Van MAZLUMDER’den, Halepçe Katliamını Anma Programı
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği MAZLUMDER Van Şubesinin organize ettiği Halepçe Katliamı'nın 26. yılı dolayısıyla anma etkinliği programına Van’da faaliyet gösteren çok sayıdaki Sivil Toplum Kuruluşu (STK) yöneticileri ve gönüllüleri katıldılar. MAZLUMDER Van şubesi ve çok sayıdaki sivil toplum kuruluşu, Halepçe Katliamı'nda hayatını kaybeden insanlar için Van Ticaret ve Sanayi Odası Erek Salonu’nda anma etkinliğine katılarak, zulüm karşısında sessiz kalmadıklarını beyan ettiler. Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başlayan etkinlikte açılış konuşmasını, Mazlumder Van Şube Başkanı Yakup Aslan yaptı. 20. yüzyılda tüm insani değerlere karşı geliştirilen en korkunç vahşetin Halepçe Katliamı olduğunu söyleyen Aslan, katliamın 26. yılına girildiğini hatırlattı. Aslan, katliamın meydana geldiği 16 Mart 1988’i şöyle anlattı: "Takvim yaprakları, o günü gösterdiğinde savaş uçaklarının ürküten sesi, zamana hakim olmuştu. Bombalar tarihin en büyük katliamlarından birini gerçekleştirme yolunda, kentin kalbini parçalıyordu. 16 Mart'ta zaman dondu, çocuklarımız, kadınlarımız, eline sapan bile almamış gençlerimiz, o topraklarda ‘kurulmasından korkulan bir Kürdistan devleti’ yüzünden sonsuza kadar donup kaldılar.”
Aslan’ın, Kürdistan’da gerçekleştiren katliamın sadece Halepçe ile sınırlı olmadığını belirttiği konuşmasının tam metni:
![]() |
“Saygıdeğer misafirler, Halepçe Katliamında hayatını kaybeden insanlar için düzenlediğimiz etkinliğe katılımınızdan dolayı Mazlumder Van Şubesi adına hepinizi selamlıyorum.
“Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir…” L. A. Seneca (Lucius Annaeus Seneca) böyle diyor…
20. yüzyılda tüm insani değerlere karşı geliştirilen en korkunç vahşetin, bugün 26. yıldönümünü yaşıyoruz. Takvim yaprakları 16 Mart 1988'i gösterdiğinde savaş uçaklarının ürküten sesi, zamana hakim olmuştu. Bombalar tarihin en büyük katliamlardan birini gerçekleştirme yolunda, kentin kalbini parçalıyordu. 16 Martta zaman dondu, çocuklarımız, kadınlarımız, eline sapan bile almamış gençlerimiz, o topraklarda ‘kurulmasından korkulan bir Kürdistan devleti’ yüzünden sonsuza kadar donup kaldılar.
”Önce mis gibi elma kokusu hissedildi, sonra ölüm…”
”Memede çocuklar öldü, pirinç tarlasında kadınlar, çiçekler, kuşlar öldü. Hayat öldü…”
Saddam Hüseyin 23 Şubat-16 Eylül 1988 tarihleri arasında, Enfal Harekâtı’nı şiddetlendirdi. Bu dönemde Mart ayında İran ordusu “Zafer-7 Harekâtı” adlı genel bir saldırı başlattı. Celal Talabani liderliğindeki (Kürdistan Yurtseverler Birliği)‘ne bağlı Peşmergeler de İran Ordusu ile işbirliği yaparak Halepçe kasabasına girdi. Saddam, İran ordusunun ilerlemesini durdurmak için (Kimyasal Ali lakabıyla tanınan) Kuzey Cephesi Komutanı Korgeneral Alî Hasan Macid Tikritî‘ye zehirli gaz kullanma emrini verdi.
16 Mart 1988′de sekiz MiG-23 savaş uçağı Halepçe kasabasına kimyasal silahlarla bombardıman düzenledi.
Saddam Hüseyin'in kimyasal bombaları ilk anda 5.000 Kürd'ün ölümüne, 15.000'inin de yaralanmasına neden oldu. Bu rakamlar, faciayla ilgili ilk sayısal verilerdir.
Bombardımandan kurtulan on binlerce insan, Türkiye sınırına dayanmıştı. Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri, katliamdan kaçanları sınırdan içeri almamakta direnince, Hakkâri ve Şırnak halkının baskısı ile sınırları açmak zorunda kalmıştı.
Saddan daha önceleri de İran’da defalarca kimyasal silah kullanılmıştı. Ama dünya sağırdı…Eğer dünya İran’a karşı kullanılan kimyasal gaza karşı sessiz ve sağır kalmasaydı, belki o zaman Halepçe Katliamı olmayacaktı.
Saddam, 1983′te Hacı Ümran bölgesinde yüz, 1984′ün Ekim ayında Süleymaniye yakınlarındaki Penjavin’de de üç binin üzerinde kişiyi “hardal gazı” ile katletmişti…
Halepçe katliamına babasının kucağında yakalanmış olan bebeğin fotoğrafıyla, yaşananları dünyaya duyuran gazeteci Ramazan Öztürk, şu tanıklığı yapıyordu:
"Bütün sokaklar cesetlerle doluydu. Etrafta dayanılmaz bir koku hâkimdi. Körpecik bebelerden bazılarının derileri kavrulmuş, bazılarının vücudu mosmor kesilmişti. Bazı bebekler annelerinin kucağından fırlamış, yerde sere serpe yatıyorlardı. Kimi evinin avlusunda kurulmuş sofra başında, kimi kapının eşiğinde, kimi bebeğini emzirirken, kimi oyun oynarken yakalanmıştı zehirli ölümün pençesine... Şehrin dışındaki tarlalarda ise, toplu halde ölmüş yüzlerce insan vardı. Uzaktan bakıldığında, sanki tarlalarda ot yerine insan bedenleri biçilmişti. Bu açık hava mezarlığında, yine kadın ve çocuklar çoğunluktaydı. Hepsi korkunç ölüme teslim olmuşlardı.
Bazıları ise, su birikintilerinin başında ölüvermişlerdi. Bunlar da, kimyasal gazların yaktığı vücutlarını, suyla ıslatarak kurtulmaya çalışanlardı. Toplu cesetlerin arka planında, otlarken yine zehirli gazın etkisiyle telef olmuş ve vücutları şişmiş hayvanların görüntüsü göze çarpıyordu. Kısacası, bomba isabeti almış birkaç binanın dışında her şey yerli yerindeydi, ama bütün canlılar ölmüştü."
Uzmanlar Hardal gazının etkilerini şöyle dile getiriyor: "Nagazaki ve Hiroşima'da iyonlaşan atomların tersine Hardal gazı gelecekteki nesil için de inanılmaz zararlar taşıyor. 10 yıl sonra bile insanlar çeşitli acılar çekiyor özellikle uzun vadede DNA üzerinde yaptığı zarar var."
İnsanlık tarihine düşen kara lekelerden biri olan Halepçe Katliamı'nın altında, eski Irak diktatörü Saddam Hüseyin'in imzası var..
İşin en acı tarafı ise, 'Halepçe Katliamı'nın, dünya kamuoyunda hala gereken yankıyı bulamamasıdır.
Halepçe katliamından üç gün sonra, Kuveyt’te toplanan İslam Konferansı bu olaydan tek kelime bile söz etmedi. Katliamdan altı ay sonra Irak’ta Saddam ile kucaklaşan Turgut Özal da olaydan bahsetmedi.
Halepçe Katliamı'nın yarattığı toplumsal travmanın izleri kolay kolay silinmeyecek...
Her ne kadar bu katliamın baş sorumlusu Saddam olsa da, bu kimyasal silahların ABD, Fransa, Almanya patentli olduğu daha sonra açığa çıkmıştı. Nitekim dünya ülkeleri uzun süre bu katliama sessiz kalmış ve ölen binlerce Kürt görmezden gelinmişti.
'Hayat zehirlenmişti.'
Bombalamaların ardından her şey zehirlendi. Halepçe katliamından yalnızca altı ay sonra, 25 Ağustos’ta bir katliam daha yaşandı. “Kimyasal silahlar atıldıktan sonra, Kürtler büyük bir paniğe kapıldılar ve ülkenin kuzey sınırına doğru kaçmaya başladılar. Şeyhan bölgesinde dar bir vadiye sığındılar. Vadiye zehirli gazlar atıldı. 10-15 dakika içinde üç binin üzerinde insan öldü. Bir kaç gün içinde vadide zehirli gazların etkisi azaldı. Vadiye buldozerler girdi, insanlarının cesetlerini toplu mezarlara, çukurlara doldurdular.”
Hardal gazıyla Kürtlere yönelik katliam politikası, 1983, 1984, 1988′de defalarca tekrarlanmıştı.
19 Ağustos 1988′de, Irak ve İran ateşkes anlaşmasını imzaladılar. Irak ordusu ateşkesten 5 gün sonra Halepçe’yi geri aldı ve bu operasyon esnasında 200 insanın öldürüldüğü söylenmektedir.
16 Mart, Kürtler için bir kara gündür. O günden beri Newroz bayramını, Saddam’ın Halepçe’de uyguladığı insanlık ayıbının, binlerce Kürdün ve doğadaki canlının kimyasal gazla öldürülmesinin burukluğuyla karşılıyorlar.
“Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılâba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” (Şuara-227)
Son olarak bir iki noktaya işaret etmek isterim… İran’da kaldığım 10 yıl boyunca Irak güçlerinin iki kez kimyasal silah kullandığına şahit oldum. Ve bir diğer şahitliğim, Senendej’e yolculuk yaptığımız sırada, tam şehre girmek üzereyken onlarca savaş uçağı ve helikopterin şehri bombaladığını gördüm. Helikopterler ağır silahlarını kullanmış ve bize doğru geliyorlardı. Ateş başlayınca şöför, yavaşlamış olsa da hareket halindeki araçtan atladı. Ancak, kısa bir an sonra yattığı yerin çamuru üzerine bulaşmış bir şekilde yeniden arabaya girdi el frenini çekip yeniden aşağıya atladı. Ölümle buluştuğumuz bu anda komik halimize gülmemek elde değildi. Hızla araç boşaldı. Şehre vardığım zaman her tarafta ölüm vardı. Kan vardı. Ceset vardı. Toz ve dumanın yükseldiği bir mahalleye girdiğim zaman her evden fazlasıyla çocuk cesetlerinin kan içerisinde taşınma görüntüleri kalbime vurdu ve daha sonraki tahmini tahlillere göre ilk vurgunu orada yiyerek yere yığılmışım. Kimsenin benden haberi yok. Herkes cesetleriyle, ölümle, kana bulaşmış bedenleriyle izole olmuş durumda. İşte böyle bir Saddam’dan bahsediyoruz. Öğle vakti tam da herkesin sofrasının başında, evinde olduğu bir zamanda insanları katleden, sofralara kan bulaştıran bir caniden söz ediyoruz…
Halepçe şehitlerini ve sizi saygıyla selamlıyorum….”
Van Mazlumder şube başkanı Yakup Aslan’ın konuşmasından sonra Halepçe katliamını anlatan sinevizyon gösterimi başladı. Yoğun bir duygusal atmosferde süren gösterimde adeta gözlerden yuvarlanan gözyaşlarının sessizliği salona hakimdi.
Gösterimin ardından Yaşayan Diller Enstitüsü, Kürt Dili ve Kültürü Müdürü Sayın Doç. Vecihi Sönmez’in konuşması vardı. Vecihi hoca, zulmün tarifini yaptığı konuşmasında, Halebçe katliamının insanlık tarihinde kara bir leke olarak kaldığını hatırlattığı konuşmasında, Müslümanların bu ve benzeri konularda sessiz kalmamaları gerektiğini belirtti.
