MAZLUMDER İstanbul Şubesi Kültür Komisyonu tarafından düzenlenen “Ezber Bozan Sözler ve Kişiler Seminerleri”, “Modern Dünya'da Müslümanlara Yönelik Fiziki, Siyasi, Sosyal ve Psikolojik Zulümler” Semineri ile başladı.
15 Aralık Cumartesi günü İstanbul Ticaret Üniversitesi İsmail Özarslan Salonu’nda gerçekleştirilen, moderatörlüğünü MAZLUMDER İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Refik Partal’ın yaptığı seminerin konuşmacıları Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, YTÜ Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Bedri Gencer, Eski Milletvekili Av. Hüsnü Tuna ve Araştırmacı/Yazar Müfid Yüksel’di.
İlk olarak konuşan Nevzat Tarhan, insanın adaletli yaşamaya kodlandığını, kişinin kendini güvende hissetmediğinde strese girerek enerjisini savunmaya harcadığını, tüm bunların girişimciliği, özgüveni, riski azaltarak toplum düzenini bozduğunu söyledi. Zalime karşı susmanın zulme ortak olmak olduğunu ifade eden Tarhan, “Adalet duygusu yaşamın her alanında temel bir duygudur. Ahlaki normların olmadığı ortamlarda da adaletsizlik ortaya çıkıyor. Adalet cesareti, risk almayı gerektirir. Adil olmayı hissetmek biyolojiktir ama adaletli olmak sosyal ortamda öğrenilmesi gereken bir şeydir. Adaleti en çok bozan şey ise bencillik ve narsizmdir” dedi.
Nevzat Tarhan, konuşmasının sonunda Kur’an’ın da tevhid, nübüvvet, ahiret ve adalet olmak üzere dört temel kavram üzerine kurulu olduğunu söyledi.
Tarhan’ın ardından Bedri Gencer, hakkı dile getirmenin direk olarak ezber bozmak olduğunu söyleyerek başladığı konuşmasında, Hz. Ömer’in ‘Adalet Allah’ın emirlerine uymaktan ibarettir’ dediğini belirtti.
Gencer, “Zulüm diyince modern dünyada politik zulüm aklımıza geliyor. Zulüm üçe ayrılır, öz zulüm, harici zulüm ve anonimleştirilmiş zulüm. Ayette ‘Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine zulmettiler’ der. Öz zulüm insanın Allahın emirlerine uymamasıdır. Aslında bütün zulümlerin özü kendine zulmetmektir. Bugün Müslümanlara zulmedenler öncelikle kendi nefislerine zulmettikleri için başkalarına zulmeder hale gelmişlerdir. Zulüm ve adalet ontik olarak öncelikle eşya ile insan arasındadır. Adalet, efendimizin dediği gibi bir dereden bile abdest alırken suyu israf etmemektir. Yani iktisat, adalet, zulüm ise, kainattaki herhangi bir şeyin yerini değiştirmek olmuş oluyor” dedi.
Harici zulmün kendine zulmeden kişinin başkalarına da zulmetmeye başlaması olduğunu ifade eden Bedri Gencer, dışsallaştırılmış/anonimleştirilmiş zulümde ise ortada bariz bir zulüm olduğu halde zalimin kim olduğunun belli olmadığını, anonimleştirilmiş zulmün çağımızın bir kaderi olduğunu söyledi. Gencer, “Modernleşme zulümden kaçma adına zulmün kalıcı hale getirilmesidir. Modern dünya tam bir putlar galerisi. Üstelik modern dünyadaki putları görmek imkansız gibi. Mesele sivrisinekleri öldürmek yerine bataklığı kurutmak, zulmü doğuran unsurları ortadan kaldırmak olmalıdır” dedi.
Bedri Gencer konuşmasının sonunda şunları söyledi: “Sofistike, anonimleştirilmiş zulümlerin bugün Türkiye’de Müslüman kimliğe yönelik örneklerine sık rastlıyoruz. Bu zulümlerin katmerli zulüm olarak görülebileceği nokta ise bu zulümleri kanıksatmak, içselleştirilmesini sağlamaktır. Bugün Müslümanlar olarak kötülüğü kanıksamış, en büyük zulmün içine düşmüş bulunuyoruz. Baskıcı bir hayatta yaşamak sadece Müslümanlara değil, herkese zara verir”.
