Basın Açıklamaları

İŞKENCE SONUCU ÖLÜM; BENZER DAVALAR GİBİ SONUÇSUZ KALMASIN! SONUÇ ADALET OLSUN!

Er Osman Aslı, Dağıtım İznini İstanbul’da bulunan ailesinin yanında geçirirken 18.12.2009 tarihinde, Avcılar İlçe Emniyet Müdürlüğü Önleyici Hizmetler Büro Amirliği’ne bağlı Yunus Ekibi tarafından alınarak Firuzköy Şehit Ilgaz Aykutlu Polis Merkezi’ne sorgusu yapılmak üzere teslim edilmiştir.

GBT sorgulaması için bekletilen şahıs, kendisine zarar verebileceği eşyalar bıraktırılmadan Nezarethaneye değil de kameraların olmadığı avukat görüşme odasına alınmıştır. Yaklaşık bir saat sonra ise her nasılsa görevli memurların tam da intihar iddiasının yaşandığı sırada görev yaptıkları mahalden geçici de olsa ayrıldıkları anda Er Osman Aslı kendisini asmış ve tanık ifadelerine bakılırsa kimse bu durumu fark etmemiştir.

Ölen kişinin ailesinin yaptığı şikayet üzerine Küçükçekmece Cumhuriyet Savcılığı Görevi Kötüye Kullanmak Suçu -Türk Ceza Kanunu’nun 257/2 sevk maddesiyle dava açmıştır.

Dosyadaki çelişkili ifadeler, ailenin anlatımları, maktulün izin dönüş biletini alması, ayakkabı bağının yetersizliği, şartların intihara elverişsizliği ve darp izleri ölüm vakasındaki şüpheleri arttırmıştır. Bütün bu veriler birlikte değerlendirildiğinde eyleme uyan suçun nitelemesinin gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Burada TCK.94. maddesinde tanımlanan işkence suçunun unsurlarından bahsetmek gerekir.Kanuna göre, “İnsan onuru ile bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine algılama ve irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar” işkencedir.

Ölen kişinin vücudundaki morluklar ve alnındaki kırık ve çökmenin olması bunun bir intihar olmayabileceği, eylemi gerçekleştirenlerin de kamu görevlisi olduğuna göre yasanın tanımına göre eylemin işkence olabileceği ihtimali gittikçe artmaktadır.

İşkence sonucu ölümün meydana gelmesinin cezası ise 95. madde gereği ağırlaştırılmış müebbet hapistir. Yani bu davadaki isnat edilen Görevi Kötüye Kullanmak suçunun cezası ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıdır. İnfaz Yasası gereği üçte ikisinin uygulanması durumunda en alt sınırdan ceza verilebileceği düşünülürse sanığın suçlu bulunması durumda 8 ay gibi bir zaman hapis cezası alacaktır. Böyle bir sonuç ise kamu vicdanını tatmin etmeyecektir.

Sonuç olarak, bütün bu izah edilen sebeplerle;

1-Buradaki eyleme uyan suçun nitelemesi yeniden yapılmalı ve İşkence Sonucu Ölüm Suçunu İşlemek isnadıyla dava Ağır ceza Mahkemesinde görülmesi hususu incelenmelidir.

2-Niteleme yanlışlığı yanında, sanık tespitinde de eksiklikler bulunduğu kanaatindeyiz. Çelişkili ifadelerden, özellikle tanık ifadelerinden neredeyse karakolda olup bitenden kimsenin haberi olmadığı çıkacak gibidir. Halbuki saat itibariyle karakolun görevli sayısı bakımından az olmadığı bir zamandır ve maktul ile ilgilenen ve olaydan sorumlu tek bir memur olması mümkün değildir.

Bu davanın da diğer işkence davalarında olduğu gibi, görevli memurların tespitinin tam olarak yapılamaması, tebligatın bir türlü yapılamaması gibi sebeplerle zamanaşımına uğraması yüzünden geçiştirilmemesi gerekir.

Adaletin yerini bulması ve bütün kurumun töhmet altında kalmaması için başta Emniyet Müdürlüğü olmak üzere devletin bütün kurumlarının titizlikle ve gayretle çalışması beklenmektedir.

3-Bu davadaki bir diğer mağduriyet ise ailenin, ölüm sebebinin intihar olarak gösterilmesi sonucu yaşadığı sıkıntılardır. Ölen kişinin ailesi, sigorta ve yasaların tanıdığı diğer sosyal haklardan yararlanamamıştır. Bunun için de olayın bir an önce açıklığa kavuşturulması sağlanmalıdır.

Evladını askere gönderen bir anne babanın bu tür acıları yaşamaması temennimizdir.

Bütün süreçlerin sonucunda ulaşılacak son nokta ise muhakkak Adalet olmalıdır…


AV. ARİFE GÖKKAYA DİNÇ
MAZLUMDER İSTANBUL ŞUBE AVUKATI