
MAZLUMDER GENEL MERKEZİ, 11. OLAĞAN GENEL KURULUNU YAPTI
MAZLUMDER Genel Merkezi, 02 Haziran 2013 tarihinde, 11. Olağan Genel Kurulu'nu gerçekleştirdi.
Ankara Başkent Öğretmenevi'nde yapılan genel kurula, MAZLUMDER üye ve gönüllülerinin yanı sıra, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve siyasi parti temsilcileri de katıldı.
Program, MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk ÜNSAL'ın açış konuşması ile başladı. Sivil Toplum Örgütü temsilcileri ve siyasi parti temsilcilerinin yaptığı konuşmalar ve MAZLUMDER'i tanıtıcı kısa bir belgesel gösteriminden sonra divan oluşturularak, yeni yönetim ve denetim kurullarının seçimine geçildi. Yaklaşık saat 16.00'ya kadar süren proğram, katılımcıların dilek ve temennileriyle son buldu.
MAZLUMDER Genel Başkanı Ahmet Faruk ÜNSAL’ın
11. Olağan Genel Kurul Açış Konuşması
Bismillahirrahmanirrahim
MAZLUMDER 11. Olağan Genel Kurulu’nu teşrif eden çok kıymetli dostlar, sayın divan, siyasi partilerin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının, basının temsilcileri, MAZLUMDER’in üyeleri, yöneticileri ve delegeleri, Kongremize hoş geldiniz. Hepinizi derneğimiz adına en içten duygularımla selamlıyorum. Kongremizin başarılı geçmesini ve hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah’tan temenni ediyorum. Büyük adalet yürüyüşümüzde her zaman yanımızda olmanızın verdiği güçle bizden önceki kuşakların olduğu gibi bizler de kınayanın kınamasından, saldırganın silahından, bıçağından, sopasından, tezviratından yılmadan hakikate şahitlik etmeye devam edeceğiz. MAZLUMDER, evrensel insan hakları birikimiyle kendi medeniyet değerlerini buluşturarak sadece Türkiye’de değil Dünya çapında da özgün bir insan hakları duruşu inşa etme yolunda gayretlerine bundan sonra da devam edecektir. Bu çabada her zaman beraber yürüdüğümüz mesai arkadaşlarıma, özellikle son 2 yıldır Kongre’den aldığı yetkiyi büyük bir emanet ruhuyla verimli bir emeğe dönüştüren üye ve gönüllülerimize, temsilcilerimize, şube yöneticilerimize, Genel Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarıma, Genel Merkez çalışanlarına hepiniz adına şükranlarımı arz ediyorum. İki yıllık süre içinde pek çok tarihi işler yaptık. MAZLUMDER emanetini bizlere teslim eden kurucu tabanımıza ve üyelerimize layık bir şekilde taşımaya çalıştık. Elbette daha iyisi olabilirdi. Özetle söyleyecek olursak:
Türkiye sorunları’ndan;
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Ülkede en ağır insan hakları ihlallerine neden olan Kürt sorunun kalıcı ve barışçı bir çözüme ulaşması için çabalarımız her zaman olduğu gibi bu dönemde de devam etti. Kirli savaştan kaynaklı özelikle sivil yaşam kayıplarına ve sivillerin zarar görmesine dikkat çektik. Yıllardır hükumete söylediğimiz ama genellikle bazı çevreler tarafından hep suçlandığımız husus olan, “kiminle savaşıyorsanız onunla konuşun” noktasına nihayet gelinmiş olmasını MAZLUMDER’in doğrulanmış feraseti olarak tarihin tanıklığına bırakıyoruz; sorunun çözümü için yıllardır önerdiğimiz konuların konuşuluyor olmasını da. 20 yıl sonra 2.sini gerçekleştirdiğimiz Kürt Forumu MAZLUMDERin içinden çıktığı camianın yaklaşımını almak ve görüşleri paylaşmak bakımından son derce önemli bir tarihi belge oldu. Forumun gerçekleşmesinde ve kitab olarak basılmasında emeğei geçen herkese teşekkür ediyorum.
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Roboski katliamı akabinde henüz cenazeler yerde iken heyetimiz olay mahallinde idi. Sonrasında hazırladığımız Rapor Meclis kürsüsünde konuşuldu. Yıl boyu devam ettirdiğimiz Roboski’ye Adalet kampanyası etkileyiciydi ama maalesef Meclis İnsan Hakları Komisyonu bizleri yanıltmadı ve adaleti siyasi ikbale kurban etti. Usta yönetmen Ümit Kıvanç’ın katkılarıyla yaptırdığımız konuyla ilgili dokümanter film bir Türkiye klasiği oldu,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Cezaevlerindeki tecridi ele aldık. Yaşlı ve terminal safhasına gelmiş hasta mahpusların ömürlerinin son demlerini ailelerinin yanında geçirmeleri için kampanyalar yürüttük. Aşırı yoğun cezaevlerinin gayri insani koşullarını, F tipi cezaevlerini, cezaevlerindeki isyanları ve ceza nakil araçlarında kaybolan canları takip ettik,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Polis kurşunuyla hayatını kaybeden insanların hukuklarını savunduk ve Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunu değişsin kampanyası yürüttük, bu bağlamda Cem Aygün ve Emrah Barlak cinayetlerini raporladık, mahkemelerini takip ettik,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Zorunlu askerlik esnasında kışla duvarlarının dokunulmazlığının arkasında intihar iddiası ile sönen hayatları ve askeri mahkemelerin adaleti tesis çabası yerine kurumsal taassup üzerinden olayları karartmasının takipçisi olduk. Bu cümleden olarak aslında tamamen kaldırılması gereken ve bir disiplin sürecine dönüşmesi gereken Askeri Yargı kurumları konusunu hep gündemde tuttuk,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Atatürk havalimanındaki ve Kumkapı’daki mültecilerden gücümüzün yettiğini ölüme ya da karanlık bir geleceğe gönderilmekten kurtardık, gönüllü avukatlarımız büyük emek harcadılar,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Mavi Marmara yargılamalarını takip ettik, özür-tazminat karşılığı adem-i mesuliyet söylentilerinin ortaya çıkması üzerine bu konunun hukukun temel ilkelerine ve anayasaya aykırı olduğunu söyledik; bu iddia doğruysa yürütmenin yargıya müdahalesi olarak gördüğümüzü ve demokrasiye aykırı bulduğumuzu ifade ettik,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Türkiye’ye Patriot Füze kalkanı yerleştirilmesini eylemler ve açıklamalarla protesto ettik,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->TBMM’ye yeni anayasa teklifimizi verdik ve yeni sivil anayasa kampanyası yürütmeye devam ettik,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Brifingli, talimatlı 28 Şubat yargılamalarının yok hükmünde sayılması için ‘28 Şubat Siyasi Yargı Kararları İptal Edilsin’ kampanyası düzenledik. Topladığımız 100 bin imzayı TBMM başkanına teslim ettik.
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Ege’de balıkçı teknelerinde ve kayıklarda sönen mülteci hayatların farkında olduk ve Türkiye’nin iltica mevzuatının insani standartlara kavuşturulması çabası için TBMM ve içişleri bakanlığı nezdinde yürütülen mevzuat çalışmalarına katkı sunduk, Halim Yılmaz arkadaşımıza katkılarından dolayı teşekkür ediyorum,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Kamuda kılık kıyafet özgürlüğü için 10 milyon imza kampanyasını destek verdik, 1964’ten bu yana Türkiye'de uygulanan başörtü yasağını ele alan kronolojik bir kitap çıkardık, bu kitap, alanda yapılmış en derli toplu çalışma oldu, Fatma Benli arkadaşımıza teşekkür ediyorum,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Adıyaman ili ve Malatya ili Doğanşehir ilçesi Alevi vatandaşlara dönük evlerin işaretlenmesi ve baskıların incelenmesi raporu hazırladık,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Hakkari ili Şemdinli ilçesi Goman Dağı Çatışmaları raporu,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Elazığ Fırat Üniversitesi öğrenci olayları raporu,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Afyon Sultandağı raporu,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Şanlı Urfa cezaevi raporu,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Başak ailesi ceza davası inceleme raporu,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Karabük öğrenci olayları inceleme raporu,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Reyhanlı saldırısı inceleme raporu hazırladık,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->KCK yargılamaları örnekliğinde TMK ve Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri inceleme raporu,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Hizbuttahrir yargılamaları özelinde TMK ve Bölge Ağır Ceza Mahkemeleri raporu hazırladık,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->İstiklal mahkemelerinde yargılanan ve infaz edilen İskilipli Atıf Hoca, Şeyh Said, Seyyid Rıza ve mezarı 27 Mayısçılarca yerinden sökülerek bilinmeyen bir yere götürülen Said-i Nursi için hukuk nazarında iade-i itibar ve mezar yerlerinin açıklanması ve kampanyaları yürüttük,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->PKKnin elindeki tutsak siyasetçilerin ve kamu görevlilerinin teslim alınmasında arabulucu olduk,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Uluslararası terörizmin finansmanı yasasının TBMM'de kabulünü engellemek için elimizden geleni yaptık ama muvaffak olamadık,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Son olarak Taksim olaylarını raporladık, polisin gösteri hakkını şiddetle bastırmasını kabul edilemez bulduğumuzu bir kez daha buradan ilan etmek istiyoruz. Demokrasi sadece sandık değil aynı zamanda özgür basın ve toplantı gösteri hakkının kullanılması da demektir.
Uluslararası sorunlardan:
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->30 Mart Filistin Toprak Günü uluslararası etkinliği, 15 Mayıs Nekbe günü ve Kudüs günü etkinlikleriyle Filistin halkıyla dayanışma gösterdik,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn ve Suriye halklarının başlarına bela olan dikta rejimlerini yıkma iradesine başından beri büyük bir şevk ile destek olduk.
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Burada Suriye konusu üzerinde bir miktar durmakta yarar var. Arap halklarının tüm Ortadoğu’da başlattığı ‘onur, özgürlük ve adalet’ şiarlı isyanları haklı olarak Suriye’nin de kapısını çalacaktı ve nitekim çaldı da. MAZLUMDER başından beri diktatörlere karşı halkların yanında yer aldı, yani Mısır’da, Yemen’de, Tunus’ta, Libya’da Bahreyn’de nerde durduysa Suriye’de de orada durdu. Egemenliğini halkıyla paylaşmak istemeyen zalim Baas diktatörü barışçı gösterileri kanla bastırmaya çalışınca olaylar, Batılılar için, İsrail’e baş ağrısı olan Suriye rejiminden kurtulmak adına bir imkana dönüştü ve 'Suriye'nin Dostları' Suriye muhalefetinin yanında yer aldı. İran ve Rusya ise Suriye halkının haklı taleplerini karşılaması için Baas'ı iknayı öncelemek yerine farklı gerekçelerle Suriye’deki statükoya oynayınca bir taraftan muhalefet tamamen 'Suriye'nin Dostları'na kaldı diğer taraftan da şiddet iyice vahşi boyuta ulaştı.
Türkiye, tıpkı gösteriler sonrasında olduğu gibi öncesinde de zaten gayri meşru bir muhaberat rejimi olan Suriye ile kurduğu iyi ve yakın ilişkilerini ayaklanmalar başlayınca, çok kısa sürede 180 derece değiştirerek Baas’ı sert bir dille eleştirmeye başladı. Kendi 12 Eylül anayasasını, neredeyse tüm siyasi partilerin mutabakatına rağmen 30 yıldır değiştirememiş bir ülke, 6 ay içinde tüm mevzuatını değiştirmesi talebi ile Suriye’nin karşısına çıktı. Hükumet ile Suriye arasında ilişkiler henüz iyi iken, MAZLUMDER'in o günlerde rahatsızlık uyandıran ama sonra hemen herkesin benzer taleplerde ortaklaştığı Suriye İnsan Hakları Rapor’u dikkate alınmış olsa idi belki de bugün bu noktaya gelinmiş olmayacaktı. Türkiye, diğer aktörlerle birlikte Rusya’nın savaşın asıl tarafı olduğunu gözden kaçırarak, sınır bölgelerini denetlemeyerek ve Baas-Muhalefet görüşmelerine karşı çıkarak ‘Suriye’nin Dostları’ ile beraber savaşın derinleşmesine katkıda bulundu. Bu sürecin ardından çatışmalar Türkiye topraklarında da uç vermeye başladı; uçağı düştü, topraklarında bombalar patladı, insanları öldü, Reyhanlı saldırısı oldu ama Türkiye ‘Suriye’nin Dostları’nın kendisine dostça yaklaşmadığını da görmüş oldu. Avrupa Birliği’nin muhalefete silah ambargosunu kaldırdığını ilan etmesi, Rusya’nın Suriye’ye S300 füzelerini göndereceğini açıklaması, İsrail’in S300leri vuracağını ilan etmesi Cenevre 2 konferansının ölü doğacağı ve savaşın bölgede derinleşeceği ihtimalini maalesef göstermektedir. Bu durum, Hatay-Amasya diagonalindeki fay hattını hareketlendirmek için fırsatçılara imkan vereceği gibi Kürt barışının olumsuz etkilenme potansiyelini de barındırmaktadır. Türkiye, muhalefet üzerindeki prestijini kullanarak müzakerelerin başarısı için çaba harcamalı ve ABD-İngiltere-Suud-Katar’a karşı İran-Rusya hattının Dünya’nın tek seçeneği olmadığının farkında olmalıdır.
İran konusuna gelince; ayaklanmalar başlar başlamaz hemen statükoya oynayarak yani Esed’in iktidarda kalmasını kırmızı çizgi ilan ederek muhalefeti bir anlamda 'Suriye'nin Dostları'na mahkum etti. Sonra da Batı sponsorluğundaki bir muhalefetin ancak İsrail'in güvenliğine odaklanacak bir Suriye oluşturacağı kısır döngüsü üzerinden kendi pozisyonunu meşrulaştırdı ve eli kanlı bir diktatöre destek veriyor görüntüsünü adeta önemsemedi. Esed’i destekleme gerekçesini, İran-Suriye-Hizbullah-Hamas-İslami Cihad’dan oluşan ‘Filistin Direniş Hattı’ndaki Suriye’nin zincirden kopması halinde ‘Direniş Hattı’nın lojistik kanallarının kapanacağı ve direnişin çökeceği kabulüne oturttu. Oysa ne ‘Direniş Hattı’ Esed’in çok umurundaydı, baba ve oğul Esed’lerin tarihi bu olaylarla doludur, ne de Batı desteği almadan kendi akışı içinde oluşmuş herhangi bir Suriye muhalefeti “Direniş”e bigane kalabilirdi. Kendisi de bir katliamcıya karşı mücadele etmekte olan Hamas'ın bir başka katliamcı olan Baas’ın himayesi altında uzun süre kalması tabanı tarafından iyice sorgulanır hale gelince daha fazla dayanamayan Hamas Şam’daki merkez ofisini kapatmak zorunda kaldı ve böylece Katar-Suud eksenine adeta iteklenmiş oldu. Yani çok önemsendiği söylenen 'Direniş Hattı' bir bakıma Esed destekçiliği politikası ile bölünmüş oldu. Diğer taraftan da Suriye'de işler iyice kızışınca savaşı kaybetmemek adına Lübnan Hizbullah'ı devreye sokulunca, Suriye iç savaşını bir mezhep savaşı olgusu üzerinden okumak isteyen istismarcı kafalara altın bir fırsat sunulmuş oldu. Yani 1979 İslam Devrimi'nden bu yana oluşan, özellikle de 2006 Hizbullah-İsrail savaşı ile zirve yapan Şia-Sünni yakınlaşması, tarihi bir yara almış oldu. Artık bu politikanın bir sonucu olarak mezhep nefreti, başta Afganistan, Pakistan, Hindistan, Irak, Suriye, Türkiye ve Lübnan olmak üzere, on yıllar boyu, tüm İslam coğrafyasında, sömürüyü derinleştirmek isteyen emperyal güçlerin istihdamına sunulmuş oldu. İsrail’i imha edeceğim derken, yıllarca sürecek mezhep nefreti ile İslam coğrafyasının bütünlüğünü imha edecek sonuçlara yol açmanın, ferasetle ilgisi olduğuna inanmıyoruz. Özetleyecek olursak, Suriye politikasındaki bu yanlış tutum, yani gösterilerin hemen başında Esed’e açık destek vermek ve bunda ısrarcı olmak, muhalefeti 'Suriye'nin Dostları'nın yanına, Hamas'ı da Suud-Katar eksenine ittiği gibi, Lübnan üzerinden de tüm İslam Dünyası’na yayılacak bir mezhep nefretine sebep olduğu söylenebilir.
Tekrar faaliyetlerimize gelecek olursak:
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Adil barış küresel ortak söylem uluslararası sempozyumu düzenledik,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Uluslararası Arakan sempozyumu düzenledik ve Arakan raporu hazırladık,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Türkiye’de kimsenin dikkate almadığı ve Arap Baharı’nın Suud işgaliyle bastırılamaya çalışıldığı Bahreyn’deki durumu raporlaştırdık,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Yunanistan’da yaşayan Batı Trakya Müslüman Türk azınlığı inceleme raporu hazırladık,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Afganistan ve Pakistan’da ABD tarafından gerçekleştirilen sivil hedeflere dönük saldırılara sessiz kalmadık,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Irak, Afganistan, Pakistan, Suriye ve Lübnan özelinde mezhep çatışması üzerinden bölgede oluşturulmak istenen nefret ikliminin farkında olduk, muhtemel tehlikelere sürekli dikkat çektik,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Bangladeş raporu hazırladık ve Bangladeş hükumetinin idam kararları ve haksız tutuklamalarla Cemaat-i İslami’ye dönük uyguladığı devlet terörünü gündemde tuttuk,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Azerbaycan raporu ile Azeri hükumetinin muhalifleri sindirmeye dönük hukuk dışı operasyonlarına sessiz kalmadık,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Özellikle Avrupa ülkelerinde yabancılara karşı uygulanmakta olan ırkçılık ve İslam düşmanlığına sessiz kalmadık,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->Fransa öncülüğünde Batılı devletlerin Mali işgaline itiraz ettik,
<!--[if !supportLists]--> <!--[endif]-->İsrail’in Gazze’yi, Sudan’ı ve Suriye’yi bombalamalarını protesto ettik,
Biraz da dernek içi faaliyetlerden bahsedecek olursak, ilk defa insan hakları eğiticileri için bir eğitim kitabı hazırladık. Bursa'da kampa çekilen Eğitim Grubu uzun bir çalışmadan sonra bu eseri ortaya çıkardı. Başta Şakir Çalışkan Bey olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Bu dönemin bir başka başarısı da teşkilatlanma çalışmalarında oldu. Adana, Mersin, Adıyaman, Şırnak, Mardin ve Hakkâri teşkilatlarımızı kurduk. Cüneyt Sarıyaşar beye ve teşkilatlanma ekibine de ayrıca teşekkür etmeliyiz.
Değerli dostlar, kongremize katılımlarınızdan dolayı tekrar teşekkür ediyorum. Bu dönemde yeniden göreve seçilecek arkadaşlara şimdiden başarılar diliyorum. Kongrenin gerçekleşmesinde emeği geçen tüm arkadaşlara teşekkür ediyor hepinizi Allah’a emanet ediyorum.
|
|
GENEL YÖNETİM KURULU ÜYELERİ |
|
|
|
ASİL |
YEDEK |
|
1 |
Ahmet Faruk ÜNSAL |
Ahmet GAYRETLİ |
|
2 |
Ramazan BEYHAN |
Semih BİTEN |
|
3 |
Arif KOÇER |
Çetin TAHTACI |
|
4 |
Selahattin ÇOBAN |
İbrahim Halil KÖPRÜBAŞI |
|
5 |
Abdulhalim YILMAZ |
Özlem EKŞİ |
|
6 |
Üstün BOL |
Mustafa ÖZGÜL |
|
7 |
Recep KARAGÖZ |
Mehmet COŞKUN |
|
8 |
Kaya KARTAL |
Metin MAHİTAPOĞLU |
|
9 |
Mahmut BALCI |
Mehtap TORUNTAY |
|
10 |
Ali ÖNER |
Yüksel Serdar OĞUZ |
|
11 |
Murat ÇİÇEK |
Ziya YILMAZ |
|
12 |
Hacı YAKIŞIKLI |
Hüseyin OKÇU |
|
13 |
Adem ÇAYLAK |
Taner AYAZ |
|
14 |
Haşim SAVAŞ |
Fatih HARAS |
|
15 |
Selda ÇİFTÇİ |
Hasan POSTACI |
|
16 |
Şerife Gül ARIMAN |
M. Yaşar SOYALAN |
|
17 |
Nurcan AKTAY |
Sabiha ÜNLÜ |
|
18 |
İzzet SALDAMLI |
M.Burhan GENÇ |
|
19 |
Şimşirüddin EKİNCİ |
Tuğbay ÖZ |
|
20 |
Mehmet ALKIŞ |
Seyfettin BİLEN |
|
21 |
Erdal ALKAN |
Burhan CİMŞİT |
|
22 |
M. Ali DEVECİOĞLU |
Hamza AKTI |
|
23 |
Ümit AKTAŞ |
Abdurrahim ÇELİK |
|
24 |
Hilal KAPLAN |
Yusuf EKİNCİ |
|
25 |
Davut GÜLER |
Yaşar KAPLAN |
|
26 |
Atalay ŞAHİN |
Eyüp ŞAHİN |
|
27 |
Üzeyir YİĞİT |
Aşir GÜLER |
|
28 |
Mustafa AKMEŞE |
Ferhat ÇAKIR |
|
29 |
Mehmet ASLAN |
Adnan EVSEN |
|
30 |
Mehmet TİMURAĞAOĞLU |
H. Hüseyin UYSAL |
|
31 |
Serdar ARSLAN |
Adem SELEŞ |
|
32 |
İlhan YILMAZ |
Hüseyin SARIGÜL |
|
33 |
Evin KESKİN |
Ramazan DEĞER |
|
34 |
Beytullah Emrah ÖNCE |
Songül PALA |
|
35 |
Turgay ETÇİBAŞI |
Cezmi YAKAR |
|
|
|
|
|
|
DENETLEME KURULU ÜYELERİ |
|
|
|
ASİL |
YEDEK |
|
1 |
Ömer Faruk GERGERLİOĞLU |
Bahadır Aziz SAKİN |
|
2 |
Ahmet SEVİM |
Leyla DEMİR |
|
3 |
Nesip YILDIRIM |
Harun ÖZÇELİK |