Basın Açıklamaları

Halepçe Zihniyeti Varlığını Zulüm Karşısındaki Sessizliğimize Borçludur!

Halepçe katliamı, 16 Mart 1988'de İran- Irak savaşının 8. yılında "Enfal Operasyonu" kapsamında gerçekleştirilmiş olup büyük çoğunluğu Kürd olan binlerce masum insanın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanmıştır.

Halepçeliler, 13 Martta başlayan ve 3 gün boyunca helikopterlerden ve uçaklardan atılan kimyasal gazlardan kendilerini kurtaramamışlardır. Katliam bitiminde hiçbir yaşam belirtisi bulunmayan Halepçe'de yerde yatan bedenler zulmün sessiz tanıklarıdır. Kimi evinin avlusunda kurulmuş sofra başında; kimi kapının eşiğinde; kimi bebeğini emzirirken; kimi torununu gazdan korumak için üzerine kapaklanmışken, kimi oyun oynarken, kimi tarlada. Uzaktan bakıldığında, sanki tarlalarda ot yerine insan bedeni biçilmiş, şehir açık hava mezarlığı haline getirilmiştir.

Hiroşima ve Nagazaki'den sonra çağımızın en büyük toplu kıyımıdır Halepçe. Ortadoğu İzleme Komitesi ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi insan hakları örgütlerinin raporlarına göre yaklaşık 200 bin Kürt katliamda hayatını kaybetmiştir. Bazı devlet dokümanları ve katliamdan sağ kurtulan tanıklardan yaklaşık 350 kişi ile yapılan görüşmelerden çıkan sonuçlara göre, içinde çok sayıda kadın ve çocuğunda bulunduğu yüz binlerce Kürd katledilmiş veya kaybedilmiş, kimyasal silahlar yaygın olarak kullanılmıştır. 1276 köy yakılıp yok edilmiş zor koşullarda yaşamaya mahkûm bırakılmış, yüz binlerce insan yerlerinden zorla çıkartılmıştır.

1974 tarihli Birleşmiş Milletler "Olağanüstü ve Silahlı Çatışma Hallerinde Kadınların ve Çocukların Korunmasına Dair Bildiri"nin 2. maddesi, 1925 tarihli Cenevre Protokolü, 1949 tarihli "Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına Dair" Cenevre Sözleşmesi ve Uluslar arası insancıl hukuk ilkeleri çok açık bir şekilde ihlal edilmiş, savunmasız sivil nüfus ağır kayıplara uğramıştır. Bu olay ile bir kez daha biyolojik ve kimyasal silahların üretimi, bulundurulması ve askeri operasyonlarda kullanılması ile ilgili sözleşmelere uyulmamıştır. Halepçe; Hiroşima'da, Nagasaki'de, Felluce'de, Sabra'da, Satila'da, Ramadi'de ve daha birçok mazlum coğrafyada; Ermenilere, Siyahîlere, Kızılderililere, Aborjinlere, Filistinlilere ve tüm ötekileştirilmişlere karşı işlenen toplu cinayetlerin Kürt halkı üzerindeki uzantısıdır.


1988 Enfal operasyonu kapsamında yakılıp yıkılan bu mekânlar "sınır temizliği"nde yok edilen köyler listesine alınmıştır. Bu "sınır temizliği" zihniyetinin ürünü olan köylerin talan edilip sivil halkın mağdur edilmesi, bölgemizde yaşanan zorunlu göç kapsamında köylerin boşaltılmasından farklı değildir. Görüldüğü gibi mekânlar ve tarihler farklı olsa da zulmü üreten zihniyetler her yerde aynıdır. Tek tipçidir, farklıya tahammülsüzdür, yasaları çiğner, çözümü değil çözümsüzlüğü üretir. İnsan yaşamını ve onurunu hiçe sayar, kendini gerçekleştirmek için şiddeti meşru bir güç kullanımı olarak görür.

Halepçe'de yaşananlar hiç şüphesiz biz insan hakları savunucuları açısından kabul edilemez bir durumdur. Katliamların gölgesinde barış çığlıkları duyulmaz. Biz toplumsal barışa ancak etnik kimliklerin kabul edildiği, insanların yaşam ve kültür farlılıklarının çatışma haline dönüştürülmediği bir ortamda ulaşabiliriz.


Saddam Hüseyin özelinde "Korku Cumhuriyeti" olan rejimlerin vahşetinin ne boyutta olduğu gözler önündedir. Zulümle ayakta kalmaya çalışan katı milliyetçi zihniyetlerin farklılıklara olan tahammülsüzlüğünün insanlığı götürdüğü yer katliamlardır. Katliamın duyulmasında uluslararası medya görevini yaparken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Irak'ı kınaması ile Irak'ı teşhir ve mahkûm eden kimi cılız seslerin dışında ciddi bir tepki göstermemesi dikkat çekicidir. Şu günlerde Ortadoğu'da yaşanan "isyan ateşi" diktatör rejimlerin tükenmişliğinin en bariz göstergesidir. Yalnızca Ortadoğu'da değil tüm dünyada yaşanan deneyimler göstermiştir ki; "Hiçbir zulüm baki değildir ." Halepçe'yi alkışlayanlar şunu bilmeliler; Zulmü doğuran zihniyetler mazlumların hak, özgürlük ve adalete olan tutkusunu daha da arttırmışlardır. Bu tutku barışın tesisi için sivil itaatsizlik eylemlerine dönüşerek kendisini var edip yenilemektedir.

Unutmayalım ki; Halepçe zihniyeti, varlığını zulüm karşısındaki sessizliğimize borçludur. Halepçe diktatörlüğün katı gerçeklerine ve onu onaylayan ırkçılık yanlısı entelektüel çevrelerin manevi tükenmişliğine karşı sessizliğinin fotoğrafıdır. Sessizlik girdabından kurtulmak ve başka Halepçelerin yaşanmaması için geçmişin hesabı sorulmalıdır.

MAZLUMDER olarak binlerce insanın yaşam hakkının ihlal edildiği Halepçe katliamının 23. yıl dönümünde adı ister Halepçe olsun ister başka bir şey olsun insanlığa bu acıları yaşatanları en sert şekilde kınıyoruz. Ve şunu söylüyoruz: Dünya halklarının yaşam hakkı korunsun. Halklara karşı suç işleyen hangi devletin yöneticisi olursa olsun cezalandırılsın. Halkların barış ve var olma hakkına saldırı emri verenler ve emri yerine getirenler cezalandırılsın. 1988'de Halepçe'de yaşamını yitiren tüm masum insanları saygı ile anıyoruz.

Av . Abdurrahim AY

MAZLUMDER Diyarbakır Şube Başkanı