…onlardan birine ne zaman bir kız çocuğu olduğu müjdesi verilse, hemen yüzü kararır, içi öfkeyle dolar…16/58
Bugün 8 Mart: İnsanlığın en kadim meselelerinden biri olan cinsiyetçilik-kadının ezilmesi, metalaştırılması ve sömürülmesi problemi üzerine -erkek merkezli (androcentric) bir bakış ile- ihdas edilmiş “dünya kadınlar günü”… Kadın-erkek ve çocuğun, toplumun ve insanlığın en önemli “ortak meselelerinden biri” –belki de ilki- olan cinsiyet ayrımcılığının “kadınlar için tahsis edilmiş” özel bir gün üzerinden gündeme getiriliyor olması, sorunumuz üzerine çokça kafa yormak, çokça emek vermek zorunda olduğumuzun üzücü ama açık bir kanıtıdır.
Ne yazık ki insanlık tarihi kadına hak ettiği yeri/değeri teslim etmek noktasında hiç de iftihar edilebilecek bir manzara sunmamaktadır… Erkek egemen bakış, doğusundan batısına tüm insanlığın ortak ve kadim bir hastalığı olarak tarihten günümüze halen varlığını sürdürmektedir.
Metalaştırılan kadın ve aile
Kadını erkeğin tahakkümünden çıkarmak ve onu toplumun eşit bir ferdi haline getirmek iddiasındaki batı medeniyetinin sağladığı nisbî kazanımlar inkâr edilemese bile bugün modernizm kadını cipsten çikolataya, mobilyadan otomobile hemen her tüketim ürünün yanında verilen bir “promosyon” unsuru olarak “metalaştırmış” aynı anda da kapitalist çarkın ihtiyaç duyduğu ucuz insan gücü seline katarak bu çarkların dayattığı “ideal kadını” gerçekleştirebilmek adına tüketim ateşinin gönüllü körükleyicileri olamaya zorlamıştır. Erkek gözüne göre ve hiç bitmeyecek bir güzelleşme ve güzel olma/kalma maratonuna sokulan kadın, günlük hayatta bile ruhunu ve karakterini cinsel cazibesi ile örten bir kalıp içinde hareket etmeye zorlanmaktadır.
Kadın, erkekle aynı çalışma koşullarına zorlanarak/razı edilerek hem ailenin hem de sermayenin hizmetinde sömürülürken çocuk bakımı da “özelleştirilerek” “profesyonel bir hizmet” haline getirilmiş, anne kokusunu ve sütünü tatmadan yetişen “kreş nesilleri” ile çalışan anneler için aile; seri üretim konutlarında, mesai saatleri sonrası bir araya gelebilecekleri fiziksel/biyolojik bir birliktelik konumuna indirgenmiştir.
Kadına karşı şiddet
Fiziksel ve cinsel saldırılar karşında ne modern-seküler ne de geleneksel-muhafazakâr toplumlar kadını koruyabilmiştir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kadına yönelik fiziksel ve cinsel saldırılar karşısında devlet gerekli adımları atamadığı gibi durumu bir “kadın sorunu” olmasının ötesinde göremeyerek kalıcı çözümler üretememiştir. Sadece yasal ve ekonomik düzenlemelerle çözülemeyecek olan şiddet sorunu, kadınlar başta olmak üzere çocuk ve erkekleri de içine alan ve bireysel silahlanmadan gelir dağılımındaki adaletsizliğe kadar pek çok yönü olan girift bir sorun olarak alarm verme seviyesine varmıştır… Devletin sorunun mahiyeti ve boyutlarını teşhiste son derece dar ve yüzeysel tavrı akılda tutulmakla birlikte sorunun toplumun tüm kesimlerince idrak edilip paylaşılmadan, palyatif çözümlerle ortadan kaldırılamayacağı unutulmamalıdır.
Kadın karşıtı geleneksel (dini) söylem
…Ey Rabbim! dedi, bak, bir kız doğurdum. Hâlbuki Allah, neyi doğuracağını ve erkek çocuğun hiçbir zaman bu kız gibi olamayacağını bilmekteydi… 3/36
Kadın konusunda adil bir değerlendirme yapabilmek adına dini algının da kadın üzerindeki erkek egemen zihniyeti etkilediği teslim edilmelidir. Ataerkil egemenlerin inşa ettiği “kadınsız tapınakları” yıkmak üzere “Meryem’i” gönderen İslam, egemenler hizmetindeki dini figürler eliyle suiistimal edilerek kadına zulmün bir aracı haline getirilmiştir. Egemen dini söylem, dini metinlerin erkek egemen gözle yeniden yorumlanıp uygulanması ile İslam’ın kadına sağladığı tüm sosyo-ekonomik/sosyo-politik kazanımları gasp ederek İslam öncesi anlayışa dönülmesine neden olmuştur. Toplumun ve ailenin iki temel eşit ortağından biri olan kadının asli misyonuna kavuşabilmesi ve salih (sulh içinde) bir toplum kurulabilmesi için Müslümanların kadın algısının adil bir konuma gelebilmesi ve dini literatürün kadın karşıtı söyleminin gözden geçirilmesi gerekmektedir.
Türkiye’de kadın olmak
Meclis, üniversiteler ve kamu kurumlarındaki başörtüsü serbestliği, yasal eksiklikler ve uygulamadaki aksaklıklara rağmen Türkiye tarihinde kadın lehine atılmış en önemli adımlardan biridir. 1934 yılında seçme hakkına sahip olan kadınlar ilk kez 2013 yılında gerçek anlamda seçilme hakkına sahip olmuşlardır… Eğitim ve iş olanakları ilk kez bu dönemde ülkedeki tüm kadınlara açılmıştır…
Bütün bunlarla birlikte ne yazık ki Türkiye kadınlar için hala güvenli bir ülke olamamıştır. Yasal korunma talep etmiş olsalar bile her gün pek çok kadın öldürülmekte ya da çeşitli düzeylerde şiddete maruz kalmaktadır. Kadın ve çocuklara yönelik cinsel suçlardaki artış engellenememekte, bunlara karşı kamu vicdanını tatmin edecek yasal düzenlemeler yapılmamakta ve adli mekanizmalar kadınlar için güven verici şekilde işletilememektedir. Kadına karşı işlenen suçlar karşısında alınan skandal adli ve idari kararlar, kadınları başlarına gelenler karşısında yasal yollara başvurma noktasında isteksizleştirmektedir.
Kadın istihdamını arttırmak için yürütülen politikalar, ev kadınlığı ve anneliğini değersizleştiren ve imkânsızlaştıran bir minvalde yürütülmekte, iş yaşamındaki kadın karşıtı engeller kaldırılmaya çalışılırken erkek ile eşit çalışma koşullarına zorlanan kadın ev ve iş yerinde iki kere çalışmaya itilerek adeta “diri diri gömülmektedir”.
Nasıl olur da (…) çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmayı reddedersiniz? 4/75
Kadın sorunları konuşulurken savaş mağdurları ve mülteci kadınlar da unutulmamalıdır. Suriye başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde devam savaşlar, en çok kadın ve çocukları vurmaktadır. Ayrıca sömürü düzeninin bir sonucu olan göç ve mülteci sorununun en büyük mağdurları da yine kadın ve çocuklardır.
Yıllarca başörtülü kadınların maruz kaldığı ayrımcılığa karşı mücadele ederek Türkiye’deki kadın hakları mücadelesinin savunucuları arasına yer alan MAZLUMDER, 8 Mart Dünya Kadınlar günü vesilesi ile Türkiye’de ve dünyada zulme maruz bırakılan kadınların yanında, ister yasal ister toplumsal ister geleneksel çerçevede gelsin kadına karşı adil olmayan tüm yaklaşımların karşısında olmaya devam edecektir.
Cüneyt Sarıyaşar
MAZLUMDER İstanbul Şubesi
Yönetim Kurulu Başkanı