Basın Açıklamaları

CÜNEYT SARIYAŞAR, MİLLİ GÜVENLİK DERSİNİN KALDIRILMASINI DEĞERLENDİRDİ

MAZLUMDER kuruluşundan beri Milli güvenlik derslerinin militarist bir eğitim sisteminin parçası olduğunu, pedagojik olarak da yanlış olduğu ve yurttaşlığın bu çeşit bir eğitim ile verilmesinin ciddi sakıncalar doğuracağını söylemiştir. Bu zihniyet yalnızca milli güvenlik dersinde kendini ortaya koymamıştır. 28 Şubat süreci öncesi ve sonrasında da militarist vesayetin, özellikle eğitim süreçlerinde önemli bir alanı işgal ettiğini görüyoruz.

Milli güvenlik dersleri vasıtası ile elde edilen veriler, hem öğrenciler ve velileri, hem de diğer öğretmenler hakkında Batı Çalışma Grubu veya devletin içinde örgütlenen illegal yapılanmalar ile halkın iradesine karşı bir vesayet hazırlığında kullanılıyordu. Biz bunu gerek 12 Eylül öncesi süreçlerde gerekse de 12 Eylül sonrası bütün süreçlerde birebir yaşadık. Buralardan elde edilen veriler ile halkın özellikle dini inancını yaşamak isteyen kesimleri üzerinde yoğun baskı uygulandı, hedef haline getirilen öğrenciler, öğretmenler, velilerin hakları ihlal edildi, insanlar toplumsal linçe maruz kaldılar.

Aslında bitmiş gibi görünen askeri vesayetin son uygulaması olan milli güvenlik dersleri, 7. ve 8. sınıfta başı örtülü okula giden öğrencilerin yeniden ikna odalarına alınmasını beraberinde getirdi. Milli güvenlik dersini kaldıran yöneticileri de halkın iradesine sahip çıktıkları için kutluyorum.

Ancak eğitim alanında daha birçok düzenleme yapılması gerekiyor. Örneğin Andımız dayatması da militarist eğitim uygulamasının körpe zihinlere uyguladığı baskıcı pratiklerdendir. Gelecek nesillerin bu tarz uygulamalardan kurtulmasını istiyoruz. Taleplerimiz dile getirmeye de devam edeceğiz.

Biz MAZLUMDER olarak 8 yıllık kesintisiz eğitim konusunda da taleplerimizi bu uygulama başladığından beri dile getirdik. Eğitim süreçlerinin devletin vesayeti altında olmasını doğru bulmuyoruz. Ana okul sürecinden başlamak suretiyle aileler devletten bağımsız, kendi istekleri ve iradeleri doğrultusunda çocuklarına eğitim verebilmeli. Devlet bu noktada sadece halkın taleplerini göz önünde bulundurarak kaynakları ile kolaylaştırıcı bir işlev görebilir. Devletin “çocuğu ben eğitirim ve dilediğim gibi eğitirim” perspektifinden kurtulması lazım. İlköğretim ve lisenin zorunlu kılınması her ne kadar olumlu bir adım olarak görünse de bu süreçte tek tipçi bir eğitim anlayışının dayatılması, halkın taleplerinin engellenmesi, temelinde tevhid-i tedrisat anlayışının yattığı yapıdan kurtulması gerek.

Eğer bu yapı ortadan kalkarsa biz inanıyoruz ki halk kendi eğitim süreçlerini inşa edecektir. İnsanların eğitim süreçleri dinlerini öğrenmelerini aksatmamalı, dini eğitim almaları da eğitimlerinden geri kalmalarına sebep olmamalıdır. Biz inanıyoruz ki; bu sorunun çözümünde pratik yöntemler bulunabilecektir. Kesintisiz eğitimin olumlu yönünü görmekle birlikte halkın iradesinin hiçe sayılması ve vesayetçi bir sistemle eğitim verilmesi de kabul edilemez.

Cüneyt Sarıyaşar
MAZLUMDER İstanbul Şube Başkanı