İzmir'de, 2009 yılı, Haziran ayında ulusal bir gazeteye de yansıyan ve bir apartman kapıcısının, işvereni olan apartman yöneticisi tarafından "evine misafirliğe gelen başörtülü akrabaları" nedeniyle işten çıkarılması olayı hakkında İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği İzmir Şubesi olarak "Türk Ceza Kanunu"nun "Ayrımcılık" suçunu düzenleyen 122. Maddesi ile "İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlali"ni düzenleyen 117. Maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle, 12.06.2010 tarihinde, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunmuş idik.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/56829 hazırlık numaralı dosyasından açılan soruşturma kapsamında ise : "Müştekinin iddiası dışında yargılamayı gerektirir delil elde edilemediğinden kovuşturmaya yer olmadığına" kararı verilmiştir. (Karar no : 2010/3391)Soruşturma makamının zikredilen takipsizlik kararı, her ne kadar "delil yokluğuna" dayanıyor ise de bu gerekçe tamamen gerçeğe aykırıdır. Zira gerek suç duyurusu dilekçemizde, gerekse müştekinin ifadesinde, yaşanan olayla ilgili ad, soyad ve adresleri açıkça belirtilen 4 (dört) adet görgü tanığı bildirildiği gibi ayrımcı uygulamaya esas teşkil eden ve "Kendisi, eşi ve çocukları takke, şalvar, takunya, kötü terlikle dolaşamaz. Eşi ve kızları, siyasal simge haline gelen türban kullanamaz." ibaresini içeren "Öz-ter Apartman Kapıcılık Hizmeti Yönetmeliği" de suç duyurumuz ekinde soruşturma dosyasına sunulmuştur. Ancak şüphelinin soruşturma dosyasına savunma kapsamında bildirdiği tek tanık dinlenirken ; müşteki taraf olarak dinlenmesini talep ettiğimiz tanıklardan hiçbiri dinlenmemiş ve delil yokluğundan bahisle görevli savcı tarafından takipsizlik kararı verilmiştir.
Konu edilen takipsizlik kararının sehven verildiği düşüncesi ile itiraz mercii olan Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ne, 2010/1976 D.İş dosyasından müşteki taraf görgü tanıklarının dinlenmediği ve "Maddi gerçeğin açığa çıkması için olayın nasıl cereyan ettiğinin görgü tanıklarının beyanlarına dayanılarak tahkik edilmesi gerekirdi. Soruşturma makamı sadece müşteki ve müşteki tanığının ifadesini almakla yetinmiştir. Bu durum ve uygulama ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen "Adil Yargılama" ilkesine ve bu ilke kapsamındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarıyla yerleşik hale gelen "silahların eşitliği" prensibine aykırıdır. Keza bu durum şüpheli delillerine öncelik ve üstünlük verildiği izlenimi uyandırmaktadır." gerekçeleriyle, itirazda bulunulmuş ise de itiraz mercii, takipsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğundan bahisle, "kesin olmak üzere" itirazın reddine karar vermiştir.
Bir apartman yöneticisinin çalışma hayatında ihdas ettiği ve üstelik kapıcının evine gelen misafirlere de teşmil ederek uyguladığı ve sonrasında kapıcıyı işten çıkarmaya dek varan başörtüsü ayrımcılığı, zikredilen yargısal süreç kapsamında, ibraz edilen delilleri dahi yok sayan savcı ve yargıçların iştirakiyle, aynı zamanda yargı kaynaklı bir soruna dönüşmüş oldu. Usuli bir tanık dinleme işlemini beyan ve itirazlara karşın ısrarla yerine getirmemek, en basitinden soruşturulması gereken bir suç teşkil etmektedir. Biz bu konuda, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacağımız gibi ayrımcılığa uğrayan ve işten çıkarılan Naki Seriner'in mağduriyetinin giderilmesini ve mevcut haliyle akim kalan yargısal sürecin sonuçlandırılmasını teminen Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunu kullanacağız. Gerekirse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlali nedeniyle AİHM'ye başvuracağımızı, kısacası her ayrımcılık vakasında olduğu gibi bu ayrımcılığın da "trajikomik yargısal engellere rağmen" takipçisi olacağımızı deklare ediyoruz. 16/10/2010
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
MAZLUMDER İzmir Şube Yön.Kur.
ve müşteki Naki Seriner adına
Av.Suphan ERKAN