Basın Açıklamaları

DİYANETTEN AÇIKLAMA

DİYANETTEN AÇIKLAMA

29 Ağustos 2012 tarihinde yayınladığımız “Almanya’daki İslami Kuruluşlar, Alman Devleti’nin Oryantalist İslamafobik Hezeyanlarına Destek Vermekten Vazgeçmelidir!” konulu basın bildirisi üzerine derneğimiz Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından aranarak DİTİB’in Alman yasalarına göre kurulmuş bir kurum olduğu ve Diyanet İşleri Başkanlığının hiyerarşik yapısı içinde bulunmadığı belirtilmiştir, bunun üzerine basın açıklamamızdan Diyanet İşleri Başkanlığını doğrudan muhatap alan ifadeler çıkarılmıştır.

Ayrıca, arayan yetkili tarafından basın açıklamamızda sözü edilen konularla ilgili olarak DİTİB tarafından yapılmış olan açıklamaya da dikkat çekilmiştir. DİTİB açıklamasını aşağıda bilgilerinize sunuyoruz. Açıklamadan da anlaşılacağı gibi DİTİB, “Güvenlik İşbirliği İnisiyatifi”inin afişlerinden ve afişlerin imalarından rahatsız olduğunu ifade etmiş, konuya dair tarafların ortak basın açıklamasından desteklerini çekmedikleri, sadece “İnisiyatif”le ilişkilerini dondurduklarını ifade edilmiştir.


DİTİB açıklaması:

Afiş Eylemi Müslümanların Tamamını Şüpheli Konumuna Düşürüyor!

- “Aslında İyiliğini İstemiştim” Demekle iyilik Yapılmaz!

Köln, 28.08.2012: Aşağıda adı geçen çatı örgütleri ve Müslüman dini cemaatler, Federal İçişleri Bakanlığı tarafından “Güvenlik İşbirliği İnisiyatifi“ çerçevesinde başlatılan ve federal düzeyde afiş ve posta kartı kampanyası ile çeşitli medya organlarına verilecek ilanları kapsayan “kayıp (aranıyor)-kampanyası“ndan dolayı, konunun anlaşılmasını sağlamak amacıyla aşağıdaki açıklamanın yapılması elzem olmuştur:

<!--[if !supportLists]-->1)  Haziran 2011’de start verilen “Güvenlik İşbirliği İnisiyatifi“, Federal İçişleri Bakanlığı nezdinde gerçekleşen bir çalışmadır. Söz konusu inisiyatiften beklentimiz, Federal İçişleri Bakanlığı’nın uhdesinde bulunan, her türlü aşırılığa karşı uygun tedbirlerin geliştirilmesi ve uygulanmasında güç birliği yapmaktı.

<!--[if !supportLists]-->2) “Güvenlik İşbirliği İnisiyatifi“nin başlangıç döneminde, Federal İçişleri Bakanlığında Müslüman kuruluş temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen ilk toplantı, Nazi terörü kurbanlarının gündeme alındığı NSU cinayetlerinin aydınlatılması ve bu bağlamdaki gelişmelerin gölgesinde yapılmıştı. Kasım 2011’de kısa vadede gerçekleşen bu ilk çalışma NSU davasındaki gelişmeler hakkında görüş alış-verişi için değerlendirilmişti. Bu durum, katılımcılar açısından toplantının içerik ve biçim olarak yeniden değerlendirilmesinin ne kadar acil ve gerekli olduğunu ortaya koymuştu. Müslümanların ve göçmenlerin de güvenlik ihtiyacını karşılayan söz konusu değerlendirme, bugüne kadar hayata geçirilemedi. Müslüman temsilcilerin Şubat 2012’de kaleme aldıkları bu durumu ele alan yazı ise şimdiye kadar cevapsız kaldı. Diğer konulardaki başvurular da aynı şekilde cevaplanmadı veya ihmal edildi. Federal İçişleri Bakanlığı’nın görüş almadan hazırladığı “bağış broşürü-Spendenbroschüre“ buna örnektir. Müslüman ortakların kabulüne dayalı ve eşit seviyeli bir ortaklık bu yüzden ne çalışma süreçlerinde, ne de iletişimde, söz konusu işbirliğine yansıtılamadı. Federal İçişleri Bakanlığı’nın “Güvenlik İşbirliği İnisiyatifi“nde ortaya çıkan sonuçları, çoğu kez oylama ve onaylamaya gerek duyulmadan bilgilendirme metinleri kapsamında duyuruldu.

<!--[if !supportLists]-->3)  Her ne kadar, Mart 2012 tarihinde gerçekleşen “Inspire, YouTube & Co“ başlıklı sempozyum,  Almanya’daki farklı aşırı cereyanları ve iletişim yollarındaki paralellikleri anlatıyor idiyse de, tarafımızdan dile getirilen yeniden değerlendirme talebi, dikkate alınmadı. Halihazır tartışılmakta olan “kayıp-(aranıyor)kampanyası“ hakkındaki ön düşünceler ilk kez Mart 2012’de dile getirilmiş ve o esnada karşı duruşumuz kesin dille ve açıkça ifade edilmiştir. Afişlerin son durumu, yayınlanana kadar resmi yazıya eklenerek bildirilmedi. Ancak ilk taslak, Müslüman kuruluşlar tarafından sempozyum esnasında zaten sert biçimde eleştirilmişti. Anlaşılan odur ki, söz konusu çalışmaya, uygulanması ve olası tesirlerine yönelik endişe ve çekincelerimiz, Federal İçişleri Bakanlığı tarafından dikkate alınmamıştır. Bu işleyiş biçimi de ihtiyaca uygun ve sonuca dayalı iletişim beklenti ve standartlarını yansıtmamaktadır. Her ne kadar, “Güvenlik İşbirliği İnisiyatifi“ ortaklarının sadece formalite gereği vitrinde değil, özde ve öncü sıfatıyla bu sürece dahil edilmelerini ihtiyaç ve zorunluluk olarak görsek de, bu durum, ulaşılamayan bir ideal olmanın ötesine gidememektedir. Böylece birlikte omuzlanan yük ve buna bağlı olarak birlikte taşınabilecek sonuçlara ulaşılması imkansızlaşmaktadır.

<!--[if !supportLists]-->4)   Bu haliyle afiş eyleminin asıl hedefinden olabildiğince uzaklaşacağı ve yeni çatışma alanları yaratacağından endişe etmekteyiz. Bu durum, farklı medya ortamlarında geri bildirimler, yorumlar ve tartışmalarla güçlenmektedir. Bu his, sadece “aranan zanlı“ olarak ilan edilen ve böylece suçlu hale getirilen görünürdeki hedef kitlesine mahsus değildir. Daha ziyade toplumsal birlikteliği uzun vadede zedelemeye ve toplumun derinlerine güvensizlik aşılamaya müsait, toplumsal bir paranoyaya sebep olunmaktadır. Bu hususta söz konusu afiş eylemi, Aşağı Saksonya Eyaleti’nin tartışmalı “aşırılar kontrol listesi“ne tüy dikmiştir.

<!--[if !supportLists]-->5)  Sürekli tek yanlı olarak sürdürülen şiddeti, varsayıma dayalı şiddet yanlılığını, güvenlik politikalarını ve İslam’ı anlatmaya yönelik çabalar, maalesef sadece toplumda yanlış algıların yerleşmesine sebep olmaktadır. Bunlar, iyi niyetle ve problemleri çözmek maksadıyla da yapılsa, daha ziyade kendisine yardım edilmek istenenlere karşı tehlikeli varsayımların ve önyargıların yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Yapıcı olmayan bu düşünce ve eylem kalıpları, Almanya’da yaşayan Müslümanları genel şüpheli konumuna iterek sosyal ve psikolojik baskı altına sokmaktadır. Sivil toplumun ve politikanın bazı birimlerini, bu mekanizmalar hakkında sahip oldukları bilinç ve yaptıkları aleni eleştirilerinden dolayı da alkışlanmaya değer bulmaktayız.

<!--[if !supportLists]-->6)  Müslüman çatı örgütleri ve bağlı Müslüman cemaatler, çoğulcu, çok dinli ve çok etnik kökenli hayatın tabii parçalarıdırlar. Bu duruş ve bu özgüvenle, anayasaya bağlı olmak veya olmamak gibi dışarıdan dayatılan düşüncelere temkinli yaklaşmaya gerek duymaksızın, kamuoyu oluşturmak, eleştiride bulunmak ve teklifler yapmak durumunda olduğumuza inanıyoruz. Çünkü ancak bu şekilde sorumluluklarımızı yerine getirebilir ve kapsamlı beklentilere cevap verebiliriz. Aynı şekilde İslam’a ve bu dine göre yaşayan insanlara yönelik algıların da sadece medya, politika ve aşırı gruplar ile onların çıkarları tarafından belirlenemeyeceği bilinmelidir. Topyekün uzlaşma sağlayabilmek için, toplumsal ve sosyolojik temelde yapıcı ve geniş çerçeveli bir hamleye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çabada Müslüman kuruluşlar ve düşünürler merkezi bir rol üstleneceklerdir. Ancak, salt güvenlik odaklı bakış açısı ile bu sonuca ulaşmak imkansızdır.

<!--[if !supportLists]-->7)   İnsanlığa ve topluma barış getirmekle mükellef dinlerin ve öğretilerinin, sosyal veya politik amaçlara, ideolojilere veya şiddetin legalleştirilmesine alet edilmesi kabul edilemez. Bu tutumumuzu önemle ve açıkça vurguluyoruz. İttifak, dayanışma, karşılıklı anlayış, sevgi ve saygı, insan ve toplum varlığının vazgeçilmez prensiplerinden, toplumun ve aynı zamanda İslam’ın temel dayanaklarındadır.

Burada ortaya konulan sebeplerden dolayı söz konusu “kayıp (aranıyor) kampanyası“nın desteklenmesi mümkün değildir. Bu kampanyanın toplumsal zararı, varsayılan faydasından daha fazladır. Bu toplumun sorumluluk sahibi, dindar ve sosyal aktörleri olarak, Federal İçişleri Bakanlığı’nı söz konusu “zanlı arama eylemi“ni durdurmaya çağırıyouz.

Dini ve sivil üyeler olarak bu “işbirliğine“ bakış açımız ve yaklaşımımız, toplumun gerçeklerinden ortaya çıkan bir yaklaşımdır. Çalışmalarımızın hedefi, farklılıkları ile bireylerin ve toplumun birlikte hareket edebilecekleri toplumsal bir temel ve toplumsal bir çerçeve meydana getirmektir. Dayanışma toplumu şeklinde ortaya çıkacak bu toplumsal birlik, saf güvenlik politikası yaklaşımı ve kriminal metodlarla sağlanamaz. Verimli katkılarımızın, endişelerimizin ve beklentilerimizin ne içerik ne de süreçlerde dikkate alınmadığı bir ortak çalışma, başından beri zorlukları beraberinde getirmiştir.

Müslümanların ihtiyaç ve zorunlulukları bakanlık düzeyinde dikkate alınmadığı, verimli katkı, teklif ve eleştirilerine yer verilmediği sürece, bu “işbirliği“ bu şartlarda kabul edilemez. Konuyla ilgili yazımız en kısa zamanda Federal İçişleri Bakanlığı’na gönderilecektir.

Bağlayıcı, kesinleşmiş, oylama, onaylama ve işbirliği, süreçleri tespit edilmediği sürece, “Güvenlik İşbirliği İnisiyatifi“nin saygınlığı, gelişigüzel tavırlar nedeniyle zedelenmektedir. Bu durum devam ettiği sürece aşağıda imzası bulunan çatı örgütleri olarak “işbirliğimizi“ donduracağımızı bildiririz.

 

 MAZLUMDER Basın Bürosu