Türkiye’de son dönemde yüksek yargı kararlarının uygulanmasına ilişkin ciddi bir kriz yaşanmaktadır. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM) verilen ihlal kararlarına mahkemeler direnmekte, bu nedenle ihlaller giderilememektedir. Konuyla ilgili 2 sene önce, “Yargı Krizinin Panzehiri Hukuka Dönüş ve Aklıselimdir” (https://mazlumder.org/tr/main/faaliyetler/basin-aciklamalari/1/yargi-krizinin-panzehiri-hukuka-donus-ve-akli/14330) başlıklı açıklamamızda dile getirdiğimiz hususlar, maalesef güncelliğini korumaktır.
Yaşanan son örnekte Gezi Parkı davası sanıklarından Tayfun Kahraman’ın başvurusu sonucu AYM tarafından verilen “adil yargılanma hakkının” ve “hakkaniyete uygun yargılanma güvencelerinin” ihlal edildiği yönündeki karar, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tanınmamış; mahkeme yeniden yargılama, infazın durdurulması ve tahliye taleplerini “yetki gaspı” iddiasıyla reddetmiştir. Bu karara yapılan itiraz da İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiş, böylece AYM kararının uygulanması engellenmiştir. Daha önce de Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili seçilen Can Atalay hakkında verilen ihlal kararları, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararlarıyla uygulanamaz hâle gelmiş; bu durum yüksek mahkemeler arasında bir yargı krizine dönüşmüştür.
AİHM’in Osman Kavala’nın tutukluluğuna ve ByLock kullanımı nedeniyle terör örgütü üyeliğinden mahkûm edilen Yüksel Yalçınkaya’ya ilişkin verdiği bağlayıcı ve kesin nitelikteki ihlal kararlarının da hukuken gereği yerine getirilmemiştir. Geçtiğimiz günlerde Selahattin Demirtaş hakkında verilen AİHM kararının uygulanıp uygulanmayacağı ise kamuoyunda tartışma konusu olmuştur. Oysa yargı kararlarının uygulanmasında politik gelişmeler değil, Anayasa ve ilgili kanunlar esas alınmalıdır.
Anayasa’nın, “AYM kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar” ve “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir” hükümleri son derece açıktır. Buna rağmen mahkemelerin çeşitli gerekçeler öne sürerek AYM ve AİHM kararlarını uygulamaktan kaçınması, açıkça yetkinin kötüye kullanımı anlamına gelmektedir. Bu durum, hukuk devletinin temelini oluşturan hukuk güvenliği, yargının bağımsızlığı ve yargı kararlarının bağlayıcılığı ilkelerini ciddi biçimde zedelemektedir. Ayrıca sadece bireysel mağduriyetlere değil, toplumsal adalet duygusunun yıkımına da yol açmaktadır.
Adalet, yalnızca bir kararın verilmesini değil, o kararın uygulanmasını da kapsar. Yargı kararlarının tanınmadığı bir yerde hiç kimsenin hakkı ve güvenliği korunmuş sayılamaz.
MAZLUMDER olarak,
- Anayasa hükümlerinin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve tüm kişi ve kuruluşları bağlayan temel hukuk kuralları olduğunu hatırlatır;
- Bu çerçevede AYM ve AİHM kararlarının gecikmeksizin ve eksiksiz biçimde uygulanmasını talep ederiz.