyal bir tutuma dönüşür. Zamanla ortaya sarışınlar aptaldır diye bir kalıp yargı çıkar. Bu her sosyal ortamda sarışınlara hatırlatılır. Onların en ufak hatasında aptal oldukları yüzlerine vurulur ve zamanla sarışın için basit hatalar yapmak normalleşir ve bu yargıyla özdeşlik kurar. Bu iki aşamada olur. Sarışın önce algısal uyum ardından davranışsal uyum yaşar.
Kalıp yargıların bir amacı da devam eden bir adaletsizliği normalleştirmektir. Böylelikle kurban değersizleştirilir. Örneğin Ermenilere uygulanan zulüm ve haksızlıklar onların üzerinden üretilen küfürlerle sıradanlaşır. Bir bakıma Ermeni’nin yaşadıklarının faturası ona kesilir. Böylece egemen masumlaştırılır. Daha tanıdık bir örnek olarak “Kocanı evde tutmasını bileceksin” verilebilir. Kocanın aldatma eylemini masumlaştırmak için kadın sorumlu ilan edilir.
Şimdi bizlerin de zaman zaman kullandığı örneklerle bazı kalıp yargılara bakalım:
|
Cinsiyetçi ayrılıkçı deyişler |
|
|
Kız doğuran tez kocar |
Kız yükü, tuz yükü |
|
Kızın var mı, derdin var |
Kız evde olsa da elden sayılır |
|
Oğlandır oktur, her evde yoktur |
Oğlanı her karı doğurmaz, er karı doğurur |
|
Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün |
Oğlan olsun deli olsun, ekmek olsun kuru olsun |
|
Kız girdi on üçüne, ya erdedir ya yerde |
Kadın elinin hamuruyla her işe karışmaz |
|
Al atın iyisini yiyeceği bir yem, al avradın iyisini giyeceği bir don |
Kızı (kendi) gönlüne bırakırsan ya davulcuya kaçar (varır) ya zurnacıya |
|
Erkek sözü vermek |
Erkekçe dövüşmek / konuşmak |
|
Erkekliğe sığmamak |
Elinin hamuruyla erkek işine karışma |
|
Avrat yürekli |
Avrattan vefa, zehirden şifa |
|
Benim derdim inekle dana, karının derdi sürmeyle kına |
|
|
Kürtlere yönelik ayrımcı deyişler |
|
|
Ağaçtan maşa, Kürt'ten paşa olmaz |
Alavere dalavere, Kürt Memet nöbete" |
|
Çingen çalar, Kürt oynar |
Ekrad-ı vahş |
|
En iyi Kürt, ölü Kürt'tür |
Kürt, gavura göre Müslümandır |
|
Eşeğe Kürt demişler, iki hafta saman yememiş |
Kürde paşalık gelmiş, kılıcını bileğinde sınamış |
|
Kapına iti, yakana Kürdü bulaştırma |
Kürde el ver kol ister, yatmaya yer ister |
|
Kürt getirdiğini yemez, yemeden de gitmez |
Kürt yemeğini yer, çarığına bakar |
|
Ermeni ve Rumlara yönelik ayrımcı deyişler |
|
|
Erindiğinden Ermeni'ye dayı demek |
Ermeni feneri gibi dönmek" |
|
Ermeni dölü / Ermeni tohumu/ Rum dölü / Rum tohumu |
Rum hatunu yatakta, Ermeni hatunu mutfakta yapmak |
|
Şarabı dökülmüş Ermeni gibi susmak |
Mademki Ermeni, istemeden vermeli |
|
Araplara yönelik ayrımcı deyişler |
|
|
Anladıysam Arap olayım |
Arapsaçına dönmek |
|
Arap eli öpmekle dudak kararmaz |
İç şarabı öp Arabı |
|
Arap yağı bol buldu mu, kıçına başına sürermiş |
Arap’tan malını, Çeçenden canını, Kürt’ten karını uzak tutacaksın |
|
Gayri Müslimlere yönelik ayrımcı deyişler |
|
|
(Bir yeri) havraya çevirmek |
Yahudi pazarlığı |
|
Çingene'den çoban olmaz, Yahudi'den pehlivan |
Musevi gibi kazan, fakat Bulgar gibi sarf et; mutlak zengin olursun |
|
Yahudi züğürtleyince eski defterleri açarmış |
Bugün pazar, gâvurlar azar |
|
Gâvur gâvurluğunu yapar |
Gâvur icadı |
|
Papaz olmak |
Papazı kaçırmak |
|
Türklere yönelik ayrımcı deyişler |
|
|
Bir ite bir de Türk'e güvenilmez |
Bir Türk aptal değilse, o Türk değildir |
|
Bir Türk gibi bencil |
Bir Türk vaftiz edildi |
|
Neden ters bakıyorsun, Türk'ün domuz etine baktığı gibi |
Türk ile dostluk yap, ama sopayı elinden bırakma, her an ısırabilir |
|
Türk gibi pis kokmak |
Yörük ne bilir bayramı, lık lık içer ayranı |
|
Diğer gruplara karşı deyişler |
|
|
Laz, Kürdün deniz görmüş halidir |
Lazın kafası 12'den sonra çalışır |
|
Laz kafalı |
Moskof gavuru |
|
Mum söndü |
Senin bu yaptığını Çorumlu bile yapmaz |
|
Siyasal dışlama biçimleri; Terörist, bölücü, faşist, liberal, vd. |
|
Ayrımcı kalıp yargılar kaba, lümpen bir üslup ile ifade edilmek durumunda değil. Bilimsel destek alıyormuş gibi ifadeler kullanılabilir. Sıklıkla coğrafya ve iklimden destek alınır. Montesqueiu sıcak iklim insanlarının tembel olduğunu bu yüzden çalıştırılmaları için başlarında bir diktatör olması gerektiğini söyler. Mersinli bir cerrah soğuk iklim insanı olduğu için sıklıkla burunlarını çeken Laz ve Kürtlerin burunlarının daha çirkin olduğunu söyler. Mustafa Mutlu ve Tolga Candaş iki çanaklı Kürtlerde ensest ve tecavüzün arttığını, Mehmet Metiner cem evlerinin terör merkezi olduğunu hiç utanmadan verilere dayandığına inanarak söyler. Bu nedenle ayrımcı ifadeler üniversite öğrencileri, akademisyenler kullanmaz gibi genellemeler yapılmamalı.
Ayrımcı ifadelerin, kalıp yargıların toplumsal yaşantımızdan silinmesi için öncelikle zihinsel sınıflandırma ve her türlü genellemelerden uzak durulması gerekliliği kavranmalıdır. Erkek milleti, kadınlar ne ister, Türkler hoşgörülüdür, Kürtler misafirperverdir vb. genellemelerden uzak durup her ferdi tekil olarak değerlendirmeliyiz.
Kaynakça
Ayrımcılık Çok Boyutlu Yaklaşımlar, Der. Kenan Çayır, Müge Ayan Ceyhan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2012
Taillant, Jorge Daniel, Çevresel Ayrımcılık, STGM, 2000
http://ayrimcisozluk.blogspot.com/
Nefret Suçları Bağlamında AYIRIMCILIK / Mervenur ATMACA
Nefret suçları dediğimiz tabir genel anlamda ayrımcılıktan beslenmektedir. AGİT ( Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı )in tanımında önyargı suçları olarak da tanımlanmaktadır. Çünkü ceza, suç önyargılı bir motivasyonla işlenmektedir.
Nefret suçları tarihsel olarak yeni bir fenomen değildir. Yakın bir geçmişte biz ile ötekiler arasındaki ayrım milyonlarca insanın psikolojik, sosyolojik ve fizyolojik şiddete uğramalarına sebep olmuştur. Yapılan araştırmalarda ayrımcılığın en fazla yapıldığı alan ırkçılıktır. Geçmişten üç tezahürünü belirtecek olursak;
<!--[if !supportLists]-->1- <!--[endif]-->Amerikan köleciliği
<!--[if !supportLists]-->2- <!--[endif]-->Sömürgecilik ( apertheid dâhil )
<!--[if !supportLists]-->3- <!--[endif]-->Holocaust ( Yahudi soykırımı )
Tarihten bu yana toplumun her kesimini ilgilendiren çeşitli küresel, bölgesel politikalar,güç istemi, sosyo ekonomik gelişmeler ve dönüşümler bu ayrımın yaşamsal dinamizmini korumuş bir fenomen. Bununla birlikte insanın mahiyetinde de potansiyel olarak var olan bir duygu. Bu duygunun işlevsellik kazanmasının altında bunlarla birlikte daha pek çok faktör bulunmakta.
Nefret söylemi toplumun tek tek bütün bireylerine zarar verme gücüne sahip olan bir ayrımcılık üretimidir. Bir kişi ya da grubu ırkı, cinsiyeti, dili, dini, etnik kimliği, cinsel yönelimi, engelliliği, ahlaki veya politik görüşü, sosyoekonomik sınıfı, mesleği ya da görünüşü gibi nedenlerden dolayı küçük düşürme, alçaltıcı davranma, şiddet uygulama gibi kışkırtmaya açık söylemlerde bulunmadır.