Programa Hewler’den katılan Halepçe Katliamı'nın tanıklarından Hewler Selahattin-i Eyübi Üniversitesi'nden Dr. Tarıq Muhammed ise dünya zulüm haritası çıkartılırsa, bunun en önemli noktasının da Kürt halkına yapılan zulmün olacağının anlaşılacağını ifade etti. Muhammed, konuşmasına şöyle devam etti: “Esir düşmüş, ağır acılar yaşamış bir şehir söylersen o da savunmasız mazlum Halepçe’dir. Ben Allah’ın taktiri olarak kurtulmuşum. Bombardıman günlerce sürdü. Bacımı yıllar sonra İran’da buldum. Dünya, bu zulme hep sessiz kaldı. Nerede Müslüman kardeşlerimiz? Halepçe, tarih boyunca başı dik olmakta, cengaverlikte, Müslümanlıkta, kardeşlikte, sivil toplum olarak, insanlık erdeminin zirvesindedir. Halepçe, Kürt mazlumiyetinin sembolüdür. Yaralarımız henüz derman bulmadı. Kürt Müslüman halkın, her geçen gün mazlumiyetinin haklılığı daha iyi anlaşılıyor."
Kimi zaman Kürtçe ve kimi zaman Türkçe mesajlar veren programının sunucusu Felemez Karedeniz de Halepçe katliamı üzerinden değil 26 yıl, yüzlerce 26 yıl geçse de yaşananların unutulmayacağını söyledi. Katliamı unutturmayacaklarının altını çizen Karadeniz, “Halepçe katliamının musebbiplerini Yüce Allah, bu dünyada olduğu gibi, ahirette de rezilu rüsva edecek, cezalandıracaktır. İnşallah. Biz buna inanıyor ve inanıyoruz ki o zalimlerin rolüne soyunan her kim olursa olsun, sonu Saddam ve yandaşlarından farklı olmayacaktır." diye konuştu. Felemez Karadeniz’in Kürtçe ve Türkçe masajları şu şekildeydi:
Çav jibo te kor bun, denge te seh nekirin, Helepçe mine mazlum u mehzun.
Ji wanên ku di rêya Allah Teala de hatine kuştin re nebêjih; “Ew mirî ne!” Ne xêr, ew sax in lê belê hûn pê nahesin û tênagihîjin.(Beqere,154)
Çum bajarê Helepçe, min dît reşî u wêran
Goristana şehîdan, agir berdida dilan
Ber abîda şehîdan, min guhê xwe da axê
Tev la’netê dixwînin, li vê dewr u li vê çaxê.
Halepçe'de insanlık öldü!
Bir merdivenin hemen yanına düşmüş bir baba ve oğlu… Baba ölüm anında bile babalığını yapmış. Dirseğine dayanarak oğlunun üstüne bir şey düşmemesi
için kendini destek yapmış. Bu, bütün bir katliamı anlatabilecek kadar güçlü... Dünyadaki bütün anne babaların evlatlarına olan sevgilerini dile getirebilecek kadar şefkatli… Bütün çocukları ifade edebilecek kadar masum… Ve yeryüzü zalimlerinin hepsine sıkılmış bir nefret gibi…
Bu fotoğraf Halepçeli Ömer Hawar ve oğluna ait. 7 kız babasıdır Ömer Hawar. Erkek evladı hasreti çeken Hawar`a, Allah ikiz oğlan çocuğu verir. Artık mutludur. Ömer Hawar o kadar mutludur ki artık sırtının yere gelmeyeceği hissi içindedir. Allah dualarını kabul etmiş ve erkek ikiz evlatları olmuş.
Tarih: 16 Mart 1988, öğlen vakti. Aile yemek yiyecektir. Atılır bir bir kimyasal bombalar. Gazlar yakıcıdır. Ömer gayr-ı ihtiyari bir oğlunu alır kucağına hızla koşmaya başlar. Diğer çocuklarını anneleri bir kamyonetle kurtaracaktır. Ömer Hawar canhıraş bir şekilde koşmaktadır. Aman çocuğuna bir şey olmasın. Kendisini düşünmemektedir Ömer. Ama ya çocukları… Koşmaya devam eder. Ancak zehirli hava her yere yayılmış ve komşuları teker teker düşmektedir sağa sola. Onun da koşacak mecali yoktur artık. Boğazı tahriş olmuş ve gaz etkisini göstermiştir.
Bütün gücünü topladığı halde ancak sokağı dönmüş ve 47 numaralı evin önüne gelebilmiştir. Artık son adımlarını atar ve evin merdiveninin önüne düşer. Ama bu düşüş normal bir düşüş değildir. Başını merdivene yaslar. Çocuğu altında kalıp ezilmesin diye yüzükoyun yattığı halde dirseğine dayanır. Kendisince önlemini almıştır. Ama Kimyasal Ali`nin Amerika ve Avrupa`nın sözde demokratik ülkelerinden satın aldığı gazlar bu basit tedbiri aşar. Kucağındaki çocuk ile şehit olurlar.
16ê Adare: Helepçe,
Bihar; jîyana nu, kefxweşî, dilgeşî u bextewarî
Gul u sosin, nergiz u binefş, şalol u bilbil u kewe li sere çîyaye Halepçe
16ê Adare: Bexdat
Dîsa Bihar; Lê mirin, jehr, kimyasal
Mirina zarok u pîran, de u bavan, kuştina hemu xwedî rihan.
Helepçe; Xale Umer, xaltîka Zîne. Mame Mihemed, Meta Eyşan…
Bexdat; Xwin xwar Saddam, Kimyasal Elî…
Belê gelî mêvanen bi rumet, berî 26 sala dîrok carek din dubare kir. Weke Kerbela, Hiroşima, Nagazaki,Palo, Gelîye Zîlan, Çeme Qulpe, Gazze,Mehabad u Berzan. Komkujîya Helepçe.
Piştî we Roboskî. Sibe kî zane kîjan Komkujî we ên em nizanın…
Su birikintilerinin başında ölüvermişlerdi. Bunlar da, kimyasal gazların yaktığı vücutlarını suyla ıslatarak, kurtulmaya çalışanlardı. Toplu cesetlerin arka planında, otlarken yine zehirli gazın etkisiyle telef olmuş ve vücutları şişmiş hayvanların görüntüsü göze çarpıyordu. Kısacası, bomba isabeti almış birkaç binanın dışında her şey yerli yerindeydi, ama bütün canlılar ölmüştü."
Halepçe'de insanlık öldü!
Zinhar tu hizar neke ku Xwedê ji ya ku zalim dikin bêagah e! Bi rastî ew, bes(cizayê) wan dihêle rojekê ku tê de çav beloq dibin. (İbrahim.42)
Spap ji bo MAZLUMDER u ji bo we ko hun beştarî bernama Bîranîna Komkujîya HELEPÇE bun. Jibo ku carek din komkujîyen din çênebin. HELEPÇE jibîr nekin u nedin jibîr kirin.
U divé gelé Kurd li hember buyeré wiha her dem hişyar be.
Müştehir Karakaya’nın Halepçe Katliamı üzerine yazılmış şiir dinletisiyle program son buldu.
Kapanışta da, Mazlumder Van Şubesi’nin hazırlattığı plaketler Hewler Selahattin-i Eyübi Üniversitesinden Dr. Tarıq Muhammed, VAN/TSO başkanı Necdet Takva, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Yaşayan Diller Enstitüsü, Kürt Dili ve Kültürü Müdürü Sayın Doç. Vecihi Sönmez, Şair Müştehir Karakaya ve Felemez Karedeniz hocaya taktim edildi…
FOTOĞRAFLAR



.jpg)

