Basın Açıklamaları

12 EYLÜL’ÜN “GÖZARDI EDİLEN MAĞDURLAR”I KONUŞTU: “FİLİSTİN ASKISI İLE İŞKENCELER GÖRDÜK”

MAZLUMDER İstanbul Şubesi, 12 Eylül Darbesi’nin yıldönümü sebebiyle 11 Eylül Pazar günü Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde “12 Eylül Darbesinin Kurduğu Düzen ve Gözardı Edilen Mağdurları” başlıklı bir panel düzenledi.

Moderatörlüğünü MAZLUMDER İstanbul Şube Başkan Yardımcısı Araştırmacı-Yazar Mehmet Yaşar Soyalan’ın yaptığı panele Prof. Ömer Çaha, İhsan Eliaçık, Doç. Ramazan Yelken ve Adil Akkoyunlu konuşmacı olarak, Hüsnü Kılıç, Hüseyin Goncagül ve Halis Özdemir de Şahitlikler bölümünde yaşadıklarını anlatmak üzere katıldılar.

Panelin açılışında Mehmet Yaşar Soyalan şunları söyledi “Bundan 32 sene önce biz tankların sesiyle ve bütün özgürlüklerimizin askıya alındığını duyarak uyandık. Biz bugün darbe sonrasında nasıl bir düzen kuruldu, birey ve toplumun kimliksizleştirilmesi için neler yapıldı, toplum nasıl bir korku tüneline ve travmaya sokuldu, birini ötekinin üzerinden nasıl dövdüler ve ötekileştirdiler ve toplum bundan ders aldı mı? sorularının cevaplarını arayacağız”.

MAZLUMDER’in sadece İslami kesimin değil her kesimin mağduriyetini gündeme getirip, bu mağduriyetlerin giderilmesi için çalışan bir dernek olduğunu ve bugün de 12 Eylül darbesi ile mağdur olmuş İslami kesimin sıkıntılarını dile getireceklerini belirten Soyalan “12 Eylül darbesi bir tepkinin, bir kızgınlığın sonucunda oluşmuş bir darbe değildir ve her darbe bir öncekini devamıdır. Bu darbelerin her biri bir sosyal mühendislik projesi ve yıllarca süren bir planlamanın sonucudur” dedi.

12 Eylül darbesi ile İslamcılar hiç mağdur olmamış gibi davranıldığını söyleyen Soyalan, “İslamcılar tahrik edilmelerine, pek çok insanının katledilmesine rağmen ellerine silah almadıklar, hiç bir grup ve devletin güvenlik güçleri ile silahlı çatışma içerisine girmediler, sivil kalmayı başardılar ancak böyle davranmaları onların ceza evlerine doldurulup işkence görmelerine engel olmadı" dedi.

Panelde ilk ilk konuşmayı Doç. Ramazan Yelken Yaptı. Yelken neredeyse T.C. vatandaşı her bireyin bir şekilde darbenin sıkıntısını yaşadığını belirterek darbelerin iyi analiz edilerek farkındalık düzeyinin artırılması gerektiğini söyledi. Yelken sözlerine şöyle devam etti: “Vesayetçi düzen, genetiği bozulmuş fikir hareketleri ile toplum içindeki farklı kesimleri birbirine karşı kışkırttı. Mesela o zamanlarda Ülkücülerin Kürtler diye bir düşmanı yoktu. Bu gün de sol diye bir düşmanı yok. Bu, 12 Eylül’den sonra ortaya çıktı. Vesayetçi sistem toplum gibi hükümeti de zayıf düşürerek darbe ortamını oluşturdu. Tüm bu kaos hareketleri mükemmel bir şekilde yönetiliyor, tamamen çaresiz bir toplum yaratmaya çalışılıyordu. Bir toplumu büyük bir felakete sürükleyip bunu çok iyileştirici, kurtarıcı bir hareket gibi göstermek dehşet verici bir şeydir ve bu durumu iyi analiz etmek lazım”.

Daha sonra konuşan Adil Akkoyunlu 12 Eylü darbesi sırasında yaşadıkları sıkıntıları ve gördüğü işkenceleri anlattı. “O dönemlerde askerler evimizi bastıklarında üzerinde Arapça yazı olan ne varsa yerlere fırlattılar. Kur'an dahil, bütün kitapları ayak altına attılar. Bunu yapan bizim ülkemizin askerleriydi ve bu büyük bir felaketin habercisiydi. 12 Eylül bir milattır, bir toplumu mahvedip yeni bir nesil yetiştirmeye başladılar. Ülkücüleri, solcuları bitirdiler ve Müslümanlar büyük bir yara aldı. Bize işkenceler ettiler. 12 Eylül ülküsüz ülkücü ve sosyalist olmayan solcular yetiştirdi, menfaatçi, korkak, ürkek, idealsiz, çıkarcı bir nesil yetiştirdi” dedi. Konuşması sırasında 12 Eylül darbesi döneminde yaşadığı tutukluluk dönemini ve kendisine yapılan işkenceleri gözyaşları içerisinde anlatan Akkoyunlu, içeride aklını yitirme noktasına geldiğini, kendi çocuğunu tanımadığını söyledi. "İşkencenin her türlüsü zordu da İsraillilerin Filistinlilere uyguladığı ‘Filistin askısı’na dayanmak mümkün değildi. Sonu her zaman bayılma ile sonuçlanıyordu" dedi.

Yazar İhsan Eliaçık ise o dönemde yaşadıklarını, tutuklanma ve mahkumiyet günlerini anlattı. Eliaçık, 12 Eylül dönemindeki gençliğin çok dinamik, kendini yetiştirmiş bir kuşak olduğunu söyleyerek “Devlet o gençlere kıydı, onları sildi, yok etti. Türkiye’nin en zihni, fikri açık, vicdanı hür olarak yetişmiş, sağcı ve solcu birçok iyi insanları ile birlikte aynı koğuşta kaldım. 12 Eylül direk İslamcılara karşı yapılmamıştır ama İslamcılar da ağır darbeler almıştır. Ancak 28 Şubat, direk İslami kesime yönelik olmuştur. Biz feci bir oyunun zavallı figüranları konumuna düşürüldük, bunu önce kabul etmek zorundayız, yoksa tedavi olamayız” dedi.

Daha sonra “Şahitlikler” kısmında konuşan Hüsnü Kılıç, “Biz mücadele adamıydık, kendimi bir mağdur olarak görmedim, böyle bir edebiyat yapmadım, bu bizim davamızın bir bedeliydi. Stratejik olarak Müslüman camia 12 Eylül’den bir malzeme üretme çabası içine girmemiştir. Asıl mağduriyetin gördüğüm işkencelerin olmadığını ama ailemin ve çevremin yaşamak zorunda bırakıldığı şartlardan dolayı onların ve dayatmalara maruz kalan toplum üyelerinin mağdur olduğunu düşünüyorum” dedi.

Kılıç’tan sonra söz alan Hüseyin Goncagül ise 12 Eylül’de tutuklanma sürecini ve yaşadıklarını esprili bir bakış açısıyla dinleyicilerle paylaştı.

Mamak Zindanlarında Bir Akıncı kitabının yazarı Halis Özdemir ise o dönemde yaşadıklarını anlatırken darbe sonbrasında Akıncılar, Milli Türk Talebe Birliği gibi mağdur kurumlar ile kendi camialarının ilgilenmediğini, gündemlerine almayıp unutmayı tercih ettiklerini ifade etti.

Son olarak konuşan Panelist Prof. Ömer Çaha ise 12 Eylül’ü anlamak için 27 Mayıs ve onun arka planına da bakmak gerektiğini, tüm bu darbelerin yeni bir millet yaratma projesi olduğunu söyleyerek Ermeni meselesi ve Kürt meselesi gibi sorunların da bir şekilde bu amaçla bağlantılı olarak ortaya çıktığını belirtti. Çaha “Dönemin devlet eliti, Osmanlı’dan gelen farklılıkları, çeşitlilikleri dikkate almadı. Devlete bağlı eğitim gibi aygıtları da böyle dizayn etti. Darbe ile demokrasi de geriye gitmiştir. Ancak Cumhuriyetin kuruluş paradigması da zaten bizim konuştuğumuz bu darbe süreçlerinden çok farklı değildir. Cumhuriyet tek tip bir vatandaş yetiştirme sistemi üzerine kuruluydu, 1946'lı yıllara kadar böyle geldiler. İkinci Dünya savaşından sonra Avrupa değişince, Batı'nın zorlaması ile de olsa Türkiye de değişmek zorunda kaldı. Böylece çok partili sisteme geçildi. Çok partili sistemde bu vesayet sisitemi büyük darbe almıştı. Buldukları her fısatta yaptıkları darbelerle bu vesayet sistemini yeniden kurmaya çalıştılar.” dedi.

12 Eylül’ün hem toplumu hem de siyaseti hedef aldığını söyleyen Çaha, parçalı bir siyaset getirerek siyasetin zayıflatıldığını, merkez sağın çökertildiğini belirtti. Ömer Çaha “12 Eylül öncesinde sistemi dönüştürmeye çalışan İslamcılık ve Sosyalizm gibi cumhuriyet modeline alternatif ideolojiler vardı. 12 Eylül darbesi bunları kamusal alandan tasfiye etti ve ideolojilerden arınmış bir kamusal alan oluşturmayı hedefledi. Ben bugünkü tablonun daha iyi olduğunu düşünüyorum. Ancak, Toplum devletin ablukası altında olmaya devam ediyor. Bundan kurtulmak için yeni bir anayasaya ihtiyaç var” dedi.

MAZLUMDER İstanbul Şubesi Basın Bürosu