Basın Açıklamaları

AİHM Filistinli “Asalya” Hakkında Karar Verdi

AİHM Filistinli “Asalya” Hakkında Karar Verdi
AİHM Filistinli “Asalya” Hakkında Karar Verdi

 AİHM FİLİSTİNLİ “ASALYA” HAKKINDA KARAR VERDİ 

Filistinli İslam Asalya hakkındaki sınırdışı işlemleri nedeniyle MAZLUMDER avukatları önce idare mahkemesine, daha sonra da AİHM’e başvurdular. AİHM’in 15 Nisan 2014 tarihli kararıyla Asalya’nın durumu hakkında nihai karar verildi.

Filistin’in Gazze şeridinde yaşayan 2006 yılında İsrail tarafından yapılan füze saldırısı neticesinde yaralanmış ve neticesinde de belden aşağısı felçli kalmıştı. Tekerlekli sandalyeye mahkum olan Asalya, 2008 yılında İHH İnsani Yardım Vakfı tarafından tedavi amacıyla Türkiye’ye getirilmişti.

Türk vatandaşı ile evlenen ve tedavisi devam eden Asalya’nın Filisitindeki bir radyo programına katılması nedeniyle ve Filistin direnişine destek veren açıklamalarında bulunması sebebiyle İsrail tarafından “terörist faaliyette bulunduğu” iddia edilmesi üzerine, 2009 yılında Türkiye tarafından, “milli güvenlik” gerekçesiyle geçerli ikamet tezkeresi iptal edilerek, sınırdışı edilmesine karar verildi. Bu kapsamda 12.08.2009 tarihinde sınırdışı edilmek maksadı ile evinden alınarak Kumkapı Yabancılar Şubesi’ne götürüldü ve sınırdışı işlemleri için 18.08.2009 tarihine kadar burada tutuldu.

Tedavi süreci devam ederken ve evlilik nedeni ile ikamet tezkeresi mevcut iken sınırdışı edilmek üzere gözaltına alınan Asalya’nın Kumkapı Yabancılar Şubesinde geçirdiği 7 günlük süre; Kumkapı Yabancılar Şubesi’nin insani standartları taşımayan fiziki şartları nedeni ile tekerlekli sandalyeye mahkum olan Asalya için çifte işkenceye dönüşmüştü. Zira, asansörü ve alafranga tuvaleti dahi olmayan Yabancılar Şubesi’nde tuvalet ve uyumak gibi en basit insani ihtiyaçların giderilmesi dahi Asalya için işkence gibi olmuştu. En basitinden; Asalya, yatakhanelere çıkarılamadığı için bu yedi günlük süre zarfında ofis masaları üzerinde uyumak zorunda kalmıştı. Daha da önemlisi, İsrail’in terörist ilan ettiği Asalya’nın İsrail veya Filistine’e sınırdışı edilmesi halinde İsrail tarafından öldürülme olasılığı oldukça yüksekti,  

Asalya’nın Mazlumder’e başvurusu üzerine, hukuki yardım yapılarak öncelikle İdare Mahkemesi’nden yürütmenin durdurulması kararı alındı ve Kumkapı’dan serbest bırakıldı. Daha sonra İdare Mahkemesi, yürütmenin durdurulması kararını kaldırması üzerine, avukatları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurarak “acil tedbir” kararı alarak sınırdışı edilme işlemlerini ikinci defa durdurdular.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 15 Nisan 2014 günü itibariyle Asalya başvuru hakkındaki nihai kararı verdi. AİHM, hem sınıdışı edilme kararının ve hem de Kumkapı Yabancılar Şube Müdürlüğü’nde tutulma şartlarının insan haklarına aykırı olduğuna karar vererek Türkiye’yi  tazminata mahkum etti.

AİHM kararında özetle, özürlü / engelli olan başvurucu Asalya’nın Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde, nisbeten kısa süre için tutulmuş (7 gün) olsa da, uygun yatacak yer sağlanmaması, uygun tuvalet vs. bulunmaması gibi gözaltı koşullarının özürlü olan başvurucu onur kırıcı olduğuna (Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlaline) karar verdi. AİHM, başvurucu Asalya’nın haksız ve kanunsuz olarak Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde tutulduğuna, gözaltının yasal denetimi yapılmadığına dair Özgürlük ve Güvenlik Hakkının (Sözleşmenin 5. Maddesinin) ihlal edildiği sonucuna vardı. AİHM, Filistinli başvurucunun sınırdışı edilme işlemlerinde, yaşam hakkı (2.madde), işkence yasağı (3.madde) ve aile bütünlüğü hakkı (8. Madde) ile bağlantılı olarak etkili iç hukuk yolu   hakkının (13. maddenin) ihlal edildiğine karar verdi. AİHM, benzer başvurularda olduğu gibi, sınırdışı işlemlerine karşı, yargı yoluna başvurulması halinde, “otomatik askıya alma” etkisi olması gerektiğini tekrar etti. AİHM, başvurucunun T.C. vatandaşı ile evli olmasına rağmen, idare mahkemesinin “aile hayatının korunması” konusunda gerekli değerlendirmeyi yapmamasını da eleştirdi.AİHM, son olarak, başvurana 9.750 Euro manevi tazminat ile 3400 euro yargılama gideri ödenmesine karar verdi.

MAZLUMDER olarak; hayatlarından endişe duyarak Türkiye’ye herhangi bir şekilde sığınan insanların temel hak ve özgürlüklere erişimini, özellikle de zulüm tehlikesi altında bulundukları yere gönderilmemeleri gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Bu vesileyle, yeni yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile sığınmacılar ve mülteciler için yararlı olmasını ve zulümden dolayı evini/ülkesini terk etmek zorunda kalan insanlara daha çok hassasiyet gösterilmesini ümit ediyoruz.

 

MAZLUMDER

MÜLTECİ HAKLARI MERKEZİ  / REFUGEE RIGHTS CENTER

NAVENDA MAFÊN PENABERAN  /   اللاجئينحقوقمركز 

 

 

KONUYLA İLGİLİ BAĞLANTILAR:

 

MAZLUMDER İstanbul, Filistinli İslam Asalya Hakkındaki Sınırdışı Kararını protesto etti (14 Ağustos 2009)

http://istanbul.mazlumder.org/faaliyetler/detay/basin-aciklamalari/1/mazlumder-istanbul-filistinli-islam-asalya-hakkindaki-sinirdisi-kararini-protesto-etti/1331

 

 

 

Ülkeyi Tehdit Eden Mülteci Asalya Değil, İnsan Hak Ve Hürriyetlerini Yok sayan Anlayıştır (14 Ağustos 2009)

http://istanbul.mazlumder.org/faaliyetler/detay/basin-aciklamalari/1/ulkeyi-tehdit-eden-multeci-asalya-degil-insan-hak-ve-hurriyetlerini-yok-sayan-anlayistir/839

 

 

 

AİHM KARARI (İngilizce)

CASE OF ASALYA v. TURKEY, (Application no. 43875/09) 15 April 2014

http://hudoc.echr.coe.int/sites/eng/pages/search.aspx?i=001-142399

 

 

 

 

AÇIKLAMA EKİ: ASALYA / TÜRKİYE AİHM KARARI ÖZET ÇEVİRİSİ

 

 

…………………………………………………………………………………..

 

 

 

ASALYA / TÜRKİYE BAŞVURUSU, KARAR ÖZETİ

(Başvuru  no. 43875/09)

STRASBOURG

15 Nisan 2014

 

(KARAR ÖZETİ)

Çeviren: Av. Mahmut KAÇAN

Olaylar ve Dava Konusu

Başvuran, Mart 2008’e kadar Gazze Şeridi’nde yaşamış ve halihazırda İstanbul’da yaşamakta olan bir Filistinlidir.

Başvuranı, mahkeme önünde yasal temsilcisi olarak  Av. Leyla Demir, Av. Abdulhalim Yılmaz ve Av. Ümran Sırımsı Candemir savunmuştur.

Başvuranın belinden aşağısı felç olup, tekerli sandalyeye bağlı yaşamaktadır ve bu durumunun 2007’de Gazze’deki evine gerçekleşen İsrail  roket saldırısı sonucunda oluştuğunu ileri sürmektedir. Mart 2008’de daha iyi tıbbi bakıma erişim için insani bir örgüt tarafından (IHH) Türkiye’ye getirilmiştir. Başvuran, Nisan 2009’da, fizyoterapisti olan bir Türkiye vatandaşıyla evlenmiş ve kendisine bu sayede geçici ikamet izni verilmiştir. Dava konusu esasen Asalya’nın ulusal güvenlik nedeniyle Türkiye’den sınırdışı edilmesi tehdidi ile ilgilidir. 12 Ağustos 2009’da başvuran sorgu için İstanbul Polis Merkezine götürülmüş ve uluslararası terörizme karışmak şüphesi nedeniyle hakkında alınmış bir sınırdışı kararı olduğu yönünde bilgilendirilmiş, sınırdışı işlemi gerçekleştirilene kadar Kumkapı Yabancı Kabul ve Barınma Merkezi’ne yerleştirilmiştir. Başvuranın eşi insan hakları kuruluşu MAZLUMDER’e hukuki yardım için başvurmuştur. Mazlumder yetkilileri, öncelikle engelli olan başvurucuya yardım için  BMMYK’nın müdahalesini istemiştir.

14 Ağustos 2009’da ulusal mahkeme, başvuranın gözaltında tutulmasının/tutukluluğunun hukukiliğine değinmeksizin, sınırdışı işlemi yönünden yürütmeyi durdurma kararı vermiştir ve başvuran 18 Ağustos 2009’da İçişleri Bakanlığı’nın kararı ile salıverilmiştir. Sınırdışı emri nihayet 22 Nisan 2010’da, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Mahkeme İç Tüzüğünün 39.maddesi kapsamında verilen ve Türk Hükümeti’nin başvuranın sınırdışı kararını askıya alması gerektiğini gösterir ihtiyati tedbir kararı ile kaldırılmıştır. Başvuran, 25 Ekim 2009’da BMMYK’ya mülteci statüsü tanınması için başvuruda bulunmuş ve 22 Kasım 2009’da BMMYK Ankara Ofisi tarafından mülkata alınmıştır. Başvuran, aynı zamanda 24 Aralık 2009’da Tükiye’de sığınma talebinde bulunmuş; fakat daha sonra belirsiz sebeplerle Haziran 2011’de başvurusunu geri çekmiştir. Mart 2013’te Asalya’ya, Türkiye’de sahip olduğu hakiki aile hayatına dayanılarak yenilenebilir bir yıl geçerli uzun dönem geçici ikamet izni verilmiştir. Haziran 2013’te başvuran, eşiyle ayrı düşmesine neden olabileceğinden, mülteci statüsü belirleme işlemi sonucunda üçüncü ülkeye yerleştirilmemek için BMMYK’ya yaptığı mülteci statüsü tanıma başvurusunu geri çekmiştir. 

Asalya, AİHS madde 3’e dayanarak Kumkapı Merkezi’ndeki gözaltı/tutukluluk koşulları bakımından, özellikle kendisi gibi tekerlekli sandalyeye bağlı kişiler yönünden yetersiz koşullar - asansör ve engelli tuvaleti olmayışı – dolayısıyla şikayette bulunmaktadır. Başvuran ayrıca gözaltının/tutukluluğun hukukiliği açısından da AİHS madde 5/1, 5/4 ve 5/5’e dayanarak muhtelif şikayetlerde bulunmuştur. Son olarak, özellikle İsrail’de aranmış olduğu ve kendisi ve ailesi daha önce İsrail güçlerinin hedefi olduğu için İsrail’e ya da Gazze Şeridi’ne sınırdışı edilmesi halinde ciddi bir kötü muamele ve/veya öldürülme riski altında olacağını iddia etmemektedir. Ayrıca, başvuran Gazze Şeridi’ne geri gönderilmesi halinde aynı tıbbi bakımı göremeyeceğini ve günlük ihtiyaçlarının gidermek için kendisine sürekli destek olan eşinden ayrı düşeceğini iddia etmektedir. Başvuran aynı zamanda, söz konusu şikayetleri bakımından ulusal düzeyde etkili bir başvuru yolu olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, AİHS madde 2, 3, 8 ve 13’e dayanmaktadır.

 AİHM’in Temel Tespitleri

(A)     AİHS madde 3’ün İhlali (başvuranın gözaltı/tutukluluk koşulları ile ilgili olarak) (para.41-55)

Mahkeme, başvuranın Kumkapı Merkezi’ndeki gözaltı/tutukluluk koşullarının, masada uyumak ve bir yabancının yardımı olmaksızın tuvaleti kullanamaması gibi, insan onuruna aykırı olduğunu ve nispeten kısa bir süre (12 ve 18 Ağustos 2009 tarihleri arasında) için de olsa gözaltının/tutukluluğun keyfiliğinin manevi ızdırabını şiddetlendirdiğini tespit etmiştir. Bire karşı altı oyla Mahkeme, başvuranın AİHS madde 3’e aykırı biçimde küçük düşürücü muameleye maruz kaldığı görüşündedir. (bkz. para.51-54)

 (B)     AİHS madde 5’in İhlali (gözaltının/tutukluluğun hukukiliğinin incelenmesi için mevcut yargı yollarına ilişkin) (para.56-77)

(i)   Madde 5/1 (Özgürlük ve güvenlik hakkı)

Mahkeme benzer bir şikayeti, Türk hukukunda sınırdışı amacıyla gözaltına alınma usullerini belirleyen açık bir hüküm bulunmadığının tespit edildiği Abdolkhani ve Karimnia/Türkiye (Baş.no.30471/08, 22 Ekim 2009, para.125-135) davasında incelendiğinden bahisle, başvuranın gözaltında tutulmasının/tutukluğunun AİHS madde 5 kapsamında yasal olmadığını belirtmiştir. Müteakiben Mahkeme, mevcut davada önceki kararındaki tespitlerinden sapmasını gerektirecek herhangi bir özel durum olmadığını tespit etmiştir. Mahkeme, Ankara İdare Mahkemesi’nin sınırdışı işleminin yürütmesinin durdurulmasına yönelik verdiği ihtiyati tedbir kararına rağmen başvuranın dört gün daha özgürlüğünden yoksun bırakıldığını vurgulamıştır. Bu sebeplerle, Mahkeme AİHS madde 5/1’in ihlal edildiğine karar vermiştir. (bkz.para.66-68)

(ii)  Madde 5/4 (Gözaltının/tutukluluğunun yasaya uygunluğunun Mahkeme tarafından kısa sürede incelenmesi hakkı)

Mahkeme, başvuranın gözaltında tutulmasının/tutukluluğunun açıkça yasal bir temelden yoksun olmasına karşın, Ankara İdare Mahkemesi’nin sınırdışı işleminin askıya alınmasına dair verilen ilk kararda ya da yargılamanın ilerleyen aşamalarında gözaltının/tutukluluğun kanuniliğini incelemediğini gözlemlemiştir. Mahkeme, AİHS madde 5/4’e aykırı şekilde başvuranın gözaltı/tutukluluk işleminin kısa sürede yasaya uygunluğunun incelenmesi bakımından etkili bir başvuru yolundan mahrum bırakıldığı sonucuna varmıştır. (bkz.para.72-75) 

(iii)  Madde 5/5 (Tazminat hakkı)

Yukarıdaki tespitler ışığında ve Hükümet tarafından başvurana sınırdışı amacıyla kanuna aykırı gözaltı/tutukluluk için tazminat ödendiğine dair herhangi bir delil sunulamaması nedeniyle, Mahkeme başvuranın AİHS madde 5/5’e aykırı biçimde icra edilebilir tazminat hakkına sahip olmadığı sonucuna varmıştır. (bkz.para.76-77) 

(C)     AİHS madde 2, 3, 8 kapsamında şikayetlerin kabul edilemezliği (başvuranın sınırdışı edilmesi tehdidi ile ilgili olarak) (para.79-92)

Mahkeme ilk olarak, AİHM tarafından verilen sınırdışı işleminin askıya alınmasına yönelik geçici tedbir kararını müteakip Ankara İdare Mahkemesi’nin 22 Nisan 2010 tarihinde başvuran hakkında verilen sınırdışı emrinin ortadan kaldırıldığını belirtmiştir. 6 Temmuz 2012’de Bölge İdare Mahkemesi tarafından sınırdışı emrinin ortadan kaldırılması kararının onanmasından sonra, sınırdışı emri icra edilemez hale gelmiştir. Dahası başvurana Mart 2013’te Türkiye’de kurduğu gerçek aile hayatına dayanılarak yenilenebilir bir yıllık geçici ikamet izni verilmiştir. Bu gelişmeler ışığında Mahkeme, başvuranın halihazırda ülkeden ihraç edilme riskiyle karşı karşıya olmadığını belirlemiştir. Dolayısıyla, Mahkeme bu şikayetlerle ilgili olarak AİHS madde 34 kapsamında başvuranın ihlale maruz kaldığı iddiasında bulunamayacağı ve bu şikayetlerinin reddilmesi gerektiği sonucuna varmıştır (para.86-91).

Yukarıda geçen sonuçlar gözönüne alınarak, Mahkeme İç Tüzüğün 39.maddesinin uygulamasına devam edilmemesine karar vermiştir (bkz.para.93).

(D)     AİHS madde 2, 3 ve 8 ile bağlantılı olarak madde 13’ün İhlali (para.94-120)

(i)   Madde 2 ve 3 ile bağlantılı olarak Madde 13

Mahkeme ilk olarak, Türkiye’deki sınırdışı vakıaları bakımından sınırdışı emrinin ortadan kaldırılmasına ilişkin başvuruların otomatik askıya alma etkisi olmayışından ötürü başvuran ile aynı durumdaki herkesin iddialarının öncelikli bağımsız incelemesi yapılmaksızın herhangi bir zamanda sınırdışı edilme riski ile karşı karşıya kalması nedeniyle yargı yollarının etkili yollar olarak kabul edilemeyeceği yönündeki önceki tespitlerini tekrar etmiştir. Söz konusu tespit tek başına AİHS madde 13’ün ihlali teşkil etse de, Mahkeme ayrıca Ankara İdare Mahkemesi’nin başvuranın sınırdışı işlemine karşı yaptığı hukuki itirazı incelerken ‘kişisel risk’ konusunu irdelemediğinin altını çizmiştir. Bu itibarla Mahkeme, Madde 2 ve 3 kapsamındaki sınırdışı tehdidi şikayetleri ile bağlantılı olarak Madde 13’e aykırı biçimde başvurana etkili başvuru yolu tanınmadığı sonucuna varmıştır. (bkz.para.112-114) 

(ii) Madde 8 ile bağlantılı olarak Madde 13

Mahkeme, Ankara İdare Mahkemesi’nin, devlet yetkililerinin kendilerine sağlanan bilgilere dayanarak ileri sürdüğü iddialar ile ilgili olarak, ilgili gerçek koşulların doğrulanması ve ulusal güvenliğin hakikaten tehlikede olup olmadığının değerlendirilmesi amacıyla gerçek bir soruşturma yaptığına dair delil bulunmadığını tespit etmiştir. Ayrıca Mahkeme, ulusal mahkemenin bu konulardaki mutlak sessizliği dolayısıyla, özenli bir inceleme yapmak yerine yetkililerin iddialarının olduğu gibi kabul edildiğini tespit etmiştir. Bunlara ek olarak Mahkeme, İdare Mahkemesi’nin başvuranın sınırdışı edilmesinin kendisinin aile hayatına müdahale edip etmeyeceği ile bu tür bir müdahalenin ulusal güvenliğin korunmasındaki kamu menfaati ile başvuranın aile hayatının muhafaza etmesindeki menfaati arasındaki adil dengeyi sağlaması ya da bozması konularının değerlendirmediğini belirtmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme başvuranın AİHS madde 8 kapsamındaki şikayetlerine ilişkin olarak, itiraz konusunun ihtilaflı yargılama sırasında etraflıca inceleneceği ve başvurana devlet yetkililerinin keyfi iş ve işlemlerine karşı yeterli koruma sağlayacak, etkili bir başvuru yolluna sahip olmadığı sonucuna varmıştır.

(E)      Tazminat

Mahkeme, başvurana 9,750 Euro manevi tazminat ve yargılama gideri olarak da 3,400 Euro ödenmesine karar vermiştir.