Ülkemizin
en büyük insan hakları ihlali haline gelen ve hiçbir yasal dayanağı olmadan
senelerdir uygulanan başörtüsü yasağı bütün hızıyla devam ettirilmektedir.
Halka karşı yürütülen psikolojik savaş stratejisinin önemli bir açılımı olan bu
haksız dayatmadan ötürü yıllardır sayısız gencin eğitim ve çalışma hakkı gasp
edilmiş, başörtülü binlerce kardeşimiz mağdur edilmiştir. Her geçen gün dalga
dalga büyüyen başörtüsü yasağı artık tahammül edilemez noktaya gelmiştir. Sorun
artık insan hakları ihlalini aşıp daha korkunç boyutlara ulaşmıştır. Anayasa
Mahkemesi'nin geçtiğimiz yılda almış olduğu iptal kararı da başörtüsü yasağının
çözümünün bir müddet daha ertelenmesine sebep olmuştur.
Bilindiği
gibi Anayasa Mahkemesi, halkın büyük çoğunluğunun karşı çıktığı başörtüsü
yasağını kısmen çözüp, özgürlüğe sınırlı kapı aralayan Anayasa değişikliğini gibi
iptal ederek, yürürlüğünü durdurmuştur. Meclis'in yüzde 75 gibi rekor bir çoğunlukla
kabul ettiği, Cumhurbaşkanı'nın onayladığı ve YÖK Başkanı'nın da desteklediği
yasal sürecin, Anayasa Mahkemesi tarafından 'Yüce Türk Milleti Adına'
ifadesiyle başlayan bir kararla yok sayılması milletimizin vicdanını derinden
yaralamıştır.
Yargı
sisteminin büyük oranda çürüdüğünü ve tuzun koktuğunu gösteren bu kararla milli
irade büyük bir yara almış ve milletimizin tercihi ve beklentileri hiçe
sayılmıştır. Kendilerini millet iradesinden üstün gören kişi ve kurumlar,
parlamentonun yasama yetkisini adeta gasp etmiştir. Bu karar yargının milleti
yok sayması ve millete kendi ideolojik tercihini dayatması olarak
nitelendirilmiştir.
Bu
kararla Türkiye'de demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi tüm iddia ve
söylemlerin sözde kaldığı, pratikte hiçbir tutarlılık taşımadığı net biçimde
açığa çıkmıştır. Hak ve hukuk gözetilmeksizin tamamen keyfi ve dayatmacı bir
mantıkla alınan bu kararla sadece başörtüsü değil insan hakları ve hukuk ta
iptal edilmiştir. Mahkemenin aldığı bu gayrı meşru karar, bir hukuk skandalı ve
yargı ihtilali olarak tarihe geçecektir.
Anayasa'nın
148. maddesinde Anayasa Mahkemesinin sadece şekil yönünden sınırlı bir şekilde
inceleyebileceğinin amir bir hüküm olmasına rağmen, esastan yapılan inceleme ve
yürütmeyi durdurma kararı açık bir Anayasa ihlalidir. Mahkeme Anayasa
değişikliklerini iptal yetkisi olmamasına rağmen yetki ve görev sınırlarını
aşarak bu hükmü hiçe saymıştır. Bırakın hukuk devletini, kanun devleti bile
olunamamıştır. O yüzden Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı ne hukukla ne de
adaletle irtibatlandırılabilir. Adalet dağıtması gereken yargı kurumlarının
bizzat yasaları ihlal edebilmesi, Adalet mekanizmasına olan güveni zedelediği
gibi Adalet'in mülkün temeli olduğu inancını da bitirmiştir. Bu karar bize
Türkiye'nin sosyal bir hukuk devletinden ne kadar uzakta olduğunu bir kez daha
göstermiştir.
Anayasa
Mahkemesi'nin almış olduğu bu kararın hukuki olmadığı, siyasi ve ideolojik bir
karar olduğu aşikardır. Mahkeme, bu kararı ile ana muhalefet partisi gibi
hareket etmiş, daha doğru bir ifade ile CHP'nin seçim meydanlarındaki
yenilgisini, masa başında kazanıma dönüştürmeye çalışmıştır. Bu nedenle bu karar,
halkın gözünde yok hükmündedir. Bu kararın saygı duyulacak ve kabul edilecek
hiçbir tarafı yoktur. Kimse bu kararla ülkedeki başörtüsü sorununun biteceğini
düşünmesin. Toplum vicdanının bu karara saygı duymasını beklemesin.
Bu
kararın laik-antilaik kutuplaşmasını tetiklemek için türlü oyunların
kurgulandığı bir dönemde alınmış olması da oldukça manidardır. 70 milyonluk
ülkeyi bu kadar germeye, kamplaştırmaya ve ayrıştırmaya kimsenin hakkı yoktur. Ahlakın
yozlaştığı, neslin ifsad edildiği ve evlatların ana katili olmaya başladığı bir
dönemde milletimizin yegane dayanağı olan inançlarına müdehale etmek son derece
tehlikelidir. Yasakçılar kabul etsin ya da etmesin başörtüsü yüzde 99'u
Müslüman olan milletimizin dini inancının bir gereğidir. Bunu yasaklamak
isteyenler tarih önünde ve mahşer gününde hesap vereceklerdir.
Tarih
hakkı yenen, gaspedilen nice insanlara şahit olduğu gibi zalimlerin ve
zorbaların kötü akibetine de şahit olmuştur. Hak yiyicilerin, baskıcı
zorbaların hak davamızı gölgeleme gayretlerinin sadece bir kılıf olduğu , asıl
amaçlarının tapındıkları kölesi oldukları menfaatleri olduğu ayan beyan
ortadadır. Toplum mühendisliği yaparak insanları tek tipleştirmek,
köleleştirmek isteyen, kendileri gibi düşünmeyenleri ezilmesi ve sömürülmesi
gereken bir guruh olarak gören hak ihlalcilerine , hak tecavüzcülerine sonuna
kadar direnmeye devam edeceğiz.
Akyazı Başörtüsüne Özgürlük platformu Adına
Araştırmacı
Şadan HEREKELİ