1993 yılında Sündüs Yaylası’nda 24 kişinin katledilmesi ile sonuçlanan olay zaman aşımına uğramak ile karşı karşıya. Daha önce gazetemize açıklamalarda bulunan MAZLUM-DER Şube Başkanı Yakup Aslan’ın ardından bu seferde katliamda Annesi (Hori Samsa’yı) kaybeden ve o zamanlar 20 yaşlarında olan Sabahattin Samsa, gazetemize çarpıcı açıklamalarda bulundu. Samsa, “18 Temmuz’da katliamın üzerinden 20 yıl geçmiş olacak. Biz bütün insanların bu katliama sesiz kalmamalarını istiyoruz. Özelikle Roboski katliamında yakınlarını kaybeden ve bölgede yapılmış katliamlarda yakınlarını kaybeden herkesi bu katliamın yıl dönümünde bizleri yalnız bırakmamalarını istiyoruz” dedi.
24 Haziran 2013 Pazartesi 10:51
1993 yılında Bahçesaray’ın Sündüs Yaylası’nda bir grup tarafından çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 24 kişinin katledilmesinin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen halen failleri bulunamadı. Daha önce MAZLUM-DER Şube Başkanı Yakup Aslan gazetemize özel açıklamalarda bulunmuştu. Katliama şahit olan ve o zamanlar katliamda başta annesi (Hori Samsa) olmak üzere birçok akrabasını da kaybeden Sabahattin Samsa (45) gazetemize özel açıklamalarda bulunarak katliam gününü tüm çıplaklığıyla anlattı. Samsa, katliamdan sonra dava açmak için gittikleri her avukatın farklı gerekçeler göstererek davaya bakamayacaklarını ve aradan 20 yıl geçmesine rağmen halen faillerinin bulunmadığını söyleyen Samsa, “Katliam yapıldıktan yaklaşık 1 hafta sonra bir ulusal gazete bölgede bir grup tarafından katliamlar yapıldığını yazdı. Ben o gazeteyi almak için Van’a geldim ama zamanın Van Valisi Mahmut Yılbaş, gazete dağıtıma çıkmadan toplatmıştı ve biz gazeteyi bulamadık” dedi. Katliamdan sonra 1993 yılında öldürülen Demokrasi Partisi (DEP) Mardin Milletvekili Mehmet Sincar’ın bir heyetle beraber kendilerine taziye ziyaretinde bulunduğunu söyleyen Samsa, “Sincar bana Kürtçe olarak, ‘Bana sadece 3 ay verin, size söz veriyorum ki bu katliamı yapanları bulacağım’ dedi. Ve sonra Batman’da öldürüldü” dedi.
‘11 aile yaklaşık 6-7 çadırda yaylada kalıyorlardı’
Geçimleri sağlamak için yaz aylarında yaylaya gittiklerini söyleyen Samsa, “Bizim bütün geçimizi yaylalar üzerindeydi, o zamanlar ailece yaylarda kalırdık, ama katliam yapıldığı gece yaylada kalanların çoğu kadın ve çocuktu. Bizim bir düşmanımız yoktu, olsaydı biz kadınlar ve çocukları yaylada bırakabilirmiydik öyle tek başlarına. O taraflara Miran yaylası denir aslında ve her zaman bizden biri yaylaya giderek kadınlar tarafından yapılan yoğurdu ve peyniri Bahçesaray’a getirdi. O zaman da babam gitmişti ve babam o gün yapılan yoğurt ve peyniri alıp ilçeye gelmişti. Yaylada erkek olarak ve o katliamdan yaralı kurtulan Ahmet Sevgili adında bir akrabam var ve halen yaşıyor” şeklinde konuştu.
‘Savcı olay yerine bile gelmedi’
O geceyi, yaralı kurtulan Ahmet Sevgili’nin kendilerine birçok defa anlattığını söyleyen Samsa, “Tabi katliam haberi sabah geldi ve bütün ilçe oraya akın etti. Ama her şey için artık çok geçti. Anneler çocuklarına sarılmışlardı ve o kadar çok taramışlardı ki hepsi parçalanmıştı. Savcı olay yerine gelip herhangi bir inceleme yapmadı. Sadece askerler gelip inceleme yaptı, birkaç tane G-3 kurşunu götürdüklerini kayıtlara da öyle geçtiler sanırım ve bizim katliamın üzeri kapatıldı” dedi.
‘Ahmet Sevgili o geceyi çok anlattı bize’
Samsa, “Ahmet Sevgili, bize o geceyi çok anlattı” diyerek, Ahmet Sevgili’nin söylediklerini şöyle anlattı: “Bütün kadınlar koyunlarını sağmışlardı ve günün bütün işlerini bitirmişlerdi. Herkes kendi çadırına çekilmiş yemeklerini yemişlerdi ve kadınlar çadır önlerinde ateşin üzerine çay bırakmışlardı, herkes kendi çadırının içine oturarak günün yorgunluğunu atıyordu. Karanlık çoktan çökmüştü saat akşamın 21.00’ydı. Bazı sesler gelmeye başlamıştı çadırların yakınında, çocuklar korkamaya başlamıştı, çadırlarda bulunan kadınlar çocukların korkmaması için ‘korkmayın onlar ilçenin askerleri’ diye teselli ediyorlardı. Silahlı bir grup çadırların etrafını sardı. Yaylada tek erkek olarak ben vardım ve ben karşıladım. Sanırım 7 kişilik bir gruptu ve gerilla kıyafetleri giymişlerdi. Ben de kendilerini karşıladım, hoş geldiniz hayırdır diye sordum. Ama içlerinden biri sert bir şekilde ve bağırarak ‘konuşmayın’ diye cevap vermiş. Daha sonra çadırlarda bulunan herkesi benim çadırıma topladılar. Bu sırada ben onlarla konuşmaya çalıştım. Demdim ki hayırdır kimsiniz ne istiyorsunuz burada ben varım benimle konuşun bu kadar kadını ve çocuğu bir çadıra toplayıp korkutmayın. Sonra biri bana Kürtçe olarak ‘burası neresi’ diye sordu, ben de cevap verdim dedim burası bizim yaylamız adı da Miran Yaylasıdır dedim. Ve içlerinde biri vardı grubun önündeydi, sarı sakalı uzun boylu mavi gözlü biriydi ve diğerlerine emir vererek ‘çadırlara bakın kimse başka çadırlarda kalmasın herkesi buraya toplayın’ diye emir verdi. Ve diğer çadırlarda yatan bütün çocukları toplayıp getirdiler. Ama yan tarafta bir çocuk ağlaması gelinde çocuğu annesi ‘bırakın ben gideyim çocuğumu getireyim’ dedi. Daha sonra onlardan biri ‘sen bırak biz getiririz’ diyerek çocuğu almaya gitti. Çocuğu alıp getirdi ve daha kapıdayken bebeği annesine doğru fırlattı ve biz o an anladık ki bunlar iyi adamlar değil bize zarar vereceklerini anladık. Başlarında olan adam sonra dedi ki ‘sizin kocalarınız köy korucuları siz bunun cezasını çekeceksiniz’ diye. Ama orada kalan ailelerin hiç biri hatta akrabalarımız dahi kurucu değil, bizde hiç köy korucusu yok. Bu arada benim eşim yalvarmaya başladı ‘ne olur kocamı öldürmeyin’ diye. Çadırın içinde birkaç tane gaz lambası yanıyordu, biraz aydınlıktı ve artık kadınlar ve çocuklar ağlayarak çığlık atmaya başladılar. İçlerinden biri tekrar bana sordu ‘burası neresi nereye bağlı’ diye, ben tekrar cevap verdim burası Miran yaylası bizim yaylarımızdır dedim. O an cebinden telsize benzer bir şey çıkardı ve bir yerlerle temasa geçti. Telsizi kapattıktan sonra elindeki silahı kaldırarak bir el ateş etti. Kurşun omzumu sıyırarak arkamda bulunan eşime isabet etti ve eşim yere yığıldı. Ve gruptan 3 kişi kadın ve çocukları taramaya başladılar. Ben yere yığıldım herkes gibi ve bunlar tekrar jarjör değiştirerek tekrar taramaya başladılar. O jarjörleri de bittikten sonra içlerinden birinin sesini duydum ‘yeter artık kimse kalmadı herkes öldü, gidelim artık’ diyordu. Çadırdan çıktılar, çadırı biraz geçtikten sonra içerden bir çocuk ağlaması ve birkaç tane yaralı kadının inleme sesi geldi, biri çadırın arkasına yanaşarak tekrar çadırı taramaya başladı ağlayan çocuk sesi ve yaralıların inlemesi kesilmişti. Çadırların etrafında kadınların topladığı odunları ateşe verip kayboldular. Bu sırada yaralı bir çocuk dışarıya çıkıp tekrar içeri geldi ve içerde hayatını kaybetti. Bu sırada bir kadına daha kurşun isabet etmemişti. Bende ayağımdan vurulmuştum ve sabaha kadar o şekilde kaldık. Sabah be yaralı olan ayağımı bir yazma ile bağladım ve aramızda kurşun isabet etmemiş kadına bana bir at bul dedim, kadın dışarıya çıkarak bir at getirip hazırladı bana ve ben o yaralı halimle ata binerek ilçeye gittim”.
‘Parçalanmış cesetleri topladık’
Ahmet Sevgili’nin yaralı bir şekilde ilçeye geldiğini ve kendilerine haber verdiğini söyleyen Samsa, “Biz hemen yaylaya akın ettik o zamanın şartları araba yok birileri atlarla gitti birçoğumuz yayan gittik. Tabi bu sırada artık herkesin haberi oldu yaylalarda helikopterler uçmaya başladı askerler geldi. Ama biz gördüğümüz manzara karşısında aklımızı yitirdik kollarında bebekleri ile can veren kadınlar, birçok insan akli dengesini kaybetti. Hasta olup yataklara düşenler oldu. Biz de o sabah diğer çadırlardan topladığımız battaniye ve bez parçalarını getirip parçalanmış cesetleri toplamaya başladık. Ve at sırtında patika yollardan cesetlerimizi ilçeye getirdik. O zaman kimseye otopsi falan yapılmadı, herkes kendi cenazesini tanıdı muhtarda Gevaş’tan gelen savcıya teyit etti ve herkes o şekilde yıkayarak bütün cenazeler bir mezarlıkta defin edildi” şeklinde konuştu.
‘Bu güne kadar bir dava açamadık’
Aradan geçen 20 yıla yakındır halen bir dava açamadıklarını söyleyen Samsa, “Biz birçok avukata başvurduk dava açmak için ama hiç biri korkudan bu davaya bakamadı. Bir avukat davaya bakacağını söyledi. Biz o avukata para da verdik ama paramızı da alarak Van’ı terk etti. O zamanlar bir avukat vardı Cumhur Keskin adında bize dedi ki ‘dosyalarınızı getirin bu davaya ben bakacağım ne gerekiyorsa yaparım’ dedi. Ama aradan birkaç ay geçti ve öldürüldü” dedi.
‘PKK mazlum insanları neden öldürsün’
Olaydan sonra birçok yere başvurduklarını söyleyen ama herkesin kendilerine ‘bu işi PKK yaptı, binlerce katliam yaptı sizin katliamınızda onlardan biri’ dediler ve bu işin üzerini kapattılar. PKK mazlum insanları neden öldürsün. Ama biz Jitem ve derin devletten şüpheleniyoruz” dedi.
‘Çobanlar o gece oraya bir helikopterin indiğini görmüşler’
Katliamın yapıldığı gece başka yaylada bulunan bir çobanın Sündüs yaylasına yakın bir yere bir helikopterin indiğini kendilerine söylediğini ifade eden Samsa, “Başka bir çoban dedi, ‘o gece sizin yaylaya yakın bir yere bir helikopter indi ve sonra sizin yaylaya doğru 3 tane el fenerin geldiğini gördük. Daha sonra sizin yaylada silah sesleri gelmeye başladı ama biz korkudan yaylaya gidemedik. Daha sonra tekrar 3 tane el feneri ışığı helikopterin indiği yere hızlı bir şekilde geri gittiler’ dediğini söyledi. Samsa, çobanların ifadelerinde sadece silah seslerini duyduklarını ve helikoptere ilişkin bir ifadenin olmadığını söyledi.
‘Biz Mehmet Sincar’a güveniyorduk’
Katliamdan sonra 1993 yılında Batman’da uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybeden DEP Milletvekili Mehmet Sincar’ın bir heyetle beraber kendilerine taziye ziyaretinde bulunduğunu söyleyen Samsa, “Mehmet Sincar bana Kürtçe bir şekilde ‘bana sadece 3 ay verin 3 ay sabredin size söz veriyorum bu katliamı kim yaptıysa ben bulacağım bu failleri’ dedi. Ama aradan sadece az bir zaman geçtikten sonra Mehmet Sincar’ın Batman’da öldürüldüğünü televizyonlardan öğrendik” dedi.
‘Bütün duyarlı insanlar bu katliama sesiz kalmamalı’
18 Temmuz’da katliamın yıl dönümü olduğunu söyleyen Samsa, “18 Temmuz’da katliamın üzerinden 20 yıl geçmiş olacak. Biz bütün insanların bu katliama sesiz kalmamalarını istiyoruz. Özelikle Roboski katliamında yakınlarını kaybeden ve bölgede yapılmış katliamlarda yakınlarını kaybeden herkesi bu katliamın yıl dönümünde bizleri yalnız bırakmamalarını istiyoruz” dedi.
‘Hukuki süreci başlatacağız’
Daha sonra kısa bir değerlendirme yapan MAZLUM-DER Şube Başkanı Yakup Aslan, “Biz sündüs yaylasına giderek oradaki insanlarla konuşacağız ve daha sonra hukuki süreci başlatacağız tabi Van’da bulunan bütün STK’lar destek sunmalıdır bize, hukuk sürecinde de Van Barosu ile beraber hareket edeceğiz” dedi.
Lütfi Pala/ Cengiz Aslan/ İpekyolu Haber
http://www.vanipekyoluhaber.com/van-gundemi/bu-katliama-sesiz-kalmayin-h1529.html