Basın Açıklamaları

ÇEÇEN İNFAZLARI UTANÇ VERİCİDİR!

Bilindiği üzere 1999 yılında Rusya’nın Çeçenistan’ı işgaliyle Çeçen Özgürlük Hareketi işgale karşı mücadeleye girişmiş, geçen süreç içerisinde oluşturulan Çeçen Hükümeti ise Çeçen halkının özgürlük mücadelesi ve ödediği bedellerin aksine Rusya ile işbirliği içerisine girmiştir. Gerek 1999’daki savaş, gerekse Çeçen hükümetinin uygulamaları, can güvenliği korkusu içinde olan Çeçen nüfusun çoğunluğunu mülteci konumuna düşürmüş, bu durum Avrupa ülkelerine ve Türkiye’ye yoğun bir göç yaşanmasına sebep olmuştur.

Mevcut Çeçen yönetiminin ise kısa geçmişi itibariyle özelikle ülkesindeki muhaliflere yönelik insan hakları ihlalleri süregelmektedir. Çeçen yönetiminin, kısa geçmişi itibariyle ülkesindeki muhalif gruplara karşı tutumu ortada iken ve son günlerde özellikle Türkiye’de Çeçenistan ile ilgili tanıtım ve bilgilendirme çalışmaları yapılırken, halkın talepleri yalnızca ekonomik sıkıntılın giderilmesinden ibaretmiş gibi gösterilmektedir.

Kuruluşundan bu yana İnsan Hakları İhlalleri açısından gözlemlediğimiz ve Rusya ile iyi ilişkiler içerisinde olan Çeçen yönetiminin, Çeçen halkına yönelik İnsan Hakları karnesinin kirliliği ortada olup olumlu bir uygulamadan söz etmemiz mümkün değildir. Rusya hükümeti ve Çeçen hükümeti yetkililerince etkisiz hale getirilmek istenen muhalif gruplar, yalnızca ülkelerinde değil sığındıkları topraklarda da bu güçlerin açık hedefi olabilmektedirler.

Geçtiğimiz günlerde sokak ortasında üç Çeçen’e karşı gerçekleştirilen, geçtiğimiz aylardaki infazların devamı niteliğindeki infaz eylemi bunun somut bir göstergesidir. Türkiye Devleti Hükümeti Türkiye’ye sığınan ve can güvenliği tehlikesi olan insanların güvenliğini sağlamak konusunda gerekli devlet sorumluluğunu gösterememiştir. Son üç kişinin öldürülmesine benzer her cinayette bu insanların yaşadığı tedirginliği, canları ve ailelerin devamı için ölümlerden usandıkları memleketlerindeki manzaraları hatırlamanın verdiği kaygıyı görmemek mümkün değildir.

Uluslararası İnsan Hakları Belgeleri ve Ulusal Mevzuat ışığında Türkiye’nin Avrupa dışından gelen iltica taleplerini göz ardı etmesini haklı çıkarak hiçbir dayanağı yoktur. Söz konusu Çeçen sığınmacılar uluslar arası sözleşmelere göre mülteci statüsünde olmalarına rağmen hakları olan bu statüyü elde edememişlerdir. Türkiye, 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme’yi çekince koyarak kabul etmiş, Ek 1967 Protokolüne göre Mülteciler için zaman ve mekan sınırı kaldırılmasına rağmen bu çekincesinden vazgeçmemiştir.

Bu çerçevede; bir devlet korumasından mahrum olan başta Çeçen ve Kafkas kökenli insanlar olmak üzere bütün iltica başvurularının Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları çerçevesinde değerlendirilmesi ile hukuki statülerinin sağlanarak mülteci kabul edilmesi, kimlik edinme, sağlık, çalışma, eğitim, güvenlik gibi başta temel haklar olmak üzere bütün hak ve hürriyetlerinin sağlanması, misafirhane adıyla anılan cezaevinden farksız ağır gözaltı özellikleri taşıyan yerlerde aylarca tutulmalarına ya da her türlü imkândan yoksun kamplarda yaşamak zorunda bırakılmalarına son verilmesi ve insanca yaşama taleplerinin karşılanması için gerekli mekanizmaların ivedilikle harekete geçirilmesi sağlanmalıdır.

Son olarak can güvenliği umuduyla bizlere sığınan ve maalesef kendilerini korumadığımız için hayatını kaybeden bu üç Çeçen sığınmacının katillerinin bulunması, azmettiricilerinin kamuoyuna teşhir edilmesi ve bu tür cinayetlerin son bulması için biran önce bütün tedbirlerin alınması taleplerimizi kamuoyunun huzurunda bir kez daha tekrar ediyoruz.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi