BASINA VE KAMUOYUNA
( Sivil Toplum Kuruluşlarının Sözü Var! )
Türkiye'de son günlerde yaşanan çatışma ortamı; toplumsal yaşamda, umutsuzluk, karamsarlık ve bölünmüşlüğü derinleştirmektedir; barışı, kardeşliği, geleceğimizi tehdit etmektedir. Kürt Meselesi'nde çözüm üretilmemesinden, çözüme olanak verilmemesinden kaynaklı yaşanan şiddet ortamı akıl tutulmasına yol açmaktadır.
12 Haziran seçimlerinin ertesinde Türkiye, Kürt meselesinde demokratik bir çözüme yaklaşmış, müzakere ve demokratik çabaların da katkı sağlayacağı barış ortamı ve çoğulcu, özgürlükçü, katılımcı, demokratik, sivil bir Anayasa beklentisi oluşmuştu. Bugün ise Türkiye ciddi bir sarsıntı ve savrulma yaşıyor; barış dili, yerini savaş diline bırakıyor, bu da çözüme dair umutları azaltıyor.
Her şeyden önce ölümlere, kan ve gözyaşlarına yol açan" silahlara dur" demek, "bu ülke hepimizin" demek, "hepimiz aynı gemideyiz" in bilincinde olmak gerekmektedir. Bugün yaşamını yitiren her insanımız, bizi biraz daha çözümden uzaklaştırmaktadır.
Siyasal iktidarın soğukkanlı olmasına en çok ihtiyaç duyulduğu günlerdeyiz. Siyasilerin, iktidar ve muhalefetin, TBMM'nin, basının, akil insanların, herkesin öncelikle akan kanın durması için yapabileceklerini esirgememesi lazım. Başta siyasal iktidar olmak üzere, siyasi sorumluluk sahibi tüm aktörler, her kesim barışın inşasına katkıda bulunmalı, ortamı geren tutum ve açıklamalardan uzak durmalı, çözüm için çaba harcamalıdır. Medya organları, toplumda kin ve öfkenin artmasına sebebiyet verecek tarzda yayın yapmaktan uzak durmalı, haber ve yorumlarında basın ilke ve ahlak kurallarına uygun yayın yapmalıdır.
Bu kapsamda TBMM, tatilini yarıda bırakıp acilen üye tam sayısı ile toplanmalı ve BDP de dâhil olmak üzere TBMM çatısı altında soruna çözüm aranmalıdır.
Kürt Meselesi, bir asayiş meselesi değildir. İnsani olduğu kadar sosyal ve siyasal bir meseledir. Türkiye insanının, Türkiye vatandaşlarının meselesidir. Bu mesele, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ekseninde çözülebilir. Toplumsal hafızamız, çatışma ve operasyonların çözüm olmadığını, çözümü ötelediğini, engellediğini; Türkiye'nin kaynaklarını, geleceğimizi ve umutlarımızı yok etmeye yaradığını bize yeterince göstermiştir.
1990'lı yıllarda denenen ve derde deva olmayan " Olağanüstü Valiler 'in ve Özel Timlerin ihdasına, Sınır Ötesi harekâtlara, talimatla yönlendirilen haksız tutuklama ve gözaltlılara, öç almaya, sivil siyasetin dışında sorunu asayiş eksenli gören politikalara dönülmesi, geçmişte de görüldüğü gibi, daha çok kan ve gözyaşı, daha çok hukuksuzluk, daha çok ayrışma demektir. Evet, Türkiye'nin bu meselesinin çözülmeyişi diğer tüm sorunların çözülmesi önünde de engel oluşturmaktadır. Yıllardır, tüm liderlerin "bıçak kemiğe dayandı" söylemi ile başlayan uygulamaların çözüme hizmet etmediği hafızalarımızda tazedir. Yeni bir dil lazım. Ancak bu dil savaş dili değil, barış dili olmalıdır. Bugünün savaş naraları, geleceğin yıkımı ve yarının utancı olacaktır. Gelecek nesillere karşı sorumluluğumuz olduğunu unutmamalıyız,
Türkiye'de başta iktidar ve muhalefetten beklenen; kalıcı bir barış ve kardeşlik ortamının, huzur ve güvenin, demokrasi ve insan haklarının, adaletin, çağın gereklerine uygun tarzda inşası ve Kürt Meselesi için çözüm üretmektir. Bunun ilk adımı da operasyonların durması ve silahların susmasını sağlamaktır.
Bizler aşağıda imzası bulunan Sivil Toplum Kuruluşları olarak bu gidişattan endişe duymaktayız. Her çatışma ve her ölüm, çözümsüzlüğü daha çok derinleştirmekte, Türkiye'yi karanlığa doğru sürüklemektedir. Herkesi aklıselime davet ediyoruz. Yarın çok geç olmadan bu gidişata dur demek için "devletin operasyonları durdurması, PKK'nin de silahları susturması" gerekir.