Araştırmacı/Yazar Müfid Yüksel, İslam coğrafyalarında tarihte büyük zulümler yaşandığını, bunların arasında özellikle Moğol zulümlerinin, Haçlı istilalarında, Endülüs’te, Sicilya’da, Keşmir’de yaşanan zulümlerin unutulmaması gerektiğini söyledi. Müslümanlar olarak bazı ezberlerimiz olduğunu söyleyen Yüksel, örneğin Keşmir meselesinde zulmün tek kaynağının Hindistan değil, Hindistan’ın parçalanması olduğunu, bu parçalanma ile zulümlerin arttığını, bugün zulümlere tanık olduğumuz Arakan bölgesindeki Müslümanların da Hint Müslümanlarından olduğunu ifade etti.
Müfid Yüksel, “Sistematik zulümler ise 19. y.y.’da ulus devletlerin oluşmasıyla başlamıştır. Ulus devletlerdeki hakim toplulukların diğerlerine karşı tahakkümü söz konusu olmuştur. Dini farklılıklar da bu zulümlerde önemli bir gerekçe olmuştur. Ülkeler arasındaki bölünmeler, göçler, sınırların değişmesi zulümlerin yaşanmasına sebep olmuştur” dedi.
Irak’ta en dindar şehirlerden biri olan Halepçe’de, Afganistan’ın işgali, Cezayir’de Fransızların müdahalesi, İran’da Şah Abbas, Mısır’da Nasır, Tunus’ta Bin Ali, Suriye’de Hama ve baba-oğul Esed dönemlerindeki katliamlara ve Özbekistan’daki zulümlere değinen Müfid Yüksel, en büyük sorunlardan birinin de İsrail’in kurulması ile birlikte Filistin’de yaşanan zulümler olduğunu söyledi.
Türkiye’de tek parti döneminde yaşananlardan, Şeyh Sait kıyamı sonrası Kürtlere yapılan zulümlerden, Dersim katliamı ve yakın dönemde 28 Şubat postmodern darbesinden de bahseden Yüksel, “Bugün zulümlerin müesseseleşmesi söz konusu. Modern dünyada idari, siyasi, ilmi, manevi müesseselerimiz kalmamış. Tekke ve zaviye serbestiyesini sağlayamıyoruz” dedi.
Seminerde son olarak konuşan Hüsnü Tuna Türkiye’de yapılan darbelerle zalimlerin zulümlerini devam ettirebilmek için yeni alanlar oluşturduğunu, 1925-1950 arası vatandaşları ezme, bıktırma, hizaya getirme dönemi olarak planlandığını söyledi. 60 darbesinin mağdurlarından Menderes’in idamına karar verilmiş bir kişi olduğu halde ölüme giderken ‘prostat muayenesi yapacağız’ diye onurunu kırdıklarını anlatan Tuna, “Böyle bir ceberut zulüm mekanizması vardı. Dindar neslin son dönemlerde yaşadığı zulümlerde 85-95 arası ile bugün arasında bir farklılık görüyorum. 85-95 arası dönem dindarların siyasette etkin olmaya başladığı, faili meçhullerin sayısının oldukça fazla olduğu bir dönemdir. Bu cinayetlerle toplum üzerinde bir baskı kuruldu. Her cinayet sonrası Türkiye’de ‘Bu cinayetlerin sorumlusu şeriatçılar, dindarlar’ denilerek Müslüman kimlik baskı altına alındı. Yine 85-95 arası yaşanan bu olaylardan sonra yapılan operasyonlarla birçok Müslüman mağdur edildi, haksız yere mahkum oldu. Devlet JİTEM, MİT, Ergenekon aracılığıyla infazlar gerçekleştirildi” dedi.
Postmodern darbe süreci zulümlerinin çok çeşitli olduğunu söyleyen Tuna, “Bu dönem ızdırap verici ve insanı hayattan soğutucu zulümler yaşandı. O dönemde memur olup işlerinden atılanlar mağdur oldular. Başını açıp peruk takan birini bile işten attılar. Gerekçe ise şuydu; Bu kişi her ne kadar başörtüsünü çıkarıp peruk taksa da başörtüsü takma iradesini taşımaktadır. Bu kadının niyeti mahkum edildi” dedi.
MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu