10 Aralık tarihi, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin kabul ve ilan edildiği tarihtir. Her yıl 10–17 Aralık tarihleri insan hakları haftası olarak kutlanmakta ve insan haklarına ilişkin veriler insan hakları örgütlerince kamuoyuna açıklanmaktadır.
Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi üzülerek ifade etmek gerekir ki, son dönemde yaşanan gelişmelere baktığımızda insan hakları açısından çok olumlu gelişmeler göremiyoruz.
Ülkemiz halen otoriter nitelikli, insanı merkezine almayan, katı ve güvenlikçi 12 Eylül darbe anayasasından ve zihniyetinden kurtulabilmiş değildir. Parlamento tarafından yürütülen yeni anayasa çalışmaları uzlaşmadan uzak ve ümit vermemektedir. Türkiye’nin çeşitlilik, çoğulculuk ve çok kültürlülük alanında bütün özgürlükleri teminat altına almış, sivil ve demokratik bir anayasa ihtiyacı gün geçtikçe kendini daha çok hissettirmektedir.
Kürt sorununun barışçıl yöntemler geliştirilerek siyasetçiler, aydınlar ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla çözülmesi gerekirken, ülkede güdülen şiddet yanlı politikalar ortamı germeye devam etmektedir. Gerek devletin Kürt Sorununu asayişçi yöntemlerle çözme ısrarı, gerekse de PKK’nin şiddet yöntemlerine başvurması, insan hakları açısından umut kırıcıdır. Kürt Sorununun çözümünde en büyük aktör siyaset kurumudur. Başta Batman olmak üzere ülkenin her tarafında devam eden siyasi operasyonlar ve Kürt siyasetçilerine yönelik tutuklamalar kurumumuzca kaygıyla izlenmektedir. En başta ifade hürriyeti ve özgür siyaset imkânlarını zedeleyen siyasi operasyonlara derhal son verilmesi gerekmektedir.
İfade Hürriyeti açısından geçtiğimiz yıl yine birçok ihlal yaşanmış, birçok siyasetçi, sivil toplum kuruluşu temsilcisi, gazeteci ve bireyler tamamıyla ifade hürriyeti sınırlarına giren eylem ve sözlerinden dolayı yargılanmış ve ceza almışlardır.
Azınlık hakları konusunda toplumda gerginliğin devam etmesi sorunların çözümünü zorlaştırmaktadır. Azınlıkların farklı mezhebi ve cemaatsel yapılanmaları ve ibadet özgürlükleri kısıtlanmamalıdır.
Ülke kamuoyuna da yansıyan birçok yargı kararından da anlaşılacağı üzere, mevcut yargı sistemi vatandaşın elinden tutup adalete ulaştırma işlevinden çok, sistemi ve kamu otoritesini koruyup kollama işlevine bürünmüştür. Kamuoyunda pek bilinmese de AİHM kararları sonucu Türkiye yüksek tazminat rakamları ödemeye devam etmektedir. Yargının siyasallaşmasının bedelini sorumlular yerine halkın tümü ödemektedir.
Türkiye’de daha da kötüleşen bir başka ihlal alanı ise din ve vicdan özgürlüğü alanıdır. Başörtüsü yasağı hayatın her alanında acımasız örneklerini sergilemeye devam etmektedir. Halen birçok meslek alanından başörtülü kadınlar mesleki faaliyetlerini icra edememektedir. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı Kılık Kıyafet Yönetmeliği marifetiyle imam hatipli öğrenciler ve seçmeli Kuran dersi alan öğrenciler dışında ilk, orta ve lise öğrencilerine başörtüsünün yasaklanmasını ise kınıyoruz. Başörtüsü ile ilgili hiçbir alan farkı gözetilmeksizin sınırsız özgürlüklerin sağlanması gerekmekte ve ülkede yaşanan bu ayıp ve küçük düşürücü muamelelere derhal son verilmelidir.
Farklı kesimlerden sivil toplum örgütlerine yönelik baskılarda artışlar görülmüştür. Halen yapılan operasyonlarla sivil toplum kuruluşu temsilcileri tutuklanmakta ve birçoğu da cezaevinde adil bir yargılanma beklemektedir.
Hukukla bağdaşmayan katsayı adaletsizliğinin kalkması olumlu bir gelişme iken, dayatmacı ve tekçi eğitim sisteminin sürdürülmesi yine öğrenim hakkı açısından ihlal niteliği taşımaya devam etmektedir.
Basın özgürlüğü alanında 2012 yılı olumsuz bir yıl olmuştur. Talimatla işlerinden kovulan gazeteciler gerçeği ülke gündemine damgasını vurmuş, bunun yarattığı baskı sonucu gazeteciler çok ciddi bir oto sansür uygulamasına geçmişlerdir.
Mülteci hakları genellikle toplumun gündeminde olmasa da artan bir oranda belirgin insan hakları ihlallerine yol açmıştır. Türkiye'nin ilticada geçiş merkezi olmasından dolayı insan ticaretinin tüm yüz kızartıcı örnekleri meydana çıkmıştır. Türkiye'de çeşitli kamplarda yaşayan mülteciler belirsizlikten kurtarılıp gayri insani yaşam koşullarından kurtarılmalıdır.. Ayrıca Batman’da sayıları gittikçe artan mültecilerin yaşam koşulları ve hakları konusunda sivil toplum kuruluşlarının tüm girişimlerine rağmen, yerel kamu otoritesinin sessiz kalışı bizleri kaygılandırmaktadır.
Ülke genelinde kadına yönelik şiddet eylemleri ve cinayet sayılarındaki artış, bu alana yönelik tedbirlerin hayatın her alanında alınması gereğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Yine çocuk hakları alanında sorunun kökenine yönelik tematik çalışmalar yapılmamakta ve çocuk hakları alanında ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ülke genelinde ve ilimizde çocukların kriminalize olma oranındaki artış, bizleri kaygılandırmaktadır. Ayrıca, Sosyal Hizmet Kurumlarında ve okullarda yaşanmaya devam eden uyuşturucu kullanımı, cinsel taciz ve dayak vakıaları her geçen gün soruna somut ve şefkatli çözümler bulunmasını zorunlu hale getirmektedir.
MAZLUMDER adil, barışçıl ve insani tutumlarını muhafaza edip, insan hakları mücadelesini sürdürmeye devam edecektir. Bu alanda bütün taleplerimizi gerçekleştirmek için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.
Murat ÇİÇEK
MAZLUMDER Batman Şube Başkanı