Peki, insanlar arasında bu farklılıkların devasa boyutlara ulaşmasının ve öğretilmiş bir yabancı ve dışlayıcı tavırların kaynağında neler olabilir? Nefretlerini besleyen şeyler nelerdir? Bahsettiğimiz gibi pek çok faktörleri olmasıyla birlikte 3 alt başlıkta toplamak mümkün.
<!--[if !supportLists]-->1- <!--[endif]-->Önyargı
<!--[if !supportLists]-->2- <!--[endif]-->Korku ( bunula bağlantılı o0larak üstünlük kompleksi )
<!--[if !supportLists]-->3- <!--[endif]-->Eğitim
1-Önyargı: Birey veya toplum tarafından pek çok iç ve dış etkenlerle bağlantılı olarak bilinmeyen veya bilindiği varsayılan bir şeye karşı oluşturulmuş tutarlı tutarsız bilgiler topluluğu veya zamanla kabullenilmiş ve kendinden sonraki kuşaklara nakledilmiş güçlü sanrılar diyebiliriz önyargı için. Bu bakımdan kolayca manipüle edilip siyasallaştırılması da mümkün, toplumun belli bir kesimin başka bir kesime nefret veya muhabbet beslemesi de.
Müslüman-gayrimüslim, Türk-Kürt, Alevi-Sünni örneklerinde olduğu gibi, zamanla toplumun belleğine yerleşip sorgulanması zor ve kapalı bir boyuta ulaşır.
2-Korku: Korkunun tanımını biraz kaotik buluyorum. Tehdit hissi diyebiliriz veya kişiyi zihinsel ve ruhsal olarak bir hamleye sürükleyen bir süreç. Korku insanı hedefe yöneltir. Bu durumda kişi ilk olarak kendini güvende hissetmek ister ki bu temel gereksinimdir aynı zamanda. Birbirine zıt görünen ama aslanda bir bütünün iki eş parçası olan iki ayrıma düşer;
<!--[if !supportLists]-->a- <!--[endif]-->Kendine benzeyenlerle benzerliklerini vurgular (biz bilinci )
<!--[if !supportLists]-->b- <!--[endif]-->Kendine benzemeyenlerle farklılıklarını vurgular ( onlar bilinci )
Bu tanımlamaların temelinde küreselleşme ve moderniteyle birlikte kendini gösteren ayrım bulunmaktadır. Modernitenin İnsanlığa bıraktığı en kuvvetli miraslardan biridir ayrım. Küreselleşmeyle birlikte toplumlar kendilerini savunma refleksleri geliştirdiler çünkü önünü alamadıkları ve içerisinde savruldukları bir değişim ve dönüşüm hızı mevcut. Bu hız Toplumları ürkütmüştür bu yüzden insanlar en iyi bildikleri ve tanıdıkları şeyler nelerse onlara yönelmişlerdir. Bildik mekânlar, bildik evler, bildik dostlar, bildik düşmanlar vs. kendiler dışında olan her şeye karşı bir tedirginlik ve korku beslemişlerdir. Zamanla öteki, yabancı düşmanlığı baş göstermiştir.
<!--[if !supportLists]-->4- <!--[endif]-->Eğitim: eğitim evrensel bir tanımlama içerse de eğitilen kişi, kişiler ve verilen bilginin niteliği, veriliş biçimine göre sistematik bir boyut taşımaktadır. Devletin tüm eğitim kurumlarını tekelinde bulundurup kendi sistem anlayışını çeşitli yöntemlerle çocukluktan yetişkinliğe kadar işlevsel kılması buna örnektir. Okullarda bizlere verilen Tarih, Türkçe, Din Kültürü ve Ahlak bilgisi vb. dersler devletçi bir ideoloji taşıyıp sistemin kendi ideolojisini çocuklara ulaştırabildiği birkaç kanaldır.
Nefret ve ayrımı besleyen faktörlerden sonra Türkiye’ de işlenen çeşitli nefret suçlarına değinecek olursak, bildiğimiz gibi Türkiye’deki siyasi kültürün tanımlanması her ne kadar ırkçı olmayan, tölerans üzerine oturan bütünlükçü bir tanım içerse cumhuriyet rejiminin var olan ideolojik tavır ve uygulamalarında bu durumun hiç de böyle olmadığını görüyoruz.
Hal böyle iken bir korku toplumu haline geldik. Aşırı bir güvensizlik, senden olmaya yabancı gözüyle bakma, devleti kutsal bir koruyucu unsur haline getirip itaat kültürünü içselleştirme gibi. Bu arada bu bahsi geçen yabancının illa İngiliz, Fransız veya Rus olmasına gerek yok. Yabancının gayrimüslim olması da mümkün, yan komşun ermeni Tigris amcanın olması da.
Mevcut verilerin basına yansıyan haliyle Türkiye’de nefret suçları beş farklı kategoride toplanıyor.
<!--[if !supportLists]-->1- <!--[endif]-->Farklı etnik, dini gruplar ve azınlıklara yönelik nefret suçları
<!--[if !supportLists]-->Ø <!--[endif]-->21 Nisan 2005’te Ankara bulunan Uluslararası Protestan kilisesi “ Türk intikam tugayı” imzalı mektupla tehdit edilmiş ve ardında Molotof kokteyli atılarak canına kastedilmişti.
<!--[if !supportLists]-->Ø <!--[endif]-->18 Nisan 2007 ‘de Malatya zirve yayınevi olayında yayınevinde çalışan 3 kişi İncil dağıttıkları ve misyonerlik faaliyetlerinde bulundukları iddiasıyla boğazlarından kesilerek öldürülmüştü. Olayın yaşandığı gün Ankara kurtuluş kilisesi pastörü İhsan Özbek “Malatya’daki olayın ardından sokakta bizi tanıyan insanlar, elleriyle boğaz kesme işareti yaptılar.” Diyerek taciz edildiklerini belirtmişti.
<!--[if !supportLists]-->Ø <!--[endif]-->19 Ocak 2007 Hrant Dink genel yayın yönetmeni olduğu Agos gazetesinin önünde silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti.
Hrant Dink bir gazeteci, bir demokrat ve toplumsal kardeşlik duygusu taşıyan hakkaniyetli tutumu ile Türkiyenin sayılı entelektüellerinden biriydi. Fakat bir gerçek daha vardı! Hrant aynı zamanda bir Ermeniydi ! Ve ölümüne sebep Ermeni olması idi. Bu yüzden de katli makbul gördü..Belirli bir kesim bu cinayetten fazlasıyla utanç duydular sokaklara çıkıp “ Hepimiz Ermeniyiz “ sloganları attılar. Ermeni değillerdi elbette fakat Hrant’ın yanında olduklarını uzunca bir müddet belirtmişlerdi. Bir başka kesim ise olayın vahametini ve ciddiyetini görmezden gelmişlerdi. Giresun jandarma bölge komutanının ifadesindeki gibi ( hrant’ın ölümünden sonra gelen asker cenazeleri ile Hrant’ın ölümünü mukayese etmişti. ) “Bir hain öldü herkes ayağa kalktı, askerler ölüyor…”
Yalnızca Hrant Dink cinayetinin yarattığı bu kutuplaşmada dahi Türkiye’de devasa bir zihniyet problemi olduğunu görürüz. Gayrimüslim olana karşı müthiş bir güvensizlik söz konusu. Bu güvensizlik ve antisemitizm Türkiye’deki siyasi kültürün ve toplumsal yapının nefret suçlarına ne kadar yakın olduğunu bize gösteriyor.
Etnik Köken Odaklı Nefret Suçları
<!--[if !supportLists]-->Ø <!--[endif]-->8 Nisan 2008’ de 75 sağ görüşlü öğrenci Antalya’daki 3 Kürt öğrenciye saldırmış ve polisler saldırıya uğrayan Kürt öğrencilere PKK li olup olmadıklarını sormuştu.
<!--[if !supportLists]-->Ø <!--[endif]-->20 Ekim 2008’de Polis İstanbul’dan Ağrı’ya yolcu taşıyan otobüsü kontrol amaçlı durdurmuş GBT sorgulaması için bekletmişti bu duruma itiraz eden otobüs yetkilisi ve ekibi dövülmüş ardında etrafta yığılan kalabalık ne olduğunu anlamak için otobüse doğru yaklaştıklarında polis memurları yolcuların PKK lı olduklarını söylemiş ve vatandaşlar otobüsteki yolcuları linç etmeye çalışmışlardı.
2-Cinsel Yönelim ve Toplumsal Cinsiyet Kimliğine yönelik Nefret Suçları
<!--[if !supportLists]-->Ø <!--[endif]-->Sisi isimli trans birey Kuşadası’ nda markete alışveriş için gittiği sırada arkasından yaklaşan iki kişi tarafından 4 kez bıçaklanmış ve yaşamını yitirmişti. Fail elindeki bıçakla yakalanırken polislere ve etrafındakilere “ Nasıl , iyi etmişim değil mi ?” diye cevap vermişti.
<!--[if !supportLists]-->Ø <!--[endif]-->Diyarbakır’ın Merkez Sur ilçesinde Kız Şaban olarak tanınan eşcinsel Şaban Çelen ile evinde birlikte oturduğu iddia edilen arkadaşı Ali Yavuz tabancayla vurulup ardından bıçak darbeleriyle linç edilmişti.
3-Irkçılık ve yabancı düşmanlığına dayalı nefret suçları
<!--[if !supportLists]-->Ø <!--[endif]-->Nijerya vatandaşı Fetus Okey Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğünde gözaltındayken boynundan silahla vurularak öldürülmüştü.
4-Farklı Siyasi Görüşten Kişilere Yönelik Nefret Suçları
<!--[if !supportLists]-->Ø <!--[endif]-->Provakasyon amaçlı veya değil Trabzon’da çıkarılan “ Bayrak yakılıyor” söylentileriyle iki bin kişi dört TAYAD’lı üniversite öğrencisini linç etmeye çalışmış ve ardında Trabzon Valisi halkın haklı öfkesinden bahsetmişti. Dört üniversite öğrencisi TAYAD ( Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği ) adına F Tipi cezaevlerini protesto etmek için bildiri dağıtıyorlardı.
<!--[if !supportLists]-->Ø <!--[endif]-->Nobel ödülü almış olan yazar Orhan Pamuk’un kitapları Kaymakam tarafından yakılmıştı.
5-Diğer Farklı temellere Dayanan Nefret Suçları
<!--[if !supportLists]-->Ø <!--[endif]-->Fiziksel engelli bir vatandaş İstanbul Beyoğlu’nda otopark mafyası olduğu iddia edilen kişiler tarafından dövülüp protez olan kol ve bacakları sağa sola fırlatılıp hastanelik edilmişti. Polis ise mağdura “ sakat insansın gece vakti ne işin var dışarıda “ diyerek hakaret etmişti.
Tüm bunlara baktığımız zaman hep o “öteki” yi görürüz. Bu seni taciz eden insanın seni kendinden hissetmediği oranda seni katledilesi görmesidir. Bunun kaynağında nefret ve ayrım vardır.
Türkiyedeki gerek hukuk sistemi, gerek hükümet gerekse güvenlik güçleri tüm bu olanların yaşanmasında gösterdiği tavırlarla bu suçların meşru görülmesinin zeminini hazırlamaktadırlar.
Batı hukuk sisteminde pek çok yasada düzenlemeler ağırlıklı olarak baskı görmeye açık, en fazla saldırıya ve incitilmeye açık gruplara yönelik çıkarılır örneğin taciz ve tecavüz olaylarında kadının beyanı esastır. Bizde çıkarılan yasalarda ise Türklüğü koruma anlayışı var. Bu suçların bu kadar fazla işlenmesinin bir başka kaynağında da bu ideolojik algı ve uygulamalar bulunmakta.
Nefret suçlarının siyasi sosyal ve hukuki açıdan çözüme kavuşturulması noktasında çeşitli tartışmalar ve çözüm önerileri bir müddet gündemde yerini almıştı. Bazı yazar ve akademisyenler çözümün hukukta olduğunu öngörüyor ve nefret suçunun TC yasasına girmesinin bu suçları işleyen kişi veya gruplara yönelik bir cezai yaptırım uygulamasının ileriye dönük nefret suçlarını da önleyebileceğini ifade ediyorlardı. Bir başka kesim ise bunun sosyolojik bir problem olup, Hukuk’un yalnızca suç işlenildikten sonra müdahale eden bir sistem olmasının bu suçları engellemekte yetersiz kalacağını ve Türkiye’ deki hukuk sisteminin kendi içerisinde dahi çelişkili bir gerçeği olduğunu söylüyor bu problemin siyasi tartışmalar çerçevesinde çözüme kavuşturulmasının daha sağlıklı olduğunu öngörüyorlardı.
Geçtiğimiz eylül ayında açıklanan demokratikleşme paketinde Nefret Suçlarına ilişkin yasa tasarısı gündeme geldi. Tasarıda bir suçun nefret suçu sayılabilmesi için “dil, ırk, milliyet, renk, engellilik, siyasi görüş, dini ve felsefi inanç veya cinsiyet nedeniyle işlenmesi şartı konuldu. Yani “ cinsel yönelim, etnik kimlik ve uyruk” kriterleri es geçildi…
Demokratikleşme paketiyle TC yasasına girecek olan Nefret Suçu’nun Gerek AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı)in nefret suçu tanımı gerekse Avrupa’da düzenlenen yasalar kapsamında tümüyle demokratik olmadığı, vatandaş nabzını yoklayıcı olduğu ve bir müddet daha kamuoyunda tartışılacağa benziyor.