29 Mart 2009 yerel seçimlerden sonra yapılan yaygın ve yoğun tutuklanmalar ve gözaltı operasyonları devam ediyorken; Oysa Haziran 2011 seçimleri öncesi ülkenin temel sorunlarının çözümüne dair umutlarımız büyümüştü. 22 Haziran 2011 genel seçimlerine demokrasi ve özgürlükler söylemi ve iddiaları girilen bir sürecin devamında, 12 Eylül darbesini hatırlatan baskı, sürgün, gözaltı ve tutuklamalar ve operasyonlar toplumu kaosa sürüklemektedir.Bu tür otoriter yöntemlerden derhal vazgeçilmelidir. Bu uygulamalar hukuk adı altında tanımlanamazlar. Bu davranışlar anti-demokratik uygulamalardır.
Evrensel hukuk kuralarında ;Ve kabul edilen uluslar arası belgelerde: insan hakları kavramını tanıtmadaki çabaları, insan haklarının korunması ve geliştirilmesindeki rolleri nedeniyle, insan hakları savunucularının çalışmalarının kolaylaştırılması, tehdit altında tutulmaması ve benzeri güvenceleri içerir. Bir ülkede demokrasi ve insan haklarına saygının tesis edilebilmesi ancak insan hakları savunucularının korunması ve çalışmalarının engellenmemesi ile mümkün olabilir.
Bu nedenle insan hakları derneği Ş.Urfa şubemiz başta olmak üzere tüm insan hakları savunucularına ve sivil toplum örgütü temsilcilerine yapılan baskı, gözaltı ve saldırıları kınıyoruz.
Aynı zamanda son günlerde başlayan ve yükselme eğilimi gösteren şiddet olaylarını da kınıyoıruz. Sivillerin hedef alınmasının izahı yok. Şiddet sorunun çözümünü zorlaştırıyor. Silvan, Ankara, Bitlis, Siirt, Pervari ve Batman'da meydana gelen ölümler ve öğretmenlerin kaçırılması kabul edilemez bir durumdur.
Bu gün yeniden çalışmalarına başlayacak olan TBMM 'nin tüm partilerine ilk düşen görev; yeni yasama döneminde ve meclis çalışmaların ilk sırasında ülkemizin temel sorunlarına yanıt olacak olan "Demokratik Anayasa" olmalıdır. Ülkemizin biriken sorunların kaynağında bu güne kadar demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir Anayasanın oluşturulamaması olduğunu biliyoruz. Yeni dönemde ele alınacak olan Anayasa çalışmasında, özgürlükçü, demokratik ve eşitlik değerlerinin güvenceye alındığı, tüm farklılıkların, inanç ve kültürlerin özgürce yaşamalarına olanak verecek ve toplumsal bir mutabakatla düzenlenecek bir anayasa hedeflenmelidir. Bu anayasa ile toplumsal tüm kesimler talepleri güvenceye alınmalıdır. Aksi takdirde Kürt Sorunu, alevi Sorunu, inançlar sorunu, özgürlükler,örgütlenme ve eşitlik sorunları devam edecek, kayb eden hepimiz ve ülkemiz olacaktır.
Demokratik Anayasa talebimize paralel olarak yeni yasama döneminde ele alınacak olan teskerenin geri çekilerek savaş ortamının ortadan kaldırılması sağlanmalı. Daha fazla insanlarımız ölmeden ve acılar yaşanmadan bu kan durdurulmalıdır. Bu güne askeri ve siyasal operasyonların kimseye bir fayda getirmediğini biliyor ve yaşıyoruz. Toplumsal bir barışın sağlayacağı ciddi adımlar atılmalıdır. Her çatışma, operasyon can almaya devam ederken, halkların kutuplaşmasına, bir arada kardeşçe yaşama ket vurmaktadır. Yüzyıllardır bir arada yaşayan ve medeniyetler oluşturan halklarımızın kardeşçe ve eşit yaşama isteklerini görmeliyiz. Başta hükümet olmak üzere, muhalefet ve toplumsal tüm kesimleri savaşa karşı barışı, ayrışmaya karşı bir arada yaşamayı filizlendirmeye çağırıyoruz.
Ülkemizde yeniden huzurun ve barışın sağlanması için ne gerekiyorsa derhal yapılmalıdır.
İç huzur ve halkların birbirine güveni yeni-den sağlanmalıdır. Bu nedenle devlet gücünü barıştan, İnsan haklarından, özgürlükler den yana göstermeli ve yeni yasama döneminde silahları susturup barış ortamını yaratmalıdır