Basın Açıklamaları

Yolunu Kaybeden Yargı ve Emniyet Teşkilatı, Hukukun İşaret Ettiği Yola Dönmelidir

Yolunu Kaybeden Yargı ve Emniyet Teşkilatı, Hukukun İşaret Ettiği Yola Dönmelidir

Türkiye’de gittikçe artan; Adil Yargılanma Hakkı ihlalleri, özellikle siyasi dosyalar ya da yargıya/iktidara yönelik eleştiriler karşısında kolluğun ve savcılıkların başvurduğu hukuksuz ve sert uygulamalar, bir kısım makbul vatandaş/siyasetçiye sunulan “masumiyet, lekelenmeme ve soruşturma gizliliği” gibi hukuk güvencelerinin sıradan vatandaşlardan ya da muhalif düşüncelere sahip kişi ve kurumlardan esirgenmesi gibi pratikler, apaçık bir şekilde yolunu kaybetmiş bir yargı düzenine işaret etmektedir. Yargı, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından oldukça kullanışlı bir sopa haline getirilmiştir. Bu konularda daha önce defalarca hukuka dönüş çağrısı ve hukuksuzluklara dikkat çekmek amacıyla açıklamalar, raporlamalar ve protestolar yaptık ancak gelinen aşamada hukuksuzluk “yol” haline gelmiş durumdadır.

Geçtiğimiz haftalarda Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilen bir soruşturmayla alakalı eleştirilerimiz daha ortada dururken, Ankara ve Mersin'de devam etmekte olan birtakım soruşturma dosyalarına dair bazı bilgiler kamuoyuna yansımıştır. Savcılık talepleri doğrultusunda Antalya 1. Sulh Ceza Hakimliği ve Adana 6. Sulh Ceza Hakimliği gibi hakimliklerin önceki tarihlerde aldıkları kararlar ile İslam dünyasının önemli mütefekkirlerinden Mısırlı düşünür ve aksiyon adamı Seyyid Kutub’un "Yoldaki İşaretler", "Cihad & Şehadet" ve "Davetin Temel Özelliği" eserlerinin suç unsuru olarak değerlendirildiği, bu kitaplar hakkında yasak ve toplatma kararı aldıkları ortaya çıkmıştır.

Bahse konu soruşturma dosyaları kapsamında şüphelilere, Seyyid Kutub'un kitapları kastedilerek, "Kitapları nereden ve ne zaman temin ettiniz", "Kitapları temin etmekteki amacınız nedir", "Bu kitapların içeriğinde hangi hususlar anlatılmaktadır" gibi sorular sorulduğu öğrenilmiştir. Yasak kararlarının kamuoyuna yansıması üzerine Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nca bir açıklama yapılmış, "Yoldaki İşaretler" eserine ilişkin yasak ve toplatma kararının 16 Ekim 2026 tarihinde kaldırıldığı ifade edilmiştir. Ancak bu açıklama, bahse konu kitaplar yönünden yasaklama ve toplatma kararları alındığını, soruşturma şüphelilerinin bu kitaplar sebebiyle töhmet altında bırakıldığını, bazı kolluk ve savcılık makamları ile sorgu hakimliklerinin bakış açısının bu yönde olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bu örnekler basına ve kamuoyuna yansıyan çarpıcı örnekler olmakla beraber, benzer nitelikte genel bir tutumun varlığı da gözden kaçırılmamalıdır. Farklı mütefekkirlerin kitapları hakkında da benzer bir yaklaşım bulunduğu, başka şehirlerde de benzer uygulamalar olduğu, bahse konu kitapların ya da genel olarak çeşitli mütefekkirlere ait kitapların soruşturma dosyalarında hala suç unsuru olarak yer aldığı göz ardı edilmemelidir.

Yaklaşık 70 yıldır Türkiye’de pek çok farklı yayınevi tarafından defalarca basılan, akademik çalışmalara konu olan ve geniş bir okur kitlesine ulaşan bu eserlerin ya da farklı mütefekkirlere ait eserlerin yasaklanması, suç delili addedilerek şüpheli ifadelerinde gündem edilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün apaçık ihlalidir. Türkiye’nin darbe dönemlerinde sıkça şahit olduğu "kitap toplatma ve yasaklama" garabetinin yeniden hortlatılması, "cihad", "tevhid", "infak" gibi Kur’ani kavramların ideolojik takıntılar, cehalet ve art niyetle kriminalize edilmesi kabul edilemez. Belirtmek gerekir ki bu bir ilk değildir ve uzun yıllardır süregelen, değişmeyen bir zihniyetin tezahürüdür. Daha önce de "terör" adı altında yapılan operasyonlarda dini kitaplar "örgüt materyali" gibi dizilerek emniyet mensuplarınca teşhir edilmiş, İslam düşüncesine dair yazılan eserler suç unsuru gibi gösterilmiştir.

Fikirler yasaklarla, sansürle veya toplatma kararlarıyla ortadan kaldırılamaz. Yargı organlarının düşünceyi denetleyen, topluma neyi okuyup neyi okuyamayacağını dikte eden bir sansür ve tahakküm mekanizmasına dönüşmesi, hukuk devleti ilkesi yönünden kabul edilemezdir. Maalesef Türkiye değişen iktidarlara ve geçen onlarca yıla rağmen bu baskıcı zihniyeti aşamamıştır. Hayattayken fikirleri yüzünden sansüre uğramış, tutuklanmış ve idam edilmiş bir düşünce adamının eserlerinin bugünün Türkiye'sinde de sansüre tabi tutulması ve suç unsuru olarak gösterilmesi son derece vahim ve utanç verici bir gelişmedir.

MAZLUMDER olarak;

- Düşünce özgürlüğünü hedef alan, darbe dönemlerinin baskıcı ve yasakçı zihniyetini çağrıştıran kolluk ve yargı uygulamalarını kınıyor,

- Kolluk ve yargı görevlilerinin entelektüel kapasitesini ve ifade özgürlüğü açısından vizyonlarını geliştirecek eğitim tedbirlerinin alınmasını bekliyor,

- Yargı mercilerini ve idari makamları, düşünce ve ifade özgürlüğünü daraltan keyfi uygulamalara son vererek hukuka uygun hareket etmeye davet ediyoruz.