Basın Açıklamaları

MAVİ MARMARA DAVASI ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ’NDE!

Mavi Marmara davası Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşındı. İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği MAZLUMDER ve İHH İnsani Yardım Vakfı yöneticileri, şehit Furkan Doğan’ın babası Ahmet Doğan, mağdur aktivistler ve avukatlardan oluşan heyet dava dilekçesini ve dosyasını dün mahkemeye sundular ve ardından aşağıdaki basın açıklamasını yaptılar.


Değerli basın mensupları;

31 Mayıs 2010 tarihi dünya için kara bir gün olarak hatırlanacaktır. Abluka altındaki Gazze Şeridi’ne insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan, insanlık vicdanının taşıyıcısı Gazze Özgürlük Filosu, bildiğiniz gibi Akdeniz’in uluslararası sularında seyrederken İsrail Savunma Kuvvetleri’nin silahlı saldırısına uğramıştır. Savunmasız ve silahsız sivillere yönelik bu insanlık dışı saldırı sonucu 9 insani yardım gönüllüsü ve insan hakları aktivisti katledilmiş yine 60’a yakın yolcu pek çoğu ağır olmak üzere yaralanmıştır. Saldırı sonucu insani yardım dışında bir yükü bulunmayan filo, rotasından zorla çevrilmiş ve zapt edilen gemiler İsrail’in Aşdot Limanı’na zorla götürülmüşlerdir. Filoda bulunan yolcular silah zoruyla alıkonulmuşlardır. Gemilerin zapt edilmesinden yolcuların ülkelerine dönmelerine kadar geçen süre içerisinde zorla alıkonulan tüm insani yardım gönüllüleri ve insan hakları aktivistleri işkenceye, onur kırıcı ve insanlık dışı muameleye tabi tutulmuşlardır. Yolcuların tüm kişisel değerli eşyalarına el konulmuş ve bunlar iade edilmemiştir. Organizatör kuruluşlara ait tüm malzemeler gasbedildiği gibi Gazze halkına ait insani yardım yükünün Gazze Şeridi’ne ulaşması engellenmiştir.

Vicdan taşıyan, insaniyet sahibi hiçbir kimsenin kesinlikle onaylayamayacağı ve hatta lanetleyeceği bu saldırı sonrası kendini sorumlu hisseden tüm dünyadan hukukçuların verdiği mücadeleyi bugün yeni bir platformda sürdürmek için Lahey’de, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndeyiz.

Saldırının gerçekleşmesinden hemen sonra başladığımız uluslararası organlar nezdindeki hukuk mücadelesi semerelerini vermeye başlamış ve insanlık vicdanına kurşun sıkanlar hukuken iyice köşeye sıkışmaya başlamışlardır. Bu semerelerden bugüne kadarki en önemlisi Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin geçtiğimiz günlerde kabul ettiği Gazze Özgürlük Filosu Saldırısı Raporu’dur. Hemen belirtelim ki Birleşmiş Milletler ağır bir katliamın gerçekleştirildiği, insan hakları hukukunun ve insancıl hukukun ciddi bir şekilde ihlal edildiği tespitini yapmakla yani söz konusu raporla yetinmemeli ve bu rapordaki tespitlerin gereğini yapmalıdır.

Yürüttüğümüz uluslararası hukuk çalışmalarının bir ürünü olan Rapor ile Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, davamızda ne derece haklı olduğumuzu ortaya koymuş ve özellikle belirtmek istiyorum ki tüm iddialarımızı birer gerçeklik olarak saptamıştır. Bugüne kadar saldırı mağdurlarının yasal temsilcisi olan bizlerin öne sürdüğü iddiaların ne derece haklı olduğu ve saldırının ne derece savunulamaz olduğu bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Bizlerin iddiaları artık sübut bulmuş birer gerçekliktir ve bu iddiaları birer gerçekliğe dönüştüren merci unutulmamalıdır ki Dünya’nın en büyük uluslararası örgütü olan Birleşmiş Milletler’in, insan haklarının korunması ve geliştirilmesindeki en temel organı olan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’dir.

Rapor ile artık şu kesin bir şekilde bilinmektedir ki
“İsrail askerlerinin ve diğer görevlilerinin filo yolcularına dönük davranışları yalnızca orantısız değil aynı zamanda gereksiz ve İNANILAMAZ bir şiddet ölçüsündedir. Kabul edilemez, işkence düzeyinde eylemler gerçekleştirilmiştir. Güvenlik ya da başka bir gerekçeyle bu davranışların haklı gösterilmesi ya da affedilebilmesi mümkün değildir. İnsan Hakları Hukuku ve Uluslararası İnsancıl Hukuk çok ciddi ve çok ağır bir şekilde ihlal edilmiştir.”

Bu saptamalar, bizlerin yasal temsilciler olarak saldırı üzerine yapmış olduğu yorumlar değildir. Bu yorumlar uluslararası hukuk bağlamında kesin ve resmidir. Birleşmiş Milletlerce oluşturulan diğer tüm kurumlar için bağlayıcı ve Birleşmiş Milletler ile çok sıkı işbirliği içinde olan Uluslararası Mahkemeler için bağlayıcılık düzeyinde yol gösterici olmak zorundadır. Uluslararası hukukun bu bağlayıcı saptama ve hükümleri karşısında Birleşmiş Milletler kurumlarının ve onunla sıkı işbirliği içindeki mahkemelerin, Birleşmiş Milletler’in ortak amacının gerçekleştirilmesi yolunda ortak bir eylem birliği içerisinde üzerine düşeni yerine getirmeyeceğini düşünmek imkansızdır.

Özellikle İnsan Hakları Konseyi’nin de vardığı şu hükme dikkat çekmek isteriz.
“4. Cenevre Konvansiyonu’nun 147. Maddesinde yer alan aşağıdaki suçların soruşturulmasının gerektiğini destekleyen net bulgular ve çok açık deliller vardır.
• kasten öldürme
• işkence ve insanlık dışı muamele;
• vücuda yahut sağlığa yönelik kasten ağır zarara veya ciddi yaralanmaya sebebiyet verme”
Bu hüküm şüpheye mahal bırakmaksızın sayılan suçlardan dolayı sorumluların yargılanması için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni göreve çağırmaktadır. Bizlerin bugünkü başvurusu olmasaydı dahi İnsan Hakları Konseyi’nin vardığı bu hüküm ile savcılığın harekete geçmesi elzemdir. Raporu hazırlayan Olay İnceleme Misyonu üyesi, eski Sierra Leone için özel Mahkeme Başsavcısı Sir Desmond Da Silva da olayın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nce yargılanması gerektiğini dile getirerek bu mecburiyete dikkat çekmektedir.

Uluslararası İnsancıl Hukuk’un ve devletlerin savaş ve barış zamanında uyması gereken savaş hukukunu düzenleyen 4. Cenevre Konvansiyonu’nun ağır bir şekilde ihlal edildiği, ağır insan hakları ihlallerinin gerçekleştirildiği artık su götürmez bir gerçektir.

İnsanlığın yöneldiği şiarlardan biri olan İnsan Hakları ve Uluslararası İnsancıl Hukuk konularında bu denli ağır ihlallerin yaşandığı bir hadise karşısında başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası örgütler ve mahkemelerin daha fazla hareketsiz kalması bu kurumların inanılırlığını, güvenilirliğini ve en önemlisi meşruiyetini tartışmaya açacaktır.

Uluslararası sularda Uluslararası mahiyetteki bir olay neticesinde işlendiği artık sabit olan savaş suçları, uluslararası mahkemeler önünde yargılanmadıkça yaptırımsız kalacak ve cezalandırılan; insanlığın ortak amaçlarıyla aynı yönde bir motivasyonla hareket eden insani yardım gönüllüleri ve insan hakları aktivistleri olacaktır. Zikredilen insanlığa karşı suçları işleyen kişilerin uluslararası bir bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanıp yargılanamayacakları uluslararası toplumun, örgütlerinin ve mahkemelerinin mahiyeti ve varlık amacı açısından hayati öneme sahiptir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin geçtiğimiz günlerde kabul ettiği rapordaki şu ifadeye bugünkü başvurumuzla ilgili olarak dikkatinizi çekmek isterim;
“Filoyu oluşturan gemilerdeki yolcular, misyonda gerçekten kararlı birer humanitarian ruh sahibi kişiler intibaını bırakmıştır.”

Konsey okuduğum ifade ile Gazze Özgürlük Filosundaki tüm yolculara hak ettikleri onuru iade etmektedir. Şimdi sıra filoda bulunan insanlığın vicdan sahibi ortak evlatlarının haklarının ve hukuklarının iade edilmesindedir. Şimdi bu sorumluluğu yerine getirme görevi Uluslararası Ceza Mahkemesi’ndedir.

31 Mayıs günü insanlık vicdanına kurşun sıkılmıştır. 31 Mayıs günü insanlığın ortak ruhu işkenceye maruz bırakılmıştır. 31 Mayıs günü insanlık onuru kelepçelenmiş, dizlerinin üzerine çökertilmiştir. Tüm yolcular ülkelerine dönmüş olsalar da 31 Mayıs gününden beridir insanlığın barış ümidi halen Berşeva Hapishanesi’nin parmaklıkları ardındadır. Manzara böyle kaldığı müddetçe ödüllendirilenler, insanlığın ortak değerlerini hedef almış insanlık suçlarının failleri olacaktır. Bu manzara ancak bu fiillerin yaptırımsız kalmamasıyla tersine çevrilebilir.

Bugün bu başvuruyu İsrail halkına karşı yapmadık, bugün bu başvuruyu insanlığa karşı suç işlemiş kişilere ve sorumlulara karşı yaptık. 31 Mayıs günü gerçekleşen saldırı sebebiyle başları öne eğilmiş, insanlık değerlerine inanan İsrailliler’in de bu başvurumuzu memnuniyetle karşılamış olduklarından eminiz. Kendisini hukuktan üstün zannedenlere, kendi menfaatlerini insani değerlerin üzerine konumlandıranlara hukukun üstünlüğünü kabul ettirmek ve hukukun üstün gelmesini sağlamak için bugün Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni göreve çağırdık. Bugün Lahey’de hukukçu misyonumuzun bize yüklediği bir mecburiyeti ve vicdani bir sorumluluğu yerine getirdik.

Haklılığımızın her hangi bir uluslararası organ ya da mahkeme tarafından onaylanmasına ihtiyacımız yok. Haklı olduğumuzu biliyoruz, haklıyız. Fakat uluslararası hüviyeti olan bu insanlık dışı saldırıyı gerçekleştirenlerin uluslararası bir mahkeme tarafından cezalandırılmaması; onları ilerisi için cesaretlendirecektir. Uluslararası mahkemelerin, hukukun üstünlüğü için üzerine düşen sorumluluktan kaçmamalarının takipçisiyiz. Bu mahkemelerin sorumluluktan kaçmaları bilinmelidir ki; uluslararası sözleşmeler ile korunan seyrüsefer serbestisini anlamsız kılacak, açık denizler artık kimse için güvenli olmayacaktır. Her devlet, 31 Mayıs günündeki gibi keyfi olarak her gemiye müdahale etme hakkını kendinde görecek ve bunun siyasi, diplomatik, ticari sonuçları dünyaya çok pahalıya mal olacaktır.

2. Dünya savaşı yıllarında kendilerine uygulanan insanlık dışı cinayetler ve muamelelerden öğrendiklerini birebir bugün uygulayan zihniyet, Uluslararası Ceza Mahkemesi önünde hesap vermek zorundadır. Nasıl ki kendilerine yönelik bu insanlık dışı eylemleri gerçekleştirenler Nurnberg Mahkemeleri’nde hesap vermek zorunda kaldılarsa aynı zihniyete sahip İsrailli sorumluların yargı önüne çıkarılmamasının tarihi sorumluluğu tüm insanlığın üzerinde olacaktır.

Son olarak bugün Lahey’de 31 Mayıs günü gerçekleşen insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları dolayısıyla Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne suç duyurusunda bulunduk. Hukukun küçük sineklerin yakalandığı büyük sineklerin delip geçtiği zayıf bir örümcek ağı olmadığına inandığımız için bugün Lahey’deyiz. İnsanlığın ortak değerlerinin, kendi menfaatleri doğrultusunda katliam gerçekleştirmekten çekinmeyenlerin çıkarlarından daha kıymetli olduğunu bildiğimiz için buradayız. Bugün Cevdet için, Cengiz için, Çetin için, Necdet için, Fahri için, İbrahim için, Ali Haydar için buradayız. Bugün en az Barack Obama en az Joe Biden en az Hillary Clinton kadar kendi evladı olanların hakkını arayamayan Amerika Birleşik Devletlerinden farklı olarak hepimizin evladı Furkan için buradayız.

Bizleri yalnız bırakmayıp buraya kadar geldiğiniz için sizlere teşekkürü bir borç biliyoruz.