
MAZLUMDER Kocaeli Şubesi, İzmit sanat sokağında düzenlemiş olduğu "Başörtüsüne Özgürlük" konulu fotoğraf sergisinde Mazlumder Kocaeli Şube başkanı Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu aşağıdaki açıklamayı yapmıştır.
Başörtüsüne acilen özgürlüğün getirilmesinin gerekliliğini vurgulayan biz insan hakları savunucuları Anayasa mahkemesi başkanı sayın Mustafa Bumin’in ifadeleri karşısında şaşkınlığa düştük.
Başörtüsü örtünmesinde iğne kullanma şekline göre niyet anlaşılıyor artık günümüzde(!). Bayanın niyetinin bozukluğunu bilmek artık mümkün(!).Bayanların başının örtüsünün inancına göre değil de siyasi simge olduğunu anlıyan(!) pozitif bilimle uğraşan hukukçulara elbette diyeceklerimiz vardır.
Bumin, "Yargının değerlendirmesine göre, dinsel nedenlerle türbanla boyun ve saçların örtülmesine resmi daire ve üniversitelerde serbestlik tanınması, bir tür yönlendirme ve bir anlamda zorlama olup; kişileri şu ya da bu biçimde giyindirip başlarını örtmeye zorlamak, dinsel inanç ve görüşler nedeniyle gençler arasında çatışmalara neden olacak ortamın yaratılmasını sağlayacak, hatta aynı dinden olanlar arasında bile ayrılıklar yaratacağından, bu davranış biçimi laiklik ilkesine aykırı düşecektir" demektedir.
Olaylara bu kadar tersden bakmayı başarmak da bir marifet herhalde...Yasakdan mağdur yüzbinleri görmeyip serbest bırakmanın diğer kişileri zorlama anlamına geleceğini söylemek tam bir komedidir.Sayın Bumin bari bütün tartışma ortamlarını yasaklasın. Gençler farklı futbol takımları tuttuğu için birbirleri ile tartışabiliyor.O zaman farklı takım tutmayı da yasaklayıversin sayın Bumin.
Sayın Bumin yasal düzenlemelerle yasağın ortadan kaldırılabileceğini ileri süren siyasilerin beyanlarının yargı içtihatlarını bilmemekten kaynaklanmıyorsa din istismarı olacağını söylüyor.Aslında kendisinin yasağın apaçık bir insan hakkı ihlali olduğunu bilmesi ve zorba ve kanunsuz te’villerle dikte edilen yasağa karşı çıkması gerekirdi.
2547 sayılı YÖK kanununun ek 17. maddesi uyarınca üniversitelerde her türlü kılık ve kıyafet serbesttir.Bu maddenin iptali istemi reddolunmuştur..Sayın Bumin Red kararının değil de “kıyafet çağdaşlığa ters düşmemeli” gerekçesinin önemli olduğunu söylüyor.O zaman mahkemeler karar vermesin gerekçelerle hukukçular hareket etsin. Sayın Başkan için gerekçeler daha önemli ise mahkemeler niye karar almak için uğraşıyor hala?
Çağdaş bir kıyafet hangisidir.?Şapka takan bir Bumin mi çağdaştır, şapka takmayan mı?2005 modasına göre giyinen mi 2004 modasına göre giyinen mi çağdaştır?
Şu bilinmelidir ki kanun koyucu anayasa mahkemesi değil, T.B.M.M dir.Yorum yaparak kanun iptal edilemez.
Sayın Bumin Anayasaya yasağı kaldırıcı kural konsa bile bu A.İ.H.S’e aykırı olacaktır diyor.Oysa Prof.Dr. Burhan Kuzu ve Prof.Dr. Zafer Üskül gibi diğer Anayasa hukukçuları aynı görüşte değiller.Prof. Dr. Burhan Kuzu, AİHM'nin kararının üniversitelerde başörtüsü yasağını zorunlu kılan bir ilke kararı niteliği taşımadığını söylemektedir. Kuzu, başörtüsü nedeniyleokuldan atılan Leyla Şahin adlı bir üniversite öğrencisinin yaptığı başvuruyla ilgili olarak AİHM'nin verdiği kararın ferdi bir karar olduğunu ifade etmektedir. Söz konusu kararı 'Türkiye'yi bağlayan bir karar' olarak değerlendirmenin doğru olmadığını söyleyen Kuzu, "AİHM, Kürt sorunuyla ilgili yapılan birçok başvuruda Türkiye aleyhine karar vermiştir. Bu konuda ileride farklı kararlar da çıkabilir. Eğer AİHM kararlarının bağlayıcılığı bu kadar katı yorumlanırsa Kürt sorunuyla ilgili kararlar nedeniyle Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü bile tehlikeye girebilir." demektedir. AİHM de dahil olmak üzere zamana ve duruma göre mahkemelerin içtihatlarını değiştirdiğine işaret eden Kuzu, hukukun donmuş, katı kurallardan ibaret olmadığının altını çizmektedir.AİHM kararına rağmen Avrupa'da hiçbir üniversitede başörtüsü yasağı olmadığını da bilmekteyiz.
Sayın Bumin’e soruyoruz; A.İ.H.M Abdullah Öcalan’ın tekrar yargılanması kararı alması halinde Türkiye’nin Öcalana yanlış karar verdiğini söyliyecekmisiniz?
Prof. Dr. Zafer Üskül ise AİHM'nin ‘özel konumu dikkate alındığında Türkiye şartlarında üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve iç hukuka aykırı olmadığı yönünde karar verdiğine işaret etmektedir.Üskül, ancak bu kararın Türkiye'de üniversitelerde başörtüsünün yasaklanmasının zorunlu olduğu ve bu yasağın asla kaldırılamayacağı şeklinde anlaşılmaması gerektiğini söylemektedir.
Onlarca yıldır yüzbinlerce insanı mağdur eden yasak ortadadır.Hala anlamsız gerekçelere sığınmak zaman çalmaktan başka bir şey değildir.Akıl ve vicdanın kabul etmeyeceği bahanelerin arkasına sığınmak ağır bir insan hakları ihlalidir.