BASINA VE KAMUOYUNA<!--?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /-->
YSK KARARI SONUÇLARI İTİBARİYLE SİYASET ALANINI DARALTAN VE ŞİDDET ORTAMINA ZEMİN HAZIRLAYACAK BİÇİMDE DEMOKRATİK NORMALE MÜDAHALE SONUCUNU DOĞURMUŞTUR.
Yüksek Seçim Kurulu, tüm kamuoyunun olağan bir süreç dahilinde seçime gidileceğini beklediği bir ortamda, Barış ve Demokrasi Parti'sinin desteklediği bağımsız adayların da aralarında bulunduğu 12 bağımsız adayın adaylıklarını veto etti. Bu kararla birlikte, ülkede zaten varolan % 1o seçim barajından kaynaklı temsilde adalet ve siyasal temsil sorununu derinleştiren, özellikle Kürt siyasetinin bağımsız adaylarla % 10 baraj engelini aşmaya dönük girişimini de engelleyici, hak ve özgürlükler alanını daraltan ve şiddet ortamına zemin hazırlayacak siyasal bir ortam oluşmuştur.
Yüksek Seçim Kurulu'nun verdiği kararın formel açıdan yasal gerekçelere dayandığı ve dayanacağı açıktır. Ancak bu durum yani Yüksek Seçim Kurulu tarafından, Anayasa'nın 76. Maddesi ve Milletvekili Seçim Kanunu 11. maddesi'ne şekli olarak uygunluk değerlendirilmesi yapılmış olması, verilen kararın, toplumsal ve siyasal meşruiyeti olduğu anlamına gelmez. Kaldı ki pozitif hukukun kendi mantığı içinde dahi verilen kararın tartışmaya açık çelişkili yanları olduğu da karardan etkilenen adayların beyanlarından ve yapılan kamusal tartışmalardan anlaşılmaktadır.Diğer taraftan, YSK kararlarına itiraz edecek bir merciin yokluğu da yaşanan krizin bir başka temel nedenidir.
Yüksek Seçim Kurulunun bahse konu kararı esasen Anayasa'nın 76. Maddesinde yer alan : "terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler." hükmüne dayanmaktadır.
Suistimale açık siyasal bir kavram olan terör kavramının, Anayasa gibi temel bir metinde, milletvekili seçilme yeterliliğine engel olan, affedilemeyecek bir negatif statü nedeni olarak yer alması, özgürlüğü güvenliğe feda eden 12 Eylül sıkıyönetim zekasının eseridir. Tüm açılım, demokratikleşme süreç ve iddialarına rağmen bu zekanın hükümran olduğunu ne yazık ki yaşayarak görmekteyiz. YSK kararı da bu politik bağlamın eseridir.
YSK'nın bu son kararıyla ortaya çıkan siyasal durum, seçimlerin ve seçim sonrası oluşacak parlamentonun meşruiyetini doğrudan tartışmaya açmaktadır. Başta iktidar partisi olmak üzere parlamentoda temsil edilen siyasal partiler, genel seçime giden yolda yeni Anayasa yapmayı topluma vaadetmektedirler. Ancak meşruiyet tartışmalarıyla oluşacak bir parlamentonun yapacağı Anayasa'nın ne derece meşru olacağı ise ayrı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.
Kısacası, toplumsal ve siyasal meşruiyeti olmayan YSK kararının barışı ve demokratik çözüm ihtimalini zora sokan, şiddetin önünü açan, meşruiyet krizini derinleştiren sonuçları olacağı açıktır. YSK, verdiği iptal kararı sonrasında yapılacak itirazları değerlendirirken belirttiğimiz ağır siyasal sonuçları ve demokratik meşruiyet kriterini dikkate alarak, genişletici bir yorumla kararını düzeltmelidir. Keza bu tablo karşısında, olağanüstü toplantı için cumhurbaşkanının, meclis başkanının, iktidar partisinin veya muhalefet partilerinin derhal sorunun çözüm yeri olan parlamentoyu göreve çağırmaları ve görevi devam eden parlamentonun, seçimin ve oluşacak yeni parlamentonun meşruiyetini sağlayacak Anayasal ve yasal düzenlemeleri yapması gerekmektedir. Aksi halde ortaya çıkacak meşruiyet krizinin ve oluşması kuvvetle muhtemel şiddet sarmalının sorumluluğu çoğunluğu oluşturan iktidar partisi başta olmak üzere mevcut parlamento bileşeni partilere ait olacaktır. YSK yönüyle ise gerek sonuçları gerekse içeriği açısından verilen kararın keyfi ve provakatif olduğunu, görevi ihmal ve kötüye kullanma suçunun unsurlarını taşıdığı kanaatindeyiz. Kamuoyuna ve hassaten Cumhuriyet B.Bavcılıklarına duyurulur.
MAZLUMDER İZMİR ŞUBESİ