Basın Açıklamaları

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu'nun 310. Hafta Basın Açıklaması

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu'nun 310. Hafta Basın Açıklaması

T.B.M.M ve Anayasa Hazırlık Komisyonu Başkanı Cemil Çiçek yaptığı açıklamalarda tüm sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunarak, anayasa hazırlık çalışmalarına katkıda bulunulmasını istedi. Üniversite ve sivil toplum kuruluşlarının yeni anayasa çalışmalarına bekledikleri katkıyı sağlamadıklarından yakınan Cemil Çiçek "söyleyecek sözü olanların bugün konuşmaları gerektiğini" vurguladı. Bu cümleden olarak biz de Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu olarak yeni anayasa konusunda önemli gördüğümüz hususları kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.<!--?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /-->

Din ve vicdan özgürlüğünün teminatı olarak lanse edilen laiklik ilkesi, uygulamada din ve vicdan özgürlüğüne en büyük darbeyi vurdu. Türkiye'ye Fransa'dan ithal edilen, tanımı bile yapılmayan, hiçbir kanun ve kurala tabi olmadan adeta din düşmanlığının bahanesi olarak uygulandı. Evlerinde dini kitap okuyanlar, zikir ibadeti yapanlar, cemaatle namaz kılanlar yıllarca zindanlarda çürütüldüler.

28 Şubat döneminde laiklik uygulamaları tam bir vahşete dönüştü. Yurt dışına Arapça öğrenmek için gidenler terörist muamelesine tàbi tutuldu. Kur'an kursları Terörle Mücadele Ekipleri'nce basıldı. Laiklik ilkesi, uygulamada din ve vicdan özgürlüğünü sağlayamadığı gibi iç barışın bozulmasında da en büyük etken olmuştur. Laikliği koruma adına İslàm dini irtica olarak kabul edildi. İslàm düşmanlarının kışkırtmaları sonucu mevcut siyasi otoriteye bile güvenmeyen ve laikliği korumaya kararlı bir takım silahlı kuvvetler mensubu "İrtica ile Mücadele Eylem Planları" hazırladılar. Bu yüzden eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve birçok askeri personel sanık olarak şu an cezaevindedir. Başörtüsünü serbest bırakmanın laikliğe aykırı olduğuna inanan birçok üniversite hocası, serbest olursa başörtülülerin başı açıklara baskı uygulayacağını iddia ettiler, yasağı savundular. Ancak YÖK'ün yasağın kalktığını ilan etmesine rağmen hiçbir başörtülü öğrenci kimseye baskı filan da yapmadı. Üstelik baskı ve taciz yine hala üniversite hocalarından gelmektedir. Ege Üniversitesi'nde başörtülü kızların fotoğraflarını çekerek onları fişleyen Astronomi Profesörü Esat Renan Pekünlü'yü kınıyoruz. Yetkilerden gereğini yapmasını bekliyoruz.

Bilindiği gibi anayasalar toplumsal mutabakat metinleridir. Dünyada sadece birkaç ülkenin anayasasında yer alan laiklik ülkesi, demokrasi iddiasına rağmen halkın görüşüne başvurulmadan emri vaki olarak anayasalarda yer almıştır. Bu yüzden laiklik yeni anayasada olmamalıdır. Bu konudaki tartışmaları sona erdirecek teklifimiz ise şudur. Madem demokrasi isteniyor, halkın iradesi deniyor, gelin laiklik ilkesinin anayasada yer alıp almayacağı konusunda bir referandum yapalım. Böylece halkın laikliği isteyip istemediği de ortaya çıkmış olur.

Anayasada yer almasını istemediğimiz bir diğer konu da "resmi ideoloji" meselesidir. 12 Eylül Cuntası tarafından anayasaya koyulan "Atatürk Milliyetçiliği" dayatması da fikri hür, vicdanı hür nesillerin yetişmesine en büyük engeldir. Dini olmayan devletin ideolojisi nasıl olabilmektedir, resmi dili nasıl olabilmektedir? Osmanlı mirası bu topraklar üzerinde yaşayan çeşitli etnik kimlikler dikkate alınarak, bütün insanları kucaklayıcı, kısa ve öz bir anayasa hazırlanmalıdır. Yeni anayasada zorunlu eğitim yer almamalıdır. Gönüllülük esası getirilmelidir. Tek tip insan yetiştirme projesinden vazgeçilmelidir. Zorunlu askerlik uygulaması kaldırılarak gönüllü ve profesyonel askerliğe geçilmelidir. Dayatmaların, değiştirilemez maddelerin olduğu, resmi ideolojiyi yücelten, iç barışı sağlayamayacak bir değişikliğin hiçbir faydası olmayacağı aşikàrdır.

Son günlerde dikkatlerden kaçan çok önemli bir haberi gündeme getirmek istiyoruz. Geçenlerde yayınlanan bir habere göre "Türkiye'de boşananların sayısının evlenenleri geçtiği" ifade edildi. Yani Türkiye'de evlenen her 100 kişiye karşı 100'den fazla kişi de boşanıyor. Toplumun geleceği açısından çok büyük bir felaket olan bu durum üzerinde yeterince durulmadığı kanaatindeyiz. Oysa aile toplumun temel taşıdır. Ailenin bozulması o toplumun çöküşünün yakın olduğunu gösterir. Türkiye'de "kadına şiddet" konuşulurken bu olayları hazırlayan sebepler üzerinde yeterince durulmamıştır. Sebepleri iyi tespit edilmeyen toplumsal yaraların tedavisi de başarılı olmaz. Bu gün batıda aile hayatı çökmüştür. Avrupa'da nüfus hızla yaşlanmaktadır. Çocuk büyütmek aile ortamı dışında mümkün olmadığı için birçok Avrupa ülkesinde insan nüfusu sayısı düşmektedir. Fransa ve Almanya gibi ülkelerde yabancılar olmasa okullardaki öğretmenler işsiz kalacaktır. Bütün bu yaşanmış tecrübeler ortada iken Türkiye'de hàlà körü körüne bir batı taklitçiliği yaşanmakta, bizim toplum yapımıza uyup uymayacağı hiç düşünülmeden, "AB Uyum Yasaları" adı altında aile hayatını dinamitleyecek yasal değişiklikler uygulamaya konmaktadır. Kadına şiddet ve boşanma olaylarındaki artışların sebebi medeni kanundaki aksaklıklardan kaynaklanmaktadır. Zinayı serbest bırakan boşanmayı teşvik eden son değişikliklerle toplum nereye götürülmek isteniyor? Avrupa Birliği Uyum Yasaları ile her yönden Avrupa'yı taklit etmek mecburiyetinde miyiz? Toplum hayatına yön veren yasalar hazırlanırken; toplumun dini, örf ve adetleri ile o toplumun geleceği göz önünde tutulmalı, medeni kanundaki çarpıklıklar çok geç olmadan bir an önce düzeltilmelidir. Hatta farklı inançtaki insanların aynı yasaya uyma zorunluluğundan vazgeçilerek aile hayatında çok hukuklu uygulamaya geçilmelidir.

Bütün insanların akıl, nesil, can, mal ve din emniyetlerinin sağlandığı bir dünyada buluşmak temennisiyle katılımlarınız için teşekkür ederiz.

Ankara İnanç Özgürlüğü

Platformu Adına

İsmail AYDAR

VAHDET VAKFI