Basın Açıklamaları

BİR GÜN HERKES "ÖRGÜT ÜYESİ" OLABİLİR


Bir gün herkes "Fenerbahçeli" olmayabilir ama bir gün herkes "örgüt üyesi" olabilir. Neden mi? Cevap çok kısa : Terörle Mücadele Kanunu. Türkiye'deki tüm demokratikleşme ve sivilleşme tezleri, askeri vesayetin bittiği yönündeki değerlendirmeler, yürürlükte bulunan terörle mücadele kanunu karşısında anlamsızlaşıyor.

Terörle Mücadele Kanunu (TMK), adını koyalım ; Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kürt sorununu temelde siyasal bir sorun olarak değil, "güvenlik" ve "asayiş" sorunu olarak gördüğünün belgesidir. Kürt sorununa ilişkin neredeyse her türlü gösteri, siyasi faaliyet, konuşma, TMK kapsamına alınarak 'terör suçu' sayılıyor. Sivil alanda, Kürt siyasetinin her türlü tezahürü, güvenlik gerekçeleriyle bastırılıyor. Milletvekillleri, Belediye Başkanları, Parti yöneticileri, gazeteciler, medya emekçileri, insan hakları aktivistleri, üniversiteli gençler, çocuklar, sivil Cuma kıldıran imamlar, zorunlu KCK sanığı oluyor.

Hükümetin Kürt Sorunu'na ilişkin politikalarını, KCK ve benzeri davalardaki yargısal uygulamaları eleştiriyorsanız, insan hakları ihlallerine karşı ses veriyorsanız, vicdani ret hakkını savunuyorsanız, toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkınızı kullanıyorsanız, "terör örgütü üyesi" olmanız bir ihtimal değil, sadece "an" meselesidir.

Sivillere yönelen, en temel insan hakkı olan "yaşam hakkı"nın ihlaline yol açan hiçbir şiddet eylemi kabul edilemez. Bunun gibi evrensel ifade ve örgütlenme özgürlüğü kapsamındaki "muhalif" faaliyetlerin güvenlik paranoyasıyla, "terör suçu" kapsamında kolluk ve yargı faaliyetine konu olması, hükümet politikalarına yönelik her türden eleştirinin "terör" suçlamasına konu olması da kabul edilemez.

Muhalifler, haklarındaki somut iddiaları bilmeksizin aylarca ; öğrendikten sonra da yıllarca süren tutukluluğa maruz kalıyor, kolluk güçlerinin şiddetiyle, göz dağı verme amacı taşıyan soruşturma ve gözaltılarla cezalandırılıyorlar. Bu gün sadece puşi taktığı için ya da barışçıl amaçlı bir eyleme destek verdiği için "örgüt üyesi" olduğu iddiasıyla tutuklu bulunan Cihan Kırmızıgül gibi Muhammed Cihad Saatçioğlu gibi örnekler de güvenlikçi devlet bakışının TMK izleğindeki somut görünümleridir.

Son olarak, basına göre, aralarında İzmir'in de bulunduğu 6 İl'de eş zamanlı olarak yürütülen ve 30'dan fazla kişinin de gözaltına alındığı KCK operasyonunu da bu arka plan bilgisi dahilinde kaygıyla izliyoruz. KCK operasyonlarının, soruşturma ve yargılamalarının siyasal muhalifleri cezalandırma işlevi gördüğü, sadece bizim değil, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) gibi uluslararası örgütlerin de kaygı ve gözlemidir.

Sonuç olarak, AKP hükümeti, devlet erkini kullanan, şiddet tekelini elinde bulunduran güç olarak Kürt sorunundaki "diyalog" zeminini tahrip eden ve karşı şiddeti geliştiren, yaklaşık 30 yılımızı, "insanımızı ve insanlığımızı tüketen" güvenlikçi politikalardan derhal vazgeçmeli, TMK başta olmak üzere ilgili mevzuatta yer alan terör suçları tanımını, uluslararası norm ve standartlara uygun hale getirmelidir. Zira İnsan haklarına dayalı demokratik hukuk devleti olma iddiası bunu gerektirir.

MAZLUMDER İZMİR ŞUBESİ