KAN AKITMAK TOPLUMSAL BARIŞA HİZMET ETMEZ
Yeniden alevlenen şiddet ve her gün gelen yeni ölüm haberleri karşısında artık bilinen yaklaşımlar ve klasik açıklamalarla bu durumu geçiştirmek mümkün değildir. Çünkü, bugün gelinen noktada yaşananlar bu ülkede yaşayan herkes gibi biz insan hakları aktivistlerini ciddi olarak kaygılandırmaktadır. Yakın zamana kadar hepimizde beliren umut dolu günlerden sonra, bir dalga haline dönüşen bu yeni dönemin yaşanıyor olmasında sorumluluğu olan herkesi, bir ahlak ve vicdan muhasebesi yapmaya davet ediyoruz. 25 yıldır devam eden bu sürecin artık, yeni kurbanlar ve toplumsal çatışma ortamı oluşturmasının mutlak gerçekçi bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. "Kürt Sorunu"nun çözümsüzlüğü ve bununla bağlantılı gelişen şiddet ve çatışmalar, her şeyden önce bu toplumda yeni bir ayrışma ve gerilim atmosferi yarattığı kadar, birçok alanda insan hakları ihlallerine zemin hazırlamaktadır. Bu yeni ölümlerde olduğu gibi, yaşam hakkı gibi en kutsal bir hakkın ortadan kaldırılmasını kınıyor, herkesi başta yaşam hakkı olmak üzere insan haklarına saygılı olmaya davet ediyoruz.
Her şiddet ve ölüm bu ülkede yaşayan insanların yüreğinde ve vicdanında yeni ve derin yaralar açmakta, bunun yanında savaştan rant devşirenlerin cebine daha fazla sermaye, güçlerine yeni güç olmaktadır. Her ölüm ve acı daha fazla gözyaşı olarak, içimizde yeni şiddet ve ayrışma tohumuna zemin hazırlarken, birlikte yaşama irademize derin darbeler vurmaktadır. Bu nedenle toplumsal ayrışmayı derinleştirecek olan her türlü çabanın önüne geçilmeli, mutlaka toplumsal barışın zeminine katkı sağlanmalıdır.
Demokratik açılım ve sonrasında yaşananlardan hepimizin çıkaracağı birtakım sonuçlar olduğu gerçeğini unutmadan, yeniden gerçekçi bir çaba ile, hepimiz, bu ülkede akan kanın durması için bir şeyler yapmak zorundayız. Tüm bu nedenlerle yaşanan ölümler sonrası özel olarak çatışma ve kaos yaratacak olan söylemlere karşı, ısrarla ve inatla demokrasi ve yeni bir demokratik anayasa için çabalarımızı ortaklaştırmalı, çatışmalar yerine barışa katkı sağlayacak bir çalışma içinde olmalıyız. Bu konuda herkesi çatışmacı bir dil ve söylemden uzak olmaya davet ediyor, insani ve ahlaki sorumluluk bilincine davet ediyoruz. Bu sürecin içinde gelinen noktada olağanüstü ya da başkaca yönetim istekleri bu sorunu anlamamaktır. Yaşanan bu kadar çok olumsuzlukların nedeninin, uygulanan anti demokratik yönetim tarzları olduğunu hatırlatmak isteriz. Bu ülkede onlarca yıl uygulanan olağanüstü yönetimler, sorunları daha da derinleştirmekten başka bir fayda sağlamamıştır. Tüm siyasiler toplumun çok gerisinde sadece oy avcılığı ile siyaset yapmak hastalığından kurtulmalıdırlar. Söz konusu insan yaşamı ise, insan yaşamı üzerinde hiç kimsenin basit siyaset yapma hakkı yoktur. Hele bu ülkede siyaset yapan partiler, tüm söylemleri ve eylemleri ile daha fazla demokrasi ve insan hakları çabası içinde bulunmak zorundadırlar.
Her çatışma sonrası yetkililerin nutuklarını dinleyerek yetinmek yerine, yaşananların hesabını sormak durumundayız. Bu durumdan dolayı yönetsel ve siyasal sorumluluğu olanları, kamuoyuna hesap vermeye davet ediyoruz. Bu kadar uzun süren bir sorunun yarattığı bir travmalı yaşamın, yeni kurbanlarının olmaması için siyasal sorumluluğu olanlar, bir an önce gerçekçi bir yeni açılım ve yaklaşımla, kana ve gözyaşına son vermek zorundadırlar. Bu konuda yaşanacak yeni ölümler ve şiddet, bizleri ve vicdanımızı çürütecek, bu ülkede ortak yaşamanın alanını daraltacaktır.
MAZLUMDER olarak, her şeyden önce her zaman ısrarla vurguladığımız gibi biz her türlü sorunun çözümünde bir araç ve yöntem olarak şiddeti bir seçenek olarak reddediyor, bu anlamda şiddet içerikli eylemleri kınıyor, şiddetin hiç bir şekilde sorunların çözümüne katkı sağlamadığını ifade diyoruz. Çünkü bütün sorunların çözümünde en temel yaklaşım insani ve ahlaki olan çözümlerdir. Oysa şiddet, temelde insani ve ahlaki olanı yok eden bir içerik taşır. Bu konuda olabilecek tüm çözümler, her zaman şiddetten uzak olarak ortaya konulmalı, toplumsal barışın zeminine katkı sağlayan bir tutum sergilenmelidir.
Av. Selahattin ÇOBAN