Basın Açıklamaları

Devletin Makbul Kulu Olmayacağız!

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu adına 333. Hafta basın açıklamasını Sakarya Dayanışma Derneği sözcüsü Kadrican Mendi okudu. Hrant Dink katliamıyla ilgili verilen hukuki sonucun ibret verici olarak değerlendirildiği açıklamada "Emniyetin, jandarmanın, milli istihbaratın içinde olduğu ve tüm bu ilişkilerin basında yıllardır işlendiği bir vasatta mahkeme sanıkların "örgütlü suç" tan beraatine hüküm veriyor. Tıpkı 1915'te yapılanlarında münferit bir takım eşkıya hareketleri olduğunun iddia edilmesi gibi. 12 Eylül'le, darbecilerle, derin devletle hesaplaştığını söyleyen hükümetin tavrı ise düşündürücü... Hükümet üyeleri, Hrant Dink'in katillerinin "örgüt" suçlamasından beraat etmelerine yönelik ise ilk gün hiçbir açıklama yapmazken sonradan cumhurbaşkanı ""Yargı süreçlerine polemiğe girmeden bakmak gerekir" açıklaması yaparken, adalet bakanı " gerekçeli karar henüz açıklanmadı , ona da bakmak lazım" diyor. Yani bu mantığa göre mahkeme bu kararına gerekçe bulduysa sorun yok."

Başörtüsü yasağı sürüyor!<!--?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /-->

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 333. Hafta basın açıklamasında Gaziantep'te Güllü Çevik'in, kızını başörtülü okutmak istediği için polis tarafından gözaltına alınmasına, İHL'lerde Milli Güvenlik Bilgisi dersleri dolayısıyla yasak uygulanmasına ve öğrencilerinin notlarının kırılmasına dikkat çekilen açıklamada "Başörtüsü meselesinde de her hafta buradan ayrıntılarını bildirdiğimiz gibi; sürgün edilen öğrenciler, gözaltına alınan, çocuklarına devlet tarafından el konulacağı ile tehdit edilen velilerin yaşadığı bir Türkiye'deyiz... Yaşananlar devletin vatandaşa haddini bildirme tavrının hala ne kadar canlı olduğunu gösteriyor. Devletin hangi Başörtüsünden razı olduğunu gösteren bu tutumları, mevcut devletçi zihniyet değişmediği müddetçe, elde edildiği iddia edilen kazanımları da aslında yeni bir "makbul vatandaş" oluşturulma çabasından ibaret olduğunun işaretleri olarak okuyoruz." denildi.

Devlet değil ihtiyaçları değişiyor

Basın açıklamasında geçtiğimiz günlerde KCK ile irtibatlı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan Meryem Nurcan Yolveren'e yönelik muamele de eleştirilerek şöyle denildi: "Başörtüsü meselesinde de her hafta buradan ayrıntılarını bildirdiğimiz gibi; sürgün edilen öğrenciler, gözaltına alınan, çocuklarına devlet tarafından el konulacağı ile tehdit edilen velilerin yaşadığı bir Türkiye'deyiz. Tipik bir zulüm de "KCK operasyonları" kapsamında gözaltına alınan Meryem Nurcan Yolvercan'a uygulanan muamelede ortaya çıktı... Evet devletin hangi Başörtüsünden razı olduğunu gösteren bu tutumları, mevcut devletçi zihniyet değişmediği müddetçe, elde edildiği iddia edilen kazanımları da aslında yeni bir "makbul vatandaş" oluşturulma çabasından ibaret olduğunun işaretleri olarak okuyoruz. 28 Şubat'tan bugüne değişenin; devleti idare eden zihniyetin değil, sadece devletin değişen ihtiyaçlarının olduğunu anlıyoruz."

Sakarya Adalet Girişimi Başörtüsü Platformu 333. Hafta basın açıklamasıdır

Devletin razı olduğu kul olmaktan Allah'a sığınırız.

Devlet tüm gücüyle 1915'te Ermeni katliamını yapılmadığını savunur, hatta bunun için her türlü diplomatik krizi göze alırken, Hrant Dink'in katlinin ardından ortaya çıkan hukuki sonuç ibret verici.

Bundan yüzyıl önce yapılan katliam için "devlet Ermenileri öldürmemiştir" diyen zihniyet bugün de Hrant Dink için aynı şeyi söylüyor.

O'nu devletin değil üç beş serserinin öldürdüğünü iddia ediyor. Emniyetin, jandarmanın, milli istihbaratın içinde olduğu ve tüm bu ilişkilerin basında yıllardır işlendiği bir vasatta mahkeme sanıkların "örgütlü suç" tan beraatine hüküm veriyor.

Tıpkı 1915'te yapılanlarında münferit bir takım eşkıya hareketleri olduğunun iddia edilmesi gibi.

12 eylül'le, darbecilerle, derin devletle hesaplaştığını söyleyen hükümetin tavrı ise düşündürücü.

Emniyet ve Savcılar eliyle KCK ve Ergenekonla ilişkilendirilerek kolayca içeri atılıveren insanlar için, mesela gazeteciler için "onlar gazeteci oldukları için değil, terör örgütü üyesi oldukları için alındılar" gibi yorumlar yapan hükümet üyeleri, Hrant Dink'in katillerinin "örgüt" suçlamasından beraat etmelerine yönelik ise ilk gün hiçbir açıklama yapmazken sonradan cumhurbaşkanı ""Yargı süreçlerine polemiğe girmeden bakmak gerekir" açıklaması yaparken, adalet bakanı " gerekçeli karar henüz açıklanmadı , ona da bakmak lazım" diyor.

Yani bu mantığa göre mahkeme bu kararına gerekçe bulduysa sorun yok.

Bu son olay Uluslararası planda "ermeni soykırımı yoktur" tezini işleyen devletin, aslında kendi içinde ne denli büyük çelişkiler taşıdığının da göstergelerinden biri olmuştur.

Başbakan, meclis başkanı ve cumhurbaşkanı eğer gerçekten bu sonucun nasıl alındığının farkında değiller ise, bu olay aynı zamanda derin devletin sanılandan da derinde olduğunu gösterir.

Yoksa bu şaşkınlık ve taaccüp; ekonomi ve idare işlerini küresel sistemin kurallarına göre yürüten hükümetin , "derin meseleleri devlete bıraktığının bir işareti midir?

Zira Bu derin mekanizmayı hükümetin son bir yıl içinde Kürt meselesindeki performansında, yine komşularla sıfır sorun iddiasından Suriye, Irak ve İran'a karşı takınılan buyurgan tavıra geçişte çok net görebiliyoruz.

Başörtüsü meselesinde de her hafta buradan ayrıntılarını bildirdiğimiz gibi; sürgün edilen öğrenciler, gözaltına alınan, çocuklarına devlet tarafından el konulacağı ile tehdit edilen velilerin yaşadığı bir Türkiye'deyiz.

Tipik bir zulüm de "KCK operasyonları" kapsamında gözaltına alınan Meryem Nurcan Yolvercan'a uygulanan muamelede ortaya çıktı.

Sabaha karşı evinden alınan, üniversite öğrencisi Yolvercan ve iki arkadaşının götürüldükleri İstanbul emniyetinde başörtülü fotoğraflarının ardından başları açtırılarak fotoğrafları çekildi. Nezarette de başörtülerine el konulan öğrencilere gerekçe olarak Başörtüleri ile intihar edebilecekleri söylendi.

Devletin vatandaşa haddini bildirme tavrının hala ne kadar canlı olduğunu gösteren; ilköğretim ve lisede başörtüsü takmayacaksın, kamuda çalışıyorsan başörtüsü takmayacaksın emirlerinden sonra Kürt siyasetini destekliyorsan da Başörtüsü takmayacaksın emrinden de haberdar olmuş olduk.

Evet devletin hangi Başörtüsünden razı olduğunu gösteren bu tutumları, mevcut devletçi zihniyet değişmediği müddetçe, elde edildiği iddia edilen kazanımları da aslında yeni bir "makbul vatandaş" oluşturulma çabasından ibaret olduğunun işaretleri olarak okuyoruz.

28 Şubat'tan bugüne değişenin; devleti idare eden zihniyetin değil, sadece devletin değişen ihtiyaçlarının olduğunu anlıyoruz.

Bu kendini yeryüzü ilahı gibi gören, buyurgan, halka haddini bildiren, kendi çizdiği "makbul vatandaş" çerçevesinin dışında kalan; Müslüman, Sosyalist, Alevi, Kürt, Ermeni herkese karşı aynı zorbaca kibrini gösteren bir zihniyettir.

Ve yaşadıklarımız, bu zihniyetin bu topraklarda seçimle gelen hükümetler eliyle değiştirilemeyecek kadar köklü olduğunu göstermektedir.

Yeni bir anayasa tartışmaları gündem oluştururken, ülkedeki tüm siyasal görüşlerin üzerinde mutabık kalacağı bir "toplumsal sözleşme" çabasından ziyade, gelinen noktanın hukuken ve sivil toplum üzerinden meşrulaştırılmasına ilişkin bir çabayı sezmekte ve bundan endişe duymaktayız.

Yeni bir anayasa meselesi hukuki bir mesele değil, yeni bir ülke için tartışılması gereken siyasi bir meseledir.

Bu konudaki görüşlerimizi de SAGİR olarak önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz.

Liberal sömürgeci ekonomik uygulamalardan, bankaların sömürüsünden kurtulmuş, NATO'nun değil bölgesel ittifakların üyesi olan, meşruiyetini halkının ortak menfaatlerinden alan yeni bir ülke için, kendi durduğumuz noktadan, yani tevhit ve adaleti hakim kılma çabasındaki Müslümanlar olarak sözümüzü yükseltmeye devam edeceğiz.

Rabbimiz ayaklarımızı yolunda sabit,

Sözümüzü hak, amelimizi Salih kıl.

Zalimlerden intikamına bizleri memur et.

Canımızı Devletin değil senin razı olacağın kullar olarak al.

Amin...

SAGİR adına Sakarya Dayanışma Derneği

Kadrican Mendi (Dernek sözcüsü)