Türkiye, 12 Eylül 1980 darbesinin 30. yıldönümünde yapılacak referandumla yeni bir sürecin evresinde bulunuyor. Bugüne kadar neredeyse hiçbir değişime uğramayan 82 Anayasası'nda 26 maddelik bir değişiklik halkın onayına sunulmaktadır.
YAŞ kararlarının AYİM de yargı denetimine açılması ve Anayasa Mahkemesinde AYİM den bir üyenin bulundurulması askeri yüksek yargıyı temellendirmesi açısından 82 anayasasının vesayetçi formunu kısmen taşıyan haline itirazımız olan bu paket Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkından, sendikal özgürlüklerin genişletilmesine, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasına son verilmesinden, yüksek askeri şura kararlarının AYİM de olsa yargı denetimine açılmasına ve yüksek yargı kurumlarının seçim mekanizmalarının temsil kabiliyetini artıracak istikamette değiştirilmesine imkan tanıyan yönü ile de bir aşamadır. Bu paketin kabulü halinde bile, Türkiye'nin anayasa sorunu tam anlamıyla çözümlenmiş olmayacaktır.
Türkiye'nin Etnik Milliyetçi ve ideolojik dayatmacı bir anayasa sorunu vardır. Anayasalar toplumda bulunan tüm kesimlerin taleplerini karşılayan TOPLUMSAL SÖZLEŞMELER olmalıdır. Oysa 1924 Anayasası, 27 Mayıs Anayasası, 12 Mart değişikliği, 12 Eylül Anayasası hepsi ya askeri darbelerin ürünü ya da toplumun taleplerini gözetmek yerine resmi ideolojik kimliği topluma dayatan jakobenlerin ürünüdür. Bu anayasaların hiç biri normal şartlarda ve serbest bir ortamda; Halkın gerçek temsilcileri tarafından ve Halkın talepleri gözetilerek bir toplumsal sözleşme temelinde yapılmamıştır. Bu anayasalar Halkın resmi ideolojik kimliği kabulü ve seçilmişlerin iktidar alanını daraltmak esası üzerine kurgulanmıştır.
82 Anayasası da aynı ruhla ele alınmış ve resmi ideolojisini dayatarak TBMM'yi yani halkın seçmiş olduklarını, dolayısı ile tüm toplumu vesayet altına almıştır. Hem siyaset yapıp, hem de siyaset üstü kabul edilen kurumların varlığı, Türkiye'nin en önemli açmazıdır. Ülkemizde asker ve yargı tam bu konumdadır. Temsile dayalı sisteme kuşkuyla bakan bir anayasanın, görevleri olmadığı halde siyaset yapan kurumlara tanıdığı imkanlar vesayet sisteminin derinleşmesine neden oluyor.
Siyaset yapmaması gereken kurumlara siyaset yapma imkanı veren anayasa, siyaset yapması gereken kuruluşların ise alanlarını daraltmaktadır.
Anayasalarda, özgürlüğün kural, özgürlüğe getirilen kısıtlamaların ise istisna olması gerekir. 82 Anayasası'nda ise, neredeyse özgürlükler istisna tutulup kısıtlamalar kural haline getirilmiştir.
Halka dayanmayan, güvenmeyen ve onun tercihlerine kuşkuyla bakan bir devlet anlayışı, ülkemizdeki sorunların temelini oluşturmaktadır. Siyasal iktidar ve devlet iktidarı olarak bölünmüş bir devlet yapısı kabul edilemez.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne kadar yaşadığı tarihi, bu ikili iktidar yapısının oluşturduğu sorunların tarihi olarak da okunabilir. Son 7–8 yıl içinde, siyasal kriz olarak nitelenen bütün olayların vesayetçi bürokrasinin hukuksuz bir şekilde inşa ve işgal ettiği iktidar alanını kıskançlıkla korumasından kaynaklandığını görüyoruz. Dolayısıyla Türkiye'nin sorunlarının önemli bir kısmının kaynağı olan bu ikili iktidar yapısına son verilmesi gerekmektedir. Halkın temsil yetkisi verdiği insanların, hukukun sınırları içinde kalmak kaydıyla, müdahil olamadıkları hiçbir iktidar alanının olmaması gerekir.
Buraya kadar saymış olduğumuz ve burada ifade etmediğimiz sorunların halledilebilmesi için atılacak en önemli adım yeni bir anayasanın yapılmasıdır. Yeni anayasa bugüne kadar yaşamış olduğumuz sorunların hallinde önemli bir girişim olacak; hem de darbe anayasalarına mahkum olma ayıbından bizi kurtaracaktır.
Ancak bir kısım seçilmişlerin siyasi planları sebebiyle statükodan yana tavır almaları sebebiyle bugünkü meclis aritmetiği yeni bir anayasa yapmaya imkan tanımamaktadır. Bütün şartlar zorlanarak 26 maddelik bir Anayasa değişikliği paketi meclisten ancak geçirilebilmiştir…
12 Eylül 2010'da halkın oyuna sunulacak bu değişiklik girişimi bugüne kadar yapılan değişikliklerden daha kapsamlı ve vesayet sisteminin kurumsal yapılarına müdahale eden bir mahiyet arz etmektedir. Bu müdahalelerin ve değişikliklerin ona asla özgürlükçü bir anayasa özelliği kazandırmayacağını da biliyoruz. Ve halkın egemenliği söyleminin slogan olmaktan öteye geçmesi için, anayasanın halk iradesine ipotek konulmadan tam bir serbesti ile yapılması gerektiğine de inanıyoruz.
Biz aşağıda ismi yazılı olan kurumlar 13 Eylülden itibaren en önemli görevi bu topluma ideolojisi olmayan, herhangi bir kimlik ve etnisite dayatmayan, toplumun tüm kesimlerinin taleplerini karşılayan, sivil, özgürlükçü ve adaleti tesisi önceleyen bir anayasa talebimizi yükselteceğimizi ilan ederken bu anayasa değişiklik paketine 12 Eylülde bu çerçevede “evet” diyeceğiz. Çünkü bu anayasa değişiklik paketinde sendikal hürriyetlerin genişletilmesi, kamu denetçiliği kurumunun ihdası, Yüksek Askeri Şura kararlarına yargı yolunun açılması, seyahat hürriyetinin genişletilmesi, özel hayatın masumiyeti, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasına son verilmesi ve benzeri konuları düzenleyen maddeler, eskiye nazaran genellikle daha iyileştirilmiş ve insanların hayatlarına olumlu etkileyebilecek bir şekilde düzenlenmiştir.
Cumhurbaşkanının kurumlara üye seçiminde TBMM'den daha güçlü kılınması gibi bize göre eleştirecek yönleri olmasına rağmen, bu değişikliğe “evet” diyoruz. Çünkü bu değişikliklerin vesayet sisteminde gedik açan önemli düzenlemeler ihtiva ettiğini ve daha özgürlükçü bir anayasanın önünü açtığını düşünüyoruz. Bu gerekçeyle vesayetçi bürokratik yapıyı gerileteceğini, halkın özgürlük alanını da genişleteceğini düşündüğümüz değişiklikleri destekliyoruz.
Bizler bu paketi destekliyoruz, çünkü kapalı devre seçim sistemiyle üyelerini belirleyen HSYK ve Anayasa Mahkemesi gibi vesayet kurumlarının yapısının değişmesini istiyoruz. Ancak hiçbir şekilde yeterli görmüyoruz ve yukarda belirttiğimiz gibi topluma ideolojisi olmayan, herhangi bir kimlik ve etnisite dayatmayan, toplumun tüm kesimlerinin taleplerini karşılayan, sivil, özgürlükçü ve adaleti tesisi önceleyen TOPLUMSAL SÖZLEŞME NİTELİĞİNDE bir anayasa talebimizi TEKRARLIYORUZ.
AKABE VAKFI * ANADOLU PLATFORMU * ARAŞTIRMA KÜLTÜR VAKFI
FATİH AKINCILARI DERNEĞİ * HİKMET VAKFI * İHH İNSANİ YARDIM VAKFI
İNSAN VE MEDENİYET HAREKETİ * MAZLUMDER