Değerli Basın mensupları, değerli dostlar.
176 haftadır burada özgürlük için toplanıyoruz. Türkiye'de ve Dünyada o kadar çok sorunlar var ki. Bunları bir anda dile getirmemiz de mümkün değil.
Özgürlüğün
tanımını Türk Dil Kurumu yapmış "Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı
olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu,
serbestisi" Bu tanımlamada bazıları diyebilir ki başörtüsü takanlar mahalle ya
da aile baskısına uğruyorlar. Peki bu baskıya uğramıyorlarsa kendi istediği ile
takıyorsa bu özgürlük değilmidir. Bu örtüyü takarken de Anayasamızda belirtilen
din ve vicdan özgürlüğü kapsamında ise buna ne demek lazım. Baskı ile başörtüsü
takanlar ile kendi isteği ile takanları ayırma gibi bir şansımız var mı.
İnsanların vicdanlarına bakabilirmiyiz. Tabiî ki hayır. Zorlama ile örtünme
zaten özgürlüğe aykırıdır. Bunu da hiçbir zaman tasvip etmeyiz. Fakat İslam
emri gereği başörtüsünü takan insanlara da ayrımcılık yapmamak gerekmez mi.
Başörtüsüne sınır getirme hakkını kimler
kendinde görebilir ki. Özgürlük kısıtlamayı kapsamaz. Sokakta başörtüsü
takanlar herhangi bir baskıya uğramıyorlarsa aynı şekilde de üniversitede, kamu
kurumunda, işyerlerinde özgürce
dolaşabilmelidir. Biz inanıyoruz ki bu
özgürlük mutlaka elde edilecektir. Bu sorun için ne olacak ki nasılsa bir gün
halledilir mantığıyla hareket edenler çözümün düğümlenmesini maalesef
sağlamışlardır. Sorun bir kez daha düğümlenmiştir.Dünya Bankası hazırladığı raporda,
dünyada yoksulluk içinde yaşayan insan sayısının 1,4 milyar olduğu
tahmininde bulundu. Dünyamızın bir çok
bölgesinde insanlar açlıktan hayatlarını kaybediyorlar. Bizler bulunduğumuz
coğrafyada bolluk içerisinde yaşarken, insanlar açlık, savaş, sefalet ve esaret
içerisinde yaşıyorlar. Kendi ülkemizde de dünyaya göre düşünürsek elbette daha
şanslıyız. Fakat bu bolluk içerisinde de gelirin adaletsiz olarak dağılımı
neticesinde bir çok insan maddi imkansızlıklarla yaşamak zorunda kalıyor. Kendi
durumlarını da hiçbir zaman belli etmemeye çalışıyorlar. Ramazan ayı başlıyor. Bu ayda oruç tutabilenler, kendileri oruç tutarken nasıl açlık
çekiyorsa, dünyada da insanların açlık çektiğini düşünerek yardım ellerini uzatsınlar.
Önce çevremizden başlayarak, Türkiyedeki ve dünyamızda açlık çeken insanların
durumlarını düşünsünler. İmkanları ölçüsüsünde yardımda bulunsunlar.Rusya'nın
Güney Osetya ve Abhazya'nın bağımsızlığını tanımasından sonra bütün Batı nasıl
bir misilleme yapılabileceğini tartışmaya başladı. NATO dün Moskova'ya açıkça
ültimatom verdi ve kararı geri almasını istedi. Ancak Rusya, geri adım atmak
bir tarafa, Batı restine sertlikle cevap verdi. Kafkaslar hep karışık oldu ama
Karadeniz hiçbir zaman bu kadar tehlike altında olmadı. Bugün Batum limanında,
Poti limanında, Abhazya açıklarında yaşanan krizin kısa, hem de çok kısa süre
içinde diğer Karadeniz limanlarına sıçraması pekala mümkün.Türkiye İran ve
Rusya krizinde denge sağlamaya yönelik önemli bir noktada bulunuyor. Bunu göz
ardı etmemelidir. Dünyada barış ve
adaletin savunuculuğunu yapanlar önce silah yapmayı ve pazarlamayı
bırakmalıdırlar. Önce silahı yapıyorlar daha sonra bunu gelişmekte olan
ülkelere pazarlıyorlar. Barış bu şekilde hiçbir zaman tesis olamaz. Dünyadaki
barışın tesisi önce silah üretmeyi bırakarak, açlık çeken insanlara yardım
elini uzatarak gerçekleştirilebilir. Silahlara ve savunmaya harcanan paralar
ile dünyada açlık çeken 1,4 milyar insan bu sefaletten kurtulabilir.
Ramazan ayının tüm İslam alemine,
insanlığa barış, adalet ve özgürlüğün hakim
olması temenni ederim.
MAZLUMDER
Kocaeli Şube Başkanı
Çetin TAHTACI