Seminer/Panel/Konferans

Abdulhamit Çelik: “Devlet, cezaevlerinde baskı ve şiddetle büyük bir korku imparatorluğu kurmuştur”

Abdulhamit Çelik: “Devlet, cezaevlerinde baskı ve şiddetle büyük bir korku imparatorluğu kurmuştur”

MAZLUMDER Cezaevleri Çalışma Grubu tarafından düzenlenen Cezaevi Söyleşilerinin 11.’sine, Umut Operasyonu kapsamında yaklaşık 5,5 yıl tutuklu kalan Abdulhamit Çelik konuk oldu.

8 Haziran Cumartesi günü Siyasal Vakfı’nda yapılan söyleşi, Cezaevleri Çalışma Grubu Başkanı Av. Kaya Kartal’ın açılış konuşması ve cezaevi söyleşileri sinevizyon gösterimi ile başladı. 
 
Abdulhamit Çelik, dua ederek başladığı konuşmasında ilk olarak kısaca kendini tanıttı. Abdulhamit Çelik, 1989 yılında arkadaşları ile Tevhid Dergisi’ni kurduklarını, daha sonraki bir tarihte ise Selam Gazetesi’ni çıkarmaya başladıklarını belirtti. Yaklaşık 12 yıl medya alanında çalıştığını ifade eden Çelik, özellikle 28 Şubat süreci ve bu süreçte devletin Müslümanlara karşı sergilediği tutum nedeniyle hedef seçildiklerini söyledi.
 
28 Şubat sürecinde Selam Gazetesi’ne de operasyonlar yapıldığını, Selam Gazetesi’nin özellikle Ortadoğu coğrafyasında yaşananlar ve Amerika/İsrail siyasetine yönelik eleştirel haberleri sebebiyle ön plana çıktığını, bu süreçte gazete binasının iki defa kurşunlandığını, iki defa da gazete binasının önüne bombalı paket bırakıldığını belirten Abdulhamit Çelik, “Tüm bu gelişmelere rağmen İslami medya sessiz kaldı. 5 Mayıs 2000 tarihinde de evime yapılan operasyon neticesinde gözaltına alınarak tutuklandım. O gün gece yarısı saat 3,5-4 gibi uyanmış ve sabah namazımı kıldıktan sonra kitap okumaya başlamıştım. Bir an tıkırtılar duydum ve kapı çaldı. Kapıdakinin kim olduğunu sordum. ‘Kapıyı aç, biz polisiz’ cevabını aldım. Kapıyı açtıktan sonra yaklaşık 20-30 polis üzerime çullandı ve beni yere yatırarak ellerimi kelepçeledi. Ardından hemen gözlerimi bağlayarak beni araçlarına götürdüler. Daha ne olduğunu bile anlamama rağmen bana, ‘itiraf et suçunu’ diye baskı yapmaya başladılar. Ne suçu diye sorduğumda ise ‘Uğur Mumcu’yu siz öldürdünüz, itiraf et’ karşılığını vererek bana baskı yapmaya devam ettiler. Karakola getirildiğimde ise daha içeri girer girmez şiddetle muhatap oldum. Orada da ‘suçunu itiraf et, Uğur Mumcu’yu siz öldürdünüz’ diyerek baskı yapmaya devam ettiler” diyerek maruz kaldığı soruşturma işlemlerinin hukuka aykırı olduğunu vurguladı. 
 
Polislerin suç isnadına karşılık Uğur Mumcu’nun Ankara’da öldürüldüğünü, kendisinin ise İstanbul’da yaşadığını ve belirtilen tarihte de İstanbul’da olduğunu belirten Abdulhamit Çelik, tüm itirazlarına rağmen 2 gün boyunca sorgulandığını ve işkenceye uğradığını, bu işkencelerin ise Irak’ta ya da Suriye’de yapılan işkencelerden farksız olduğunu söyledi. Daha sonra Ankara Terörle Mücadele Şubesi’ne sevk edildiklerini belirten Çelik, burada da baskı ve işkence gördüğünü, kaldıkları odaların yüksek katlarda olduğunu ve intihar etmeleri için kasıtlı olarak pencerelerin açık bırakıldığını, devletin baskı ve korku imparatorluğu oluşturduğunu, Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde 9 gün işkence gördükten sonra kendilerine isnat edilen suç dosyalarını imzaladığını ifade etti. 
 
Söyleşide Cezaevleri koşullarına da değinen Abdulhamit Çelik, kendisinin ilk olarak Eskişehir Cezaevinde tutulduğunu söyleyerek şunları anlattı: “Eskişehir Cezaevi oda sistemine dayanıyordu ve her odada tek bir mahpus tutuluyordu. Açık görüş süreleri yetersizdi ve ziyaretçiler de uzun süreli aramalarla yıpratılıyordu. Cezaevinde kaldığım dönemde devlet ‘Eve Dönüş Yasası’nı çıkarmıştı. Bu yasanın diğer adı itirafçı yasasıdır. Bu yasa sebebi ile başvuruda bulunmayan mahpuslar F Tipi Cezaevlerine sevk edilmekle tehdit edildi. Ben de başvuru yapmamıştım ve Ankara 2 No’lu F Tipi Cezaevine sevk edildim. F Tipi Cezaevinin diğer adı ölüm evidir. Burada mahpuslar birbirine para veremez, elektrik mahpuslara para ile veriliyordu. Televizyon ve buzdolabı gibi ihtiyaçlar da pahalı fiyatlarla mahpuslara satılıyordu. Günde üç defa sayım yapılıyordu”.
 
F Tipi Cezaevlerinde üç kitap sınırı olduğunu belirten Abdulhamit Çelik; “Okunan kitaplar, mahpuslar tarafından satın alınan kitaplardır. Üç kitap sınırı sebebi ile kitap değiştirmek istediğimizde bize ait olan kitap bir daha bize verilmemek üzere bizden alınıyor ve yerine yine bizim satın aldığımız başka bir kitap veriliyordu” dedi.
 
Abdulhamit Çelik cezaevlerine ilişkin son olarak şunları söyledi: “Devlet baskı ve şiddetle büyük bir korku imparatorluğu kurmuştur. Zalimler ve müstekbirler, kendilerini ilahlaştırarak Müslümanları aşağılamaya çalışmaktadır. Eğer bu zulme karşı mücadele etmezseniz yenilirsiniz. Sonuçlarını göze almışsanız, inanıyorsanız ve bir hedefiniz varsa, cezaevleri sizi korkutamaz. Orayı bir cennet bahçesi de yapabilirsiniz, bir cehennem çukuru da. Cezaevleri Müslümanlar için birer Yusufi medresedir”.
 
Program, Abdulhamit Çelik’in katılımcıların sorularını cevaplandırması ile son buldu.
 
MